defne-samyeli-yuz-ovali

YÜZ OVALİ İÇİN EGZERSİZ

 

Sevgili okurlarım..

 

Defne-samyeli-yuz-ovaliSizden gelen istek üzerine daha önce verdiğim video örnekleri hakkında tek tek açıklamaya yapayım istedim. Anlatımlar genelde İngilizce- esasen yabancı dil bilmeye gerek yok, çünkü nasıl olsa uzmanlar hareketi yapıyor ama çok kişi benden açıklama istedi. Daha faydalı olur diye yazıyorum.

 

‘Yüz için önerdiğim en yeni videolar’ başlıklı yazımdan

Yüz Ovali- video 1’e bakalım.

 

Linki burada: https://www.youtube.com/watch?v=Sy9tyu9PhGo

 

 

Link açılıyor, bu sayfadan tıklayınca ulaşamıyorsanız kopyalayıp google ya da hangi arama motorunu kullanıyorsanız onda yeni sayfa açarak oraya link adresini yapıştırın, sizi doğrudan video’ya götürecek.

 

 

Peta’nın Facerobics programında başarılı bulduğum hareketlerden biri, ben kendi yüz ovalim için en çok bu egzersizi yapıyorum. Video’nun 3:31’inci dakikasında Peta, yüzü toplamak için çalıştırmamız gereken Masseter kasını gösteriyor. Bunu görüp anlamamız önemli, zira hareketleri yaparken hedeflediğimiz kası da düşünür ve hatta gözümüzün önüne onu sıkılaşırken getirirsek çok daha iyi sonuç alıyoruz. Zihin-beden ilişkisini unutmayalım.

 

search

 

Video’nun 3:52 inci dakikasında Peta ellerini yumruk yapıp elmacık kemiklerin altına yerleştiriyor. Siz de yapıp yumruklarınızı hafifçe kulaklarınıza doğru çekerek cildinizi gerin. Yumruklarınızı yüzünüzün içine bastırmayın.

 

5:06’da bu esnada çenenizi ne yapacağınızı anlatıyor. Çeneyi haifiçe öne doğru itip geri çekiyorsunuz. Çok ileri itmenize gerek yok.

 

5:15’ten itibaren Masseter kasını çalıştırmanın önemini anlatıyor, yüzü yukarı kaldıran ağız kenarında ya da çenede sarkan kısımlar değil, kulağın altından çeneye inen bu kas aslında. Bunu çalıştırınca yüz çevresini de toplamış oluyoruz.

 

50 kere yapıyoruz bu hareketi. Sonra çeneyi uzattığımız halde kalıp bir on saniye bekleyip bırakıyoruz.

 

Her zaman olduğu gibi.. Yüzümüzü dikkatle inceliyoruz. Bir hafta sonra nasıl bir gelişme oldu? Sonuç almak iki- üç hafta sürebilir. Bence günde bir kez yeterli.

 

Kolay gelsinJ

 

kara-bugday

1 GÜNLÜK KARABUĞDAY DETOKSU

 

kara-bugday

 

Siz de benim gibi iştahınıza hakim olamayıp arada tatlıları ve karbonhidratı kaçırıyorsanız haftada bir gün yapılan detoksları şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer istediğimiz kilodaysak, kaçamakların hiç bir zararı yok. Hayatın neşesini niye kaçırıp kendimize işkence edelim, değil mi ama.

Haftada bir bu şekide dikkat etmek hem sindirim sistemini rahatlatıyor hem suçluluk duygusunu azaltıyorJ)

 

Tarif Taylan Kümeli’den.

Karabuğdayla henüz tanışmadıysanız bunu daha ertelemeyin. Mucize besinlerden. Glutensiz, kan şekerini düzenliyor, açlığı ciddi anlamda bastırıyor.

Ben sabah-öğle-akşam aşağıdaki tarifi tüketiyorum. Aralarda acıktıkça sınırsız salatalık yiyebilirsiniz. Bir de bol bol su. Adı detoks ama kahve, çay serbest. Su içmek şartıyla. Hafif günler….

 

 

Üç yemek kaşığı karabuğdayı isterseniz bir gece önceden haşlayın. Sabaha uğraşmayın diye.

 

Üçe bölün. Üçte birini bir kaba koyup üzerine bir büyük salatalık doğrayın. Ben küçük bir tutam maydonoz ve dereotu eklemeyi de seviyorum. Ödemi ciddi anlamda azaltıyor. Üzerine bir kutu sadece Activia yoğurt. İsterseniz baharat. Ben acı sevdiğim için biber de koyuyorum ama istemeyen için gerek yok.

 

Kalan karabuğdayı aynı şekilde öğle ve akşam yeneğinde aynı tarifle tüketin. Ara öğün sınırsız salatalık.

defne

YÜZ İÇİN TAVSİYE ETTİĞİM EN SON VIDEO’LAR

 

Sevgili okurlar,

 

Biliyorum internette bir ton yüz yogası/ egzersizi video’su var. Ben de devamlı yeni hareketlere bakıyorum ve deniyorum. Son üç aydır kullandıklarımı buraya ekledim. Unutmayın, öncelik ‘Neye ihtiyacım var?’ diye sorup ona göre hareket seçmek. İlk denemelerde sakın yapamıyorum diye vazgeçmeyin. Hareketi anlamaya, kasın kasılmalarını hissetmeye çalışın. Bir süre sonra çok kolaylaşacak.

 

Ve de.. Israr ettiğiniz müddetçe sonuç alırsınız. İki günde bırakmak yok:) Haydi bakalım…

 

maxresdefault-1

 

 

 

ELMACIK KEMİKLERİ

 

 

İzlenecek video: https://www.youtube.com/watch?v=jl9AMHkLR0I

 

Bu video’da da dördüncü hareket:

 

 

 

YÜZ OVALİ

 

Hem ovali topluyor, hem de yanakları şişiriyor:

 

Video 1: https://www.youtube.com/watch?v=Sy9tyu9PhGo

 

Yine yüz ovali için:

 

Video 2:

https://www.youtube.com/watch?v=XQ7kydr2EA0&index=6&list=PLT3MzwHYf6wzdNaYM-cN5hcVIfd7rrjZa

 

NASOLABIAL ÇİZGİLER (BURUNDAN DUDAK KENARLARINA İNEN GÜLME ÇİZGİLERİ)

 

https://www.youtube.com/watch?v=hkxicmNQntI&t=460s

 

 

 

GÖZLER

 

 

Üst ve alt gözkapağı için bu video’nun 50. Saniyesindeki hareket:

 

http://www.marieclaire.co.uk/beauty/how-to/5-anti-ageing-facial-exercises-you-can-try-at-home-94678

 

Alternatif video (açıklamalı):

 

https://www.youtube.com/watch?v=X7slZRfdgzc

 

Bu video’daki egzersiz benim yazımda bahsettiğim mantıkla yapılmalı http://defnesamyeli.tv/tabii-ki-gozler/

 

 

 

Üst göz kapakları için:

 

https://www.youtube.com/watch?v=bNbkcFuSMD4

 

 

 

 

 

BURUN:

 

https://www.youtube.com/watch?v=qVQbcNvKF0I

 

(Bir elle hafifçe burnun kenarını yukarı çekerken burun ucunuzla parmağınız aşağıya itiyorsunuz)

 

 

DUDAKLARIN DOLGUNLAŞMASI İÇİN

 

https://www.youtube.com/watch?v=czrS8CWNSVk&t=35s

 

 

Dudakların dışa kıvrılması için:

 

 

 

 

DUDAK ÜSTÜ ÇİZGİLERİ

 

https://www.youtube.com/watch?v=v3KjTIwLUgU

 

 

Bu video’da 7’30’’ deki dudak hareketi de başarılı. Sadece yaparken kırışan yerleriniz oluyorsa, parmaklarınızın yardımıyla onları açın.

 

https://www.youtube.com/watch?v=YoW_fPQH8Tk&t=324s

 

 

 

GIDIK PROBLEMİ İÇİN

 

BU VİDEO’NUN 1’38’’ DEKİ HAREKET

 

https://www.youtube.com/watch?v=b5-tb13h2uA

 

(Dilinizi üst damağınıza yapıştırıp bırakırken, başınızı arkaya atın. Dilinizi her damağınıza yapıştırdığınızda gıdınızı da içeri çekin)

 

 

MERİDYEN NOKTALARINA MASAJ:

 

Bir çok yüz masajı tavsiyesi var, ben enerji geçiş noktaları olan meridyenlere yapılan bu masajı etkili buluyorum.

 

https://www.youtube.com/watch?v=iL8_LMUovls

 

susam-yagi-mucizesi

SUSAM YAĞIYLA GELEN IŞILTI

IMG_3103 (1)

Ne zamandır cilt bakım yazısı yayınlamamışım. Kitaba yoğunlaştım ya, ondan sanırım. Ama bu kitap süreci cilt için yerni arayışlara ve araştırmalara yöneltti beni. Çok motive ve memnunum:)  Yola devam..

Yeni takıntım susam yağı. Bir güzellik mucizesi. Hem besleyici hem iyileştirici. E ve B vitaminleri, aminoasit ve mineral dolu susam yağını güneş koruyucu olarak da kullanıyorum. Son bir aydır her gün vücuduma ve yüzüme susam yağıyla masaj yapıyorum. Saçlar için de harika bir nemlendirici. Saç kreminizin içine bir yemek kaşığı susam yağı karıştırıp saçınızda bekletin ve suyla durulayın. Saç diplerine masaj yapıldığında saçın uzamasını sağlıyor, saçın tamamında kullanıldığında kırık uçlara bile çok iyi geliyor.

Bugün bu fotoğrafı paylaşmadan önce de susam yağıyla bir maske yaptım, yüzümde yarım saat beklettim. Ilık suyla çalkaladıktan sonra hafifçe kuruladım. Beni takip edenlerin bildiği gibi cilde gerekmedikçe fazla makyaj malzemesi kullanılmasını sevmiyorum. Alta primer’lar, kat kat kullanılan fondöten ve pudralar, üzerine bronzer’lar derken çizgilere doluyor, cildi kurutuyor, kirletiyor. Bir de maske gibi duruyor. Ben gözlerime standart makyajımı yaptım. Cildimde makyaj malzemesi olarak sadece Lancome’un bayıldığım Glow Subtil ışıltılı krem allığı var. Elmacık kemiğinin üstüne, hatta neredeyse gözün hemen altına ve dışarı doğru sürerseniz en iyi sonucu alıyorsunuz.

SUSAM YAĞI MASKESİ

1 yemek kaşığı organic bal

1 yemek kaşığı susam yağı

1 çay kaşığı gül suyu.

Malzemeleri bir küçük kapta karıştırın. Yüzünüze sürün, vaktiniz varsa 30 dakika, yoksa 20 dakika bekletin. Ilık suyla durulayın.

Bu maske cildi çok güzel besliyor ve nemlendiriyor. Işıl ışıl ve parlak yapıyor. Devamlı kullanıldığında ince kırışıklıkları açtığını söyleyebilirim.

Işıltılı günler.

defnesamyeli-gozler

TABİİ Kİ GÖZLER :)

IMG_8321

Yüzün cilt açısından en hassas yeri göz çevresi.

Bu bölgeyle ilgili sorunlar da kadın erkek herkeste ortak- gözaltı morlukları, torbalanma, şişlik ve elbette gözaltında ve kenarlarında (kaz ayağı diye adlandırılan) ince kırışıklıklar.

 

Sizden gelen soruların tamanına yakınında göz ve çevresi var. Araştırdığım ve denediğim kadarıyla faydası olduğunu düşündüğüm bilgileri paylaşıyorum:

 

Egzersiz: Göz çevresindeki kasları MUTLAKA çalıştırmak gerekiyor. Egzersizle kuvvetlenmiş iç ve dış göz kasları, gözaltı morlukları ve kırışıklıkları zaten çok büyük oranda yok ediyor.

 

Aynanın karşısına geçin. İki elinizin işaret, orta ve yüzük parmaklarını iki gözünüzün altındaki kemiğin üzerine yerleştirin. Hafifçe bastırıp ve yine çok hafifçe parmaklarınızla bu bölgeyi 2 ya da 3 mm kadar aşağı çekin. Şimdi gözleriniz açık halde tavana bakmaya çalışırken, parmaklarınızla bu baskıyı devam ettirin. Ve bir yandan gözlerinizi kapatmaya çalışın. Özellikle alt göz kapaklarınızın yukarıya gitmeye çalıştığını ama sizin engel olduğunuzu imgeleyin. Göz kaslarınızın nabız gibi ‘atmaya’ ve kasılmaya başladıklarını hissedeceksiniz. Bu şekilde kasılmaları, çalıştıklarını gösterir. 20 saniye kadar böyle tutun. Sonra bırakın. Üç set yapın.

 

Dikkat: Hareketi yaparken kaşlarınızı çatmamaya, alnınızı kırıştırmamaya dikkat edin.

 

Makyaj:

 

Mümkünse göz çeversine kapatıcı kullanmamaya özen gösterin. Gerekmedikçe bu bölgeye bir şey sürmeyin. Biliyorum hele göz altınız morsa zor, ama dışarıya çıkarken sadece güneş koruyuculu göz kremi kullanın lütfen, kapatıcı değil. Kapatıcılar-hele yoğunsa- göz altına hava aldırmıyor. Hatta kırışıklıkların içine dolduğu için bir süre sonra daha kötü bir görünüme neden oluyorlar. Ben kamera önünde geçtiğim zamanlarda bile hiç kullanmıyoruz. Dizi çekiminde ise netliği çok fazla ve ışığı çok az alanlarda cilt olduğundan da kusurlu göründüğü için –eğer mecbursam- Yves Saint Laurent’in Touche Eclat adlı çok hafif ve akışkan ürününü kullanıyorum.

 

Ev çözümleri:

 

Şiş gözler için çocukluğumdan beri kullandığım soğuk kaşık metodunu önerebilirim. İki yemek kaşığını buzluğa atıp birkaç dakika beklettikten sonra, kaşıkları ters çevirip göz kapaklarına hafifçe bastırın. Şişliği azaltıyor. Salatalık, gözlere çok iyi gelen bir doğa armağanı. Salatalığı dilimleyip gözlerin üzerine kapatabilirsiniz. İnce çizgiler için de çok iyi.

 

Gözaltı morlukları için, en önemli tavsiyem bol bol su. Mümkünse iki litre suyu her gün tükettiğiniz zaman farkı anlayacaksınız. Torbalanmaları da hafifletecek. Böbreklere iyi baktığımız zaman gözaltı sorunları da azalıyor. Çok önemli bir başka nokta da uyku. Günde en az 7 saat uyumazsak gözaltı morluklarına davetiye çıkarıyoruz. Taze dilimlenmiş patates de gözaltı morluklarına iyi geliyor. Hatta bu bölgeyi sıkılaştırıyor. Mümkünse birkaç akşam üstüste iki gözün de altına yarım ay şeklinde patates koyup 20 dakika bekletin. Bölgenin rengini açtığını farkedeceksiniz. Patatesi ortadan kesip ılık su dolu bir kasede biraz bekletip nişastasını suya bırakmayı bekleyebilir, bu suya batıracağınız pamuklarla göz kapaklarının üstüne ve çeversine yapacağınız kompresle genel bir sıkılaşma da elde edebilirsiniz. Yumurta beyazı yine aynı şekilde kullanılabilecek bir madde. Bunlar size yakın gelmezse gülsuyu kullanabilirsiniz, gözaltına o da iyi geliyor.

 

Saydıklarım dışında, genelde başvurduğum kaynaklarda hintyağı ve ananas da göz altı için öneriliyor; ama ben denemedim. Burada yazdığım öneriler, sizden gelen soru ve talep üzerine kendi deneyim ve araştırmalarımdan elde ettiğim çözümler. Her cilt tipine ve sorununun çzöümüne uygun olmayabilir. Her şeyde olduğu gibi aklımıza yatanı deneyip, sonra cildimizi ‘dinliyoruz’. İyi gelip gelmediğine öyle karar veriyoruz.

 

 

kahve-maskesi

Kahve Maskesi (Şişkinlik giderici)

IMG_7877Evde bu vaziyette dolaşıyorum. Tek sorumlusu, dün yediğim tuzlu şeyler. Veee cilt bakım meraklıları.. En sevdiğim maskelerimden birini paylaşıyorum şu an. Kahve maskesi… Sevgili dostlarım kahve, şişkinliğe en iyi gelen şey. Bol karbonhidrat ve tuz, yani hamur işleri tüketip hele alkol aldıysanız ertesi güne yüzün ne hale geldiğini tartışmaya gerek yok sanırımJ Benim gibi haftanın birkaç günü HD kamerayla çekimi olan birisi için yüzün ödemli olması çok sıkıntı verici. Arada ayçekirdeği krizlerim tutuyor mesela. Dün böyle bir geceydi. Bugüne her tarafım şiş uyandım. Ve hemen mutfağa gidip resimde gördüğünüz maskeyi hazırladım.

Malzemeler:

 

-2 yemek kaşığı yeni çekilmiş kahve. (Ben bugün Türk kahvesi kullandım)

-2 yemek kaşığı kakao

-1 yemek kaşığı bal

-3 yemek kaşığı tam yağlı yoğurt.

 

İyice karıştırın. Ben malzemeyi bol sevdiğim için kaşıkları dolduruyorum ama siz ‘silme’ doldurabilirsiniz. (Neticede benim malzemem arttı mesela, kızım Derin de yüzüne sürdü.) Siz karıştırdıkça kıvamı çikolatalı pudding gibi olacak.

 

 

Soğuk bir karışım-yoğurt sağolsun- ve çok da akışkan değil. Daha sürerken ferahlıyorsunuz. Ben sürdüm ve fotoğraftan da anlayacağınız gibi evde dolaştım durdum. 20 dakika yeter ama ben daha uzun tutmayı ve duşta silmeyi düşünüyorum. Hatta gözkapaklarım da şiş olduğu için üstlerine iki dilim salatalık koyup birkaç dakika uzanabilirim. Siz de böyle yapın, ve yüzünüzdeki besinler sayesinde cildinizin şahane antioksidan ve ödem atıcı etkilerle canlandığını hissedin. Güzel günler..

Defne Samyeli: Lisanslı Sporcu Olacağım

Televizyon sunuculuğundan haberciliğe, müzikten yazarlığa ve oyunculuğa kadar geniş bir yelpaze içinde mücadele eden Defne Samyeli, şimdi de Kurtlar Vadisi Pusu dizisindeki Ajan Zeynep rolüyle ekranda… Samyeli ile önce diziyi ve rolünü, sonra da kadına şiddetten özel hayatına kadar her şeyi konuştuk. Samyeli sorularımızı içtenlikle cevapladı.

 roportaj1Her şeyi ince eleyip sık dokuyan Defne Samyeli’nin yolu Kurtlar Vadisi Pusu’yla nasıl kesişti, nasıl ikna oldu?

-Yaz aylarında Necati Şaşmaz’ın teklifiyle oldu. Öncesinde bir-iki yıl süreyle ABD’de yaşamak üzerine hazırlık yapmıştım oysa, Kurtlar Vadisi’ne katılmam söz konusu olunca bu kararımdan vazgeçtim. Kurtlar Vadisi Pusu dünya çapında 55 milyon farklı IP’den izleniyor, düşünebiliyor musunuz? Bu yüz milyonlarca kişiye ulaşıyor demektir. Bir ayda sadece youtube’da 182 milyon kişinin izlediği bir yapım. 13 yıldır devam edip de her yayınında reyting birincisi olan başka televizyon dizisi dünyada yok. Sevinerek kabul ettim.

13 yıldır reyting şampiyonu olan bir diziye sonradan dahil olmak sizi ürketmedi mi?

-Bu kadar oturmuş bir yapıya dahil olmanın o kadar çok avantajı var ki, varsın bir iki zorluğu da oluversin. Dizinin şekillenmiş bir ruhu var, ona siz uyumlanmak zorundasınız. Mesela, yeni karakterlere seyircinin alışması da zaman alıyor. Ama ben bunları işin güzel zorlukları olarak görüyorum. Ayrıca ben zoru severim. Bu arada Zeynep de sevildi.

AKSİYON, BİÇİLMİŞ KAFTAN OLDU

Zeynep iddialı, zorlu ve sert bir kadın… Ajan karakterini üzerinize giyerken sizi en çok ne ya da neler zorladı?

-Karakteri oluştururken çok zorlanmadım. Bir süre sonra bilinçaltınızda karakterinize bir yer açılıyor ve istediğiniz an onun gibi düşünüp hareket etmeye başlıyorsunuz.

Bu tarz bir rol aklınızdan geçiyor muydu hiç?

-Çocukluğumdan beri oyunculuk hayallerimi ajanlık sahneleri süsler. Aksiyona, komplo teorilerine ve küresel gelişmelere meraklı olduğumdan benim için biçilmiş kaftan oldu.

SOĞUK HAVA BENİ BİRAZ ZORLUYOR

Dizide aksiyon sahneleri fazla. Yaşadığınız bir kaza ya da tehlike oldu mu?

-Prodüksiyon ekibi her türlü tehlikeye karşı önlem aldığı için güvenli bir ortamda çalışıyoruz.

roportaj3Kavga sahnelerinde?..

-Dövüş sahnelerinde ufak tefek çizik ve morarmalar oluyor tabii ama spordan alışık olduğum için dert etmiyorum. Onun dışında hepimiz profesyonel bir iş yaptığımızın bilincindeyiz, tedbirimizi almış oluyoruz.

Sizi zorlayan bir şey yok mu?

-Beni biraz zorlayan bir şey varsa o da soğuk hava. Bazen sıfırın altında soğukta incecik kıyafetlerle saatlerce çekim yaptığımız oluyor. Gerçekten tüm ekibin her sahnede büyük emeği var.

Zeynep’le benzeşen yanlarınız var mı?

-Zeynep’in çok sıradışı bir hikayesi olmasına rağmen bazı yaşanmışlıklarımız çok benziyor. Özelliklerimiz de. Bir kere tam bir survivor. Kuvvetli, risk almaktan çekinmeyen, inandıkları uğruna sonuna kadar savaşabilecek bir kadın.

ATATÜRK BENiM iÇiN iLHAM KAYNAĞI

 İlham aldığınız tek kişinin Atatürk olduğunu söylüyorsunuz. Nesinden ilham alıyorsunuz?

-Herkesten ilham aldığım şeyler var, ünlü ünsüz. Ama Atatürk vizyonu, öngörüsü, rasyonel düşünen herkesin cesaretini kırabilecek şartlarda bile hayal edip gerçekleştirdikleriyle benim için büyük bir ilham kaynağı.

Nişanlınız Prof. Dr. Emre Alkin’le bu beraberliği resmileştirmeyi düşünüyor musunuz?

-Düşünmesek nişanlı olmazdık. Nasıl biri, nasıl bir ilişki gibi sorulara cevaplarımın çok net olduğu bir yaşta Emre çıktı karşıma. İkimizi de ruhen ve kalben çok doyuran bir beraberliğimiz, boyumuz kadar çocuklarımız var. İmza konusunda acele etmemiz için bir neden yok.roportaj4

TEKVANDOYA MERAKLIYIM

Ajan olunca elinize silah aldınız. Silahla bu ilk buluşmanız mı oldu?

-Asker kızıyım. Ateşli silahlarla ilk tanışmam babam sayesinde oldu. Poligon tecrübem var, ama Kurtlar Vadisi’ne kadar yıllarca elime silah almamıştım.

Ajan Zeynep dövüşüyor ve siz de dövüş sporlarına yabancı değilsiniz. Bu eğitime ne zaman başladınız?

-Dövüş sporlarına merakım bundan 6-7 yıl öncesinde başladı. Sanat olarak gördüğüm dövüşte eğitim alıp derinleşmek için bir vesile bekliyordum. Bu rol tam bir fırsat oldu. Tekvando’ya meraklıydım ama şimdi Muay Thai çalışıyorum. Lisanslı sporcu olacağım. Kamera önü teknikler açısından dublör eğiten profesyonel bir hocayla çalışıyorum ama hedefim Tayland boksunda en iyi seviyeye gelebilmek.

Kadınların ezildiği bu ülkede sizin ekranda erkekleri dövmenizin kadınlara keyif verdiğini biliyor muydunuz?

-Öyle, değil mi? (gülüyor) Bana gelen tepkiler de o yönde. Ülkemizde jeune-damme rollerinin neredeyse tamamı ezilen, aldatılan, acı çeken kadın karakterler için. Zeynep hem kadın, hem de olabildiğince ‘maskülen’. Ruh ve beden olarak güçlü ve bu gücü erkekler üzerinde kullanmaktan çekinmeyen bir kadın. Onun hikayesini anlatıyor olmaktan dolayı çok memnunum.

roportaj5KADINA ŞİDDETİ ANNELER BİTİRİR

Ülkemizdeki kadına şiddet nasıl sona erebilir?

-Kadına şiddetin sona ermesi annelerin elinde. Erkek kadına saygının ne demek olduğunu önce kendi ailesinde görüyor. Erkek evlatlarımıza kadın- erkek herkesin hayatının kutsal olduğunu biz aşılamazsak, kadını ‘mal’ olarak gören ve ona eziyet ederek egosunu tamir etmeye çalışan zihniyet hep kazanacaktır. Kadına şiddetin bitmesi için bir zihniyet devrimi lazım.

RÖPORTAJ: YÜKSEL ŞENGÜL

olumlu-dusun

‘Olumlu Düşün’emeyenlerden Misiniz?

think-positive

Çok uzun zaman olmuş yazmayalı.

Oysa ne hevesle blog yazmaya başlamıştım. Sanırım köpeğim Boncuk’u kaybetmem bir dönüm noktası oldu. Aynı zamanlarda bir de yoğun dizi çekim programı… Ne zaman bilgisayar başına otursam, parmaklarımdan kasvet dökülüyordu.

Allah daha büyük dertler vermesin elbet, insanın sevdiklerinin kaybına alışması çok zor.

Kaybediyorsunuz.

Ama hayat ne kadar ürkütücü şekilde ‘aynı’ devam ediyor, değil mi? Yine güneş doğuyor, yine yağmur yağıyor, yine ödev ya da iş yapılıyor.. Hayattan sizin için büyük bir şey eksilse de, geride kalan her şey aynı. Sadece koca bir hüzne boyanıyor üstü. Hani tuvaldeki resmin tamamının üzerine atılan grimsi bir ton gibi.

Hayat bitmeyen mevsimlerin tekrarı. Hüznü de, acıyı da sonuna kadar yaşayıp duyguları onurlandırmak lazım. 2000’li yılların başından itibaren dünyayı saran olumlu düşünce-çekim yasası konulu kişisel gelişim kitap ve guru’larından payıma düşeni ben de aldım. Gitmediğim seminer, okumadığım bu konulu kitap çok azdır, varsa şaşarım. ‘Olumluya odaklan, olumlama yap’ sözlerini dinleyeyim dedim.

Ve arkadaşlar.. Anladım ki, bu mümkün değil:)

Elbette neye enerjisel olarak odaklanırsanız, onu büyütüyorsunuz. Ne var ki içiniz yangın yeriyken bir şey yokmuş gibi rol yapmak, kendini kandırmak hiç bir işe yaramıyor.

Şöyle düşünelim. Biz bir toprağız. Her tarafımız yaşadıklarımızdan ötürü dikenler ve ayrık otlarıyla sarılmış. Bakımsız, verimsiziz yani… ‘Haydi çiçek açalım’ diyoruz. Her tarafımıza çiçek fideleri dikiyoruz, tohumlar atıyoruz. O dikenli, ayrık otlu toprakta çiçek nasıl açsın yahu?

İnsanı ele geçirmiş bir sıkıntısı varken, ‘olumlu düşün’ diyenlere kafa atma isteği tam da bundan kaynaklanıyor Önce o toprağı temizlememiz gerekiyor çünkü. Ve bu öyle bir-iki günlük, ya da birkaç aylık değil.. Ömür boyu devam eden bir süreç. Evdeki temizlik gibi, gerçekten bir bahçeye bakmak gibi, blinçaltımız ve zihnimizle devamlı alakadar olmak gerekiyor. Oralara bir bakmak, basıncını azaltmak, ‘gazını almak’ gerekiyor…

Ne hissediyorum? Bugün olanlarla ilgili üzerimde nasıl izler kaldı? Para, iş, sevgili, bizi öfkelendiren biri.. Kiminle, hangi olayla ilgili duygumuz neyse onu kendimize itiraf edip, korkularımızı, öfkemizi dışarı çıkartmak çok önemli. Mümkünse her gün. Günümüzde sosyal bireyler olma adına o kadar çok şeyi insan içine atıyor, söylemek istediklerini ‘yutuyor’ ki, milyonlarca kişinin çareyi antidepresan, ya da diğer bağımlılıklarda bulmasına şaşmamalı.

Önce hisleri bir serbest bırakalım, ifade edelim.. Olumlamaya sonra geçeriz. O zaman gerçekten işe yarıyor. Stres azaltıcı birçok teknik çalıştım. Artık bunları buradan paylaşacağım teker teker. Ama sizleri de merak ediyorum arkadaşlar. Kırgınlıklarınızı, hüznünüzü, öfkenizi, kıskançlığınızı kendinize, ya da sevdiklerinize ifade edebiliyor musunuz? Ağlayabiliyor musunuz? Bağırabiliyor musunuz? Yoksa siz de ‘yutanlardan’ mısınız? Hüznü dağıtmak, stresi azaltmak için bir şeyler yapıyor musunuz? Açık açık paylaşmakta sakınca görmeyenler bu yazının altına yorum yazsın. Birbirimizden öğrenelim.

Not: Gizli kalsın diyenler email atabilir, ama onları cevaplama sözü veremiyorum her zaman olduğu gibi. Ancak birden çok kişiye fayda sağlayacak düşüncesiyle vakit ayırıp herkesin görebileceği şekilde ‘yorumlar’ın altına cevap yazabiliyorum. Benden hatırlatması. Görüşmek üzere…

Bir Gün Kaybedeceğini Bilerek…

“İyi de çok büyük bir sevgi kapısını kapatmış olacaksın o zaman”

Demişti bana Boğaziçi’ndeki İstatistik hocam Sevgi Hanım. Evime hayvan almam diye direndiğimde.

Derin bir iç geçirmiştim. İşte tam da o yüzden almak istemiyordum ya. ‘O gün’ er ya da geç gelecekti. Beklenmedik bir kaza ya da hastalık olmadığı takdirde biraz daha geç, ama kaçınılmaz..

Doğduğum andan itibaren tüylü ve dört ayaklı arkadaşlara büyük sevgim var. Kardeşim de ben de bu özelliğimizi babamızdan almışız. Öyle ki ben bebekken emekleyip köpeğimiz Magi’nin tasından aynı onun gibi su içermişim. Annem de bu duruma çıldırırmış. Zaman içinde çok hayvanımız oldu; her birinin kaybı bende iz bıraktı.

Babamı kaybettikten sonraki yıldı. ABD’de yaşayan küçük teyzem ‘oğlum’ diye sevdiği Lucky’yle bizi ziyarete gelmişti. Aylarca aynı evde kaldığımız Lucky’ye kanımız kaynamıştı resmen. Bir gün İstanbul’un vahşi sürücülerinden birinin tekerlekleri altında can verdi köpekçik.. Öyle çok ağladım ki. Ve karar verdim. Benim asla köpeğim olmayacaktı.. Kayıp tolerans kotam dolmuştu çünkü.

Aradan yıllar geçti. Evlendim, anne oldum. Ve bir gün. Hocam Sevgi Hanım’ın motive eden sözleri, arkadaşım Asena’nın telefonu derken kendimi yeni anne olmuş Labrador Jolie’nin evinde buldum. Ev sahibi, yavrularından en şişkosu ve en yaramazını gösterdi bana. Şişko yavruyu kaptığım gibi eve getirdim.

Boncuk’a adını o zaman 5 yaşında olan kızım Deren koydu. Bir süre sonra da sokakta simsiyah bir yavru kedi bulduk. Bu vahşi kediciğin adını da Yıldız koyduk. Labrador yavruları bence dünyanın en şeker yüzüne sahip.. Ama o şekerlikle hiç bağdaşmayan yaramazlığıyla Boncuk bana ilk aylarda bayağı çile çektirdi. Deri ve metalden başka tek mobilyamız benim piyano taburemdi, onu yedi. Salonu işgal etmesi yetmedi, evin her tarafına ulaşmadığı her an yaygara kopardı. Tuvalet eğitimini tamamlaması 7 ayı buldu. Az pisliğini temizlemedim. O zaman neredeyse 30 kilo olmuştu bile. Kendini uzun zaman insan zannetti. Benim katkılarımla tabii. Hiç unutmam, Boncuk’u alıp Tamer Dodurka’ya götürmüştüm, o zaman –belki hala- Türkiye’deki tek hayvan psikoloğu. O uyarmasa farkında bile değildim, meğer hayvana ben bebek muamelesi yaparmışım. Neyse.. Sonra köpek arkadaşlar edindirdik.. Ama o hep bizim obur, şımarık, hafif tembel ve sevgi arsızı köpeğimiz oldu.

Yıldız’la Boncuk 13 yaşındalar.. İdi. Yıldız’ı aniden kaybettik birkaç ay önce. FIP diye bir virüsten olduğunu tahmin ediyor veterinerimiz. Ben hala inanmıyorum. Hiç bir şeyi olmayan kedicik birkaç saat içinde nasıl öldü hala anlayamıyorum. Yıldız’ın yokluğuna alışamadım.

Boncuk da biraz yavaşlamasına rağmen geçen aya kadar zımba gibiydi. Evde annemin başının belası, devamlı ve ısrarlı sevgi gösterileriyle misafirlerimizin korkulu rüyası.. Birden iştahı kesildi. Dünyanın en obur hayvanı olduğu için bir terslik olduğunu hemen anladık. Üresi yüksek çıkınca iki hafta mecburen veterinerde serum aldı. Test sonucu böbreklerde küçülme gösteriyormuş.

Ama içimde tarifsiz bir hüzün. Araştırmadığım kaynak kalmadı. Evde bebek gibi bakıp bol bol su içiriyorduk. Derken bir gece arka ayakları tutmamaya başladı. Kalkmaya çalışıyor. Kalkamıyor. Havlıyor. Anlamıyor..

Onu öyle gördükçe bittik. Kendime bugünlerin kaçınılmaz olduğunu, bu kadar zaman bizimle olduğu için şükretmem gerektiğini hatırlatmakla birlikte kafam motor gibi çözüm üretmeye çalışıyor.

O beyaz yüzünü sıkı sıkı tutarak sevgi dolu iri kahverengi gözlerine bakıyorum.. “Bak Boncuk. Sen havla, ben seni kaldıracağım hep tamam mı?”

Anlıyor. Eskiden her yaptığı şeyi yapmak istiyor. Kapı çaldığında koşmak, bizimle göz göze geldiğinde yalamak için üstümüze hamle… Bunların hepsi için ‘Hav’ diyor. Hemen elimde ne varsa bırakıp yanına koşuyorum. Kalçasından kavrayıp destek verince ayağa kalkabiliyor. Alıştık böyle yapmaya. Bir köpek ve bir insan, hayatın yeni şartlarına şaşılacak kadar büyük bir hızla uyum sağlıyoruz. Çocukları yeni doğurduğum günlere dönmüş gibi hissediyorum kendimi. Gece uykumda benden ne kadar uzakta olursa olsun Boncuk’tan gelen en ufak bir sese zıplayarak kalkıyorum. O da adeta bebek oldu, şımarmalar, nazlanmalar.. . Yeter ki rahat etsin. Yeter ki neşesi yerinde olsun.

Evde misafirim olan büyük teyzem ve annemin şefkatiyle hazırlanan özel yemekler, ilaçlar, glukosamin takviyesi falan derken yeni bir sistem oturtmuştuk. Şehir dışında geçirdiğim bugünün sonunda öğrendim ki hiç yemek yememiş Boncuk. Üresi mi yükseldi yine acaba? Kardeşim konuştu veterinerle uzun uzun. Ben artık konuşmak istemiyorum. Kaç yıldır tanıyıp güvendiğim veterinerin sesi bile sinirlerimi bozuyor. Yıldız’dan hemen sonra hem de.. “E artık bunlar normal, hayvan yaşlı” lafını duymak istemiyorum.

Uçaktayım şimdi. Geceyarısını biraz geçiyor. Yapabildiğim tek şeyi yapıyorum. Yazıyorum. Şu anda konuşacak kimsem yok. Eve gider gitmez köpeğimin halini beğenmezsem acile götüreceğim.

Ben kabul etmek istesem de istemesem de son dönemece girdik gibi görünüyor. Boncuğum giderayak bize yine öğretiyor. Şefkati, sevgiyi, vefayı.

Emek vermeyi..

Hayatı hatta..

Bu sabah güneşin doğuşundan itibaren ne güzel şeyler yaşamıştım oysa. Jestler, dostlar, sürprizler, eski dostlar, denizin mavisine ormanın yeşiline şahadet. Yeni başlangıçlar için adımlar, heyecan.

Şimdi allak bullak vaziyette, bir uçak koltuğunda kucağımda bilgisayar iki büklüm gözyaşı döküyorum. İşte böyle..

Bir yanım kendime kızıyor, nankörlük etme ne dertler var diyor.

14 yaşımdaki bense “Sana demedim mi?” diyor..