Gündüz Seyranlık, Gece Gerdanlık.

Böyle diyorlar Mardin için. Haksız değiller.

Nereden nereye..

En son bir buçuk yıl önce Mardin’e gelmiştim. Milliyet yazarları, yöneticileri ve bölgelerin ileri gelenleriyle birlikte Güneydoğu’yu turlamıştık. Halkın günlük hayatına ortak olmuş, en güzel yerleri gezip, en şahane sofralara oturmuş, en umutlu ama sancılı bir döneme ışık tutmaya çalışmıştık.

O zaman İçişleri Bakanı Muammer Güler’di. Ateşkes vardı. Tek soru şuydu: Bir kaç ay sonrasında PKK’nın silahlı unsurları söz verildiği gibi Türkiye’yi terk edecek miydi.?

Aradan geçen bunca zamanda olanları/ olamayanları devlet etmsilcileri yol kazası ya da ‘iniş çıkış’ olarak değerlendirirken barış sürecine ilişkin umutların hala var olduğunu görmek beni sevindirdi. Son günlerde yaşanan tedirgin edici olaylardan herhangi bir iz görmedik. Ekstra bir güvenlik tedbirine de ihtiyaç duymadık.

****

‘Fikir Sofrası’

Bu kez geliş nedenim, bir yıldır düzenlenen ‘Fikir Sofrası’na katılmaktı. Denizbank desteğiyle işadamı Ahmet Arslan’ın bu organizasyonunda iş, akademi, finans ve medya dünyasının isimleriyle bazı STK başkanları bir sofrada ‘fikir paylaşıyor’. Konuşmacı konuksa bu kez Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ti. Panel Chatham House kurallarına göre yönetildiği için, isim vererek içeriden bilgi veremeyeceğim. Şununla yetineyim: Türkiye’nin bir çok sorunu üç saat boyunca masaya yatırıldı, fikirler paylaşıldı. İletişimden ve yeni bilgiden olsa olsa fayda gelir, dolayısıyla yeni şeyler öğrenmiş olarak döneceğim İstanbul’a.

****

Mardin’se aynı Mardin.

Ben size onu anlatayım. Kum rengi yapıları, daracık sokakkarı ve yokuşlarıyla büyülü, mistik, şahane.. Medeniyetler beşiği.. Sosyopolitik sıkıntılar olmasa Ortadoğu’nun en önemli çekim merkezlerinden biri olacağı kesin. Toplantı öncesi Kasimiye Medresesi’ne gittik. Önümüzde müthiş bir Mezopotamya manzarası.. Gün batarken denize bakıyormuş hissi veriyor. Zaten bölge halkı buraya ‘deniz’ diyor. Sonraki durağımız Süryaniler’in en önemli kiliselerinden Kırklar Kilisesi oldu.. Başpapaz Gabriel Akyüz bize ne tatlı anlattı, kilisenin tarihini. Sonra Sabancı Müzesi.. Mutlaka görülmeli, hayran kaldım. Hele bir de tarihi postane binası var ki… Eskiden Şahtana konağıymış. Kocaman avlulu bu güzel konak, dört yıl öncesine kadar postane olarak kullanılıyormuş. Hatta Muammer Güler’in babası bir dönem burada postane müdürüymüş..

 ****

Yemeklerden bahsetmeden olur mu?

Fikir Sofrası’nda Mardin dolması ve içli köftenin yanısıra elbette kaburga dolması, etli türlü ve şahane bir şehriyeli bulgur pilavı vardı. Finali tel kadayıfla yaptık. Pardon, final bu olamadı tabii. Zira sonra eski belediye başkanı Mehmet Pamuk ve zarif eşinin bağ evindeki sıra gecesine davetliydik.  Nazik evsahiplerimiz de sofra hazırlamışlardı tabii ki. Karnımız tok, çok yedik demeden masanın yıldızı çiğ köftenin hakkını verdik.

 ***

Eşek yardımıyla mümkün olabilen inşaat

Benim kaldığım otel İzala. Restore edilmiş, avlulu bir tarihi bina. Burayı yapan da yine Mehmet Pamuk’un ailesiymiş. Ağabeyi bana ne zorluklarla bu inşaatı yaptıklarını anlattı. Daracık sokaklar sorun tabii. Hafriyat ve diğer taşınması gerekenler, yıllarca eşeklere yüklenmiş de çıkarılmış. Kaldığım odanın tavanındaki oymalı ve kök boyalı süslemelerden yine oymalı yatak başına kadar o kadar her köşesine özenilmiş bir yapı ki, sevmeden edemiyorsunuz.

Yarınki rotada Midyat ve Hasankeyf var.

Siz bu yazıyı okuduğunuzda ben biriktirdiğim yeni anılarım cebimde, dönmüş olacağım. Hepinize iyi, güzel sürprizli haftalar..

Benzer Yazılar