defne-samyeli_son-arzum

Nereye Yürüyorum?

Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda. Bu gördüğünüz websitesi mesela.

Yazılar, ilgi alanları, projeler, fotoğraflar, hatta arşiv çalışması derken hayatımı yıllarca öncesine geri sarmış, film gibi izlemiş oldum.

Ben ürettiklerimi derler, yenilerini üstüne eklerken koca bir ekip de bu sitenin tasarımı ve fonksiyonel şekilde çalışması için uğraştı. Hanife Hanım’la Göktürk kafelerinde önümüzde laptop’lar çay ve kahve eşliğinde geçen saatler ve bitmeyen yazışmalar sonrasında işte karşınızdayız:)

Bu site benim küçük televiyonum, gazetem. Merak edenler benim dünyamda ne olup bitiyorsa artık burada bulacak. Sitem yeni bebeklerimden biri, her geçen gün yeni malzemelerle büyüteceğim onu.

Sırf bu amaçla depo olarak kullandığımız eve gidip tonlarca koliyi karıştırmak için bile motive vaziyetteyim, düşünün artık.

Bu arşiv işi sardı beni çok! Eski hayatlarımdan, eski benlerden ‘an’ları yakalayan fotoğraflar, 90’lı yılların saçı, başı, takılarıyla sunduğum TV programları, çocuklarımın bebeklikleri, eski yaşamlar..

Bir yandan yeni olan her şey..

Müziğim gibi…

Ben kendi halimde çalıp söylüyordum yıllardır.

Derken güvendiğim bazı müzik insanları sesimi daha çok kişiyle paylaşmam gerektiğine beni ikna ettiler. ‘Bilmem ki..’ dedim..

Beni, söylemeyi sevdiğim şarkıları çok kişi dinlemek ister mi?

‘İstemez mi?’ dediler… Menajerim Oğuz Arınmış bana güven verdi.  Ve hala azıcık çekinceyle- müzik sektörünün değişmez görünen bazı kuralları beni yirmili yaşlarımda korkutmuştu– ama çok sevgiyle, tutkuyla, eğlenerek, güle oynaya stüdyoya girdik.

WePlay’in sahibi, gerçek bir müzik aşığı Haluk Polat,Son Arzum’u söylemem için bana ilk önerdiğinde cevabı heyecanla çarpan kalbim vermişti çoktan. Bir çırpıda hazırlanan şarkı, büyük tesadüf sonucu Endemol’deki çok sevgili dostlarım aracılığıyla her hafta rating rekoru kıran Paramparça dizisinde yayınlandı.

Ve huzurunuzda… Umarım seversiniz. Çünkü bu proje iyi niyetle, sadece müziğe hizmet etmek isteyen bir avuç çocuk ruhlu insanın biraraya gelmesiyle doğdu.

Bir yandan da Son Arzum, ve teker teker size sunacağımız diğer şarkılar da beni seçti sanki. Tuhaf gelebilir, ama aynen öyle oldu. Sanki bu şarkılar bir küçük tim kurdular, beni nazikçe doğru insanlar ve adımlara yönlendirdiler. Ve ben nasıl olduğunu anlamadan kendimi tüm diğer işleri reddetmiş ve müziğe adamış buldum.

Bütün gün ne yaptım bir yandan biliyor musunuz? Bu siteyi kurarken elime aldığım onlarca arşiv DVD’sinde benim için çok değerli haber yayınlarımı izliyorum. Evim gibi stüdyomdan, Meclis’e, Brüksel’den Washington’a yaptığımız yayınları.. Şimdi her biri müdür olan eski muhabir arkadaşlarımı.

İçim o dönemin enerjisi, hızı ve dinamizmiyle doluyor bir anda. O haber ikliminde, yayınların her saniyesinde o kadar ‘ben’im ki

Ama sanki hayatımın bu döneminde bir başka ben, içimde yıllardır bekletilmiş sanatçı artık dışarı çıkmak istiyor. Deli gibi senaryo yazıyor, sahne çalışıyor, sinema izliyor, çiçeğe-böceğe-göğe bakınca ağlıyor, gülüyor, durmadan şarkı söylüyor da söylüyor.

Bakalım bu yol beni nereye götürecek?

Hiç bir fikrim yok. Tek bildiğim içimden geleni, kalbimden geçeni yaptığım. Keyfim, huzurum çok yerinde.

Uzun lafın kısası…Nereye gidiyorsak, sizinle birlikte gideceğiz. Zira benim neredeyse bütün hayatım, tüm başarılarım, başarısızlıklarım, sevinçlerim, üzüntülerim sizin gözünüzün önünde yaşandı.

Eğer fazlasını ve ‘gerçek olanı’ merak ediyorsanız, arada bir buraya uğrayın.

Beni çocuk yaşta üne kavuşturan, hep daha iyisini yapmam için motive eden ilginize müteşekkirim.

İyi ki varsınız.

mustafa-amca

Helal Olsun Mustafa Amca

İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür bitince de bitmeyen cinsten. 85 yaşındaki Mustafa Çoban, 9 ay önce 69 yıllık eşini kaybetmiş. Her gün eşinin mezarına gitmekle kalmıyor, orada uyuyor! Alzheimer hastası eşi Songül, mezarda yalnız kalacak diye ölmekten korkarmış da ondan. Eşine sevgisini anlatırken gözlerinden yaşlar süzülen Mustafa Amca.. İyi ki varsınız. Katıksız, şartsız, gerçek sevginin varlığını gösterdiğiniz için.. Ne mutlu 69 yılını en sevdiğiyle geçiren size ve eşinize.. Ben de sizler için dua edeceğim..

Benzer Yazılar

yol-stresi

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim….

* Hem de nereseyse hepsini okuyorum.

Mesafeliyim, çünkü bir çoğu yabancı kitaplardan ‘esinlenerek’ yazılmış. Öyle kitaplar var ki kelimesi kelimesine başka yayınlardan çevrilmiş. Bence hoş değil. Hele karmadan, evrensel yasalardan bahseden bir iş yapıyorsanız. Kimden alıntı yaptığınızı, ilham aldığınızı söyleseniz ne olur ki.

 Okuyorum, ve destekliyorum. Çünkü her yazar kendi hikayesini ve zorlukları nasıl yendiğini anlatıyor. Bu açıdan ilham verici olduklarını düşünüyorum.

 Metin Hara’nın ‘Aşkın İstilası, Yol’u bu sene yazılanlar içinde tartışmasız en beğendiğim kitap oldu. Hem tıp hem spiritüel eğitim almış genç yazar şimdiden fenomen. Vücudun kendini şifalandırmasından tutun da her hastalığın duygusal düzlemdeki gerçek nedenlerine kadar benzerlerinden çok aydınlatıcı bir kitap. Metin Hara’yı tanımıyorum, ama bir okur olarak iyi niyetine ve samimiyetine inandım. Hatta sayesinde ihmal ettiğim eski enerji çalışmalarıma döndüm. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Benzer Yazılar

eskici

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat koşabilirim. İlgilendiğim bir konu için gözlerim ağrıyıncaya kadar internette okuyabilirim. Çocuklarımla bir program uğruna iki saat araba kullanmaya, arkadaşlarla buluşmak için gecenin bir yarısı giyinip çıkmaya da hep varım.

Ama.. Şu ev düzenleme işi yok mu.. Psikolojide ‘procrastination’ var ya- erteleme, ağırdan alma yani. Benimki öyle bir ağırdan almaydı ki, bir yıldır yapacağım diyorum ama ne elim ne ruhum varıyordu.

Bunun nedenleri var elbet. Bende geçmişten kopamama hali mevcut. Kimileri bunu Yengeç burcu olmamla bağlantılandırabilir…Benim için her eşyanın bir hatırası, hatta ruhu vardır.

Seyahatte biten diş macununun tüpünü atmak için ülkeme geri dönmeyi beklediğimi bilirim.

Anlayacağınız, eski eşyaları atmakta zorlanırım. O kazak ‘o gün’ giyilmiştir, o uçak bileti parçası ‘şu seyahatin’ anısıdır.. Devamlı günlük tutarım. Her yerde ‘izlenimlerimi’ yazdığım kağıtlar vardır mesela, gün gelir alakasız birinin eline geçer ve ben hep pişman olurum..  ‘Bir daha yazmayacağım!’ derim ama nerdee? Bugün elime geçen defter sayısı, altı.

Buna rağmen bir de düzen sevdiğim için., çekmecelerimin ve giyinme odamın üstüme üstüme geldiği aylar sonrasında soluğu Ikea’da aldım. Raflar, ekstra dolap falan derken bugünü temizlikle geçirdim.

Attım, attım, attım…

Sonuç:

  • ******Dünya varmış. Üzerimden büyük bir yük kalktı. Dedikleri kadar var- uzmanlar iddia ediyor ya ‘eşya yığınları’ evin enerjisini bloke ediyor diye. Aynı vücuttaki tümör gibi, kullanılmayan yığınlar bulunduğu ortamdaki enerji akışını engelleyip ortamı bir nevi ‘hasta’ ediyormuş. Olabilir.
  • ***** Karar verdim. Bir daha eve her kağıt/kartvizit/dergi/ işle ilgili doküman getirişimde HEMEN doğru yere yerleştirip, ihtiyacım olmayanı atacağım. Siz yapmazsanız, mutlaka birileri onları bir yerlere piller, oyuncaklar ve gazeteler arasında tıkıştırıveriyor çünkü.
  • *****Nostalji merakımı bir kutuyla sınırlandırıp, gerisini atacak kadar pervasız olacağım.
  • Darısı sizin başınıza.
  • İtiraf edin, sağda solda içinde ne olduğunu bile unuttuğunuz kolileriniz yok mu?

Benzer Yazılar

firsatlar

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe merkezi büyük şehir gibi nice zafer ve gözyaşına sahne olmuş olan ‘Melekler şehri’, özellikle performans sanatı icra edenlerin durağı. Beyazperdeye gönül vermiş herkesin hayallerinin en tepesinde Hollywood var.

Dünyanın her tarafından olduğu gibi Türkiye’den de pek çok isim, ajanslarla bağlantı halinde. Fırsat buldukları zaman hem ufuk genişletmek, İngilizlerini geliştirmek hem de bir kapı aralamak için LA’de bir kaç ay ya da yıl geçiriyorlar.

Bu uğurda çalışıp çabalayan milyonlarca aktörle hayalleri aynı. Bir Hollywood yapımında yer almak.. Sokaklarda Cassandra gibi neşeyle hedefine giden ve hayat ona iş olarak ne getirirse şükranla kabul edenler de varHenüz gerçekleşmemiş hayallerine gitgide içerlemeye başlamış, kendini tüketenler de..

Hayat oyununda bütün dönemeçler, bütün yollar, keşfetmemiz için değil mi?

Her şeyi bir oyun gibi görmeye başladığımızda istediklerimiz de istemediklerimiz de anlıyoruz ki, aslında ‘olması gerekenler’. Hele oyuncular için.

Benzer Yazılar

kanser

Kanserleri Yere Seren Kadın…

Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine uzanmış yoga yapıyordu ekranda. Ne tip yoga, kimmiş bakayım derken anladım ki ekrandaki sevgili Nilgün Belgün’ün Fox’taki programı. Yoga yapansa modacı Clio Fotiyadis.

İlk tanıdığımız adıyla Clio Mutaf.

Değişen tek şey soyadı olmamış Clio’nun. Görmeyeli epey sallantılı bir hayat yolculuğu geçirmiş. Sallantılı derken… Sadece sağlık kısmına düşeni bile çoğu insanı canından bezdirir.

Clio, rahim kanseri, ardından meme kanserine yakalanmış. Beyninde de bir tümör saptanmış. Önce ameliyat olmuş. Sonra tümörler yeniden vücuduna dadanmış. O da tası tarağı toplamış, Hindistan’a gitmiş. Orada alternatif tıp uzmanı bir doktorla tanışması hayatını değiştirmiş.. Daha doğrusu hayatını yeniden keşfetmesini sağlamış.

Ameliyat olmadan, hiç bir ağır tedavi geçirmeden tamamen sağlığına kavuşmuş. Ülkesine geri dönmüş. Ama eski, şehir hayatına değil. Gökçeada’ya yerleşmiş. Clio, şu an yoga eğitmeni. Kendini doğaya ve enerji çalışmalarına adamış. Bir bikini üstü ve pareoyla yoga yaparken çekilen görüntülerde inanın yirmili yaşlarda duruyor vücudu. Orta yaşı ele veren saç diplerini boyatma gereği bile duymamış. Öyle ışıl ışıl, öyle memnun ki kendinden.

Her şey beyinde”  diyor Clio Fotiyadis. Hastalanmak da, iyileşmek de.

Pozitif düşüncenin insan bedeni üzerindeki mucizelerini saymakla bitiremiyoruz ya son yıllarda.

Başkalarının yargılarına bu kadar bağımlı, maddeye bu kadar esir, kin, kıskançlık ve kötücüllükle içimiz çıfıt çarşısıyken…

Tonlarca ilaç kullanmışız neye yarar? Bir düşünelim bugün. Sağlık zihinde başlıyor. Önce onu temizlemekle başlayalım.

Benzer Yazılar

degisim-zamani

Değişim Zamanı

İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız. Ego darbe almış, Karadeniz’de gemiler batmış.

Çok sevdiğim yazar Wayne Dyer bir radyo programına katılacağı gün, radyonun kapatılacağı belli olmuş. Dyer, perişan çalışanlara tek tek sormuş “Peki burada olmaktan memnun muydun?”

Çoğunluk ‘hayır’ demiş. “Geçinmek için idare ediyorduk.”

 Bunun üzerine yazarın yönelttiği soru şu:

 “Allah size değişme zamanının geldiğini nasıl söylesin?”

 ***

Bulunduğunuz yerde mutlu değilsiniz. Hayat amacınızın bir başka yerde olduğunu hissediyorsunuz. Geçim sağlayacaksınız diye bulunduğunuz yere çakılı kalmışsınız.

Sadece güvenli limanda kalma güdüsünden dolayı, çıkıp fırsatları keşfedemiyorsunuz bile. Çünkü vaktiniz, fırsatınız, en önemlisi de cesaretiniz yok..

Sizin için daha hayırlı kapılar açmaya hazırlanan, değişim zamanının geldiğini bildiren ulu güçler de sizi kendi kendinize yapamayacağınız bir ayrılığa mecbur bırakıyor.

Bu yazı, işinden ayrılıp da ilham arayanlara gelsin bugün. Çok daha büyük kapılar açılacak önünüzde. “İyi ki…” diyeceksiniz. Sadece inanın.

Benzer Yazılar

ayaga-kalk

Ayağa Kalkma Zamanı

İnişler çıkışlar demişken..

Madem bunlar kaçınılmaz, şunu da konuşalım..

İnsan yokuş aşağı gitmeye bir başladı mı sanki gitgide hızlanmıyor mu? Daha fazla düşmeyesiniz diye kenarlarda tutunacak bir dal arıyorsunuz hani. Ama panik arttıkça, sanki hayat daha da zalimleşiyor, bırakın dalı, tutunmak için diken bile bulamıyorsunuz.

 Sonra olanca hızla yere çakılıyorsunuz.

Aslında huzurun başladığı yer orası. Artık kaybedilecek hiç bir şeyin olmadığı o nokta. Çırpınmanın, çabalamanın bittiği, teslim oluşun başladığı zemin.

 Etrafımızdaki yeniden doğuş hikayelerinin neredeyse hepsinin bu ‘dibe vuruş’tan sonra olması tesadüf değil. Oradan sonra, zaten sadece yeniden yükselmek var. Basamakları birer birer yeniden çıkmak. Yere düştüğünde ‘Ucunda ölüm yokmuş ki’ diyebilmek.

Bugün bu yazı da dibe vurduğunu düşünenlere gelsin. Silkinip yola devam diyebilen o kadar çok insan var ki.

 Biri neden siz olmayasınız? Gözyaşları yeteri kadar akıp dertlenme bittiğinde..

İçinizde ‘Haydi, yavaş da olsa ayağa kalkma zamanı’ diyen o sesi sakın susturmayın. 

Benzer Yazılar

durmak

Durmak İyidir…

Geçen günkü ‘düştükten sonra ayağa kalkmak’ konulu yazıma sizden çok email geldi. Aynı bir önceki hafta yazdığım ‘İşten atıldıysanız’ başlıklı yazıma olduğu gibi.

O zaman… Bağlantılı bir başka konuyu da gündeme getirelim. Bakarsınız bu satırlara ihtiyacı olan birileri vardır bugün de.

Bir zamanlar çok aktifken duraklama dönemi yaşayanların mesela.

Nasıl gündüz bitiyor, gece başlıyor. Nasıl yaz bitiyor, sonbahar geliyor, sonra kış. Aynen böyle, hayatımızın da ‘sezonları’ var.

O gece olmasa ihtiyacımız olan uykuyu nasıl alacağız?

O sonbahar olmasa eski yapraklarımızı nasıl döküp de bedenen, ruhen yenileneceğiz? Hayatımız ve kendimiz hakkında karar vermek için nasıl zaman bulacağız?

Duraklama dönemleriyle barışmanın tam zamanı. Hatta tadını çıkarmanın. Pilav gibi, piştikten sonra gerçek tadımıza eriştiğimiz ‘demlenme’ süreleri bunlar.

Duralım ki kendi içimize dönelim, gücümüzü geri kazanalım.

Duralım ki yeni yapraklarımızı filizleyelim, yaratıcılığımız canlansın. Rutin, ayaklarımızı sürüyerek zorla gittiğimiz iş devam ederken olmaz ki bu işler zaten.

Son söz kendi kurduğu şirketten atıldıktan sonra geri dönüp aynı şirketi efsane yapan Steve Jobs’ın:

Başlarda göremedim ama Apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şeylerden biriydi. Başarılı olmanın ağırlığı bir anda hiçbirşeyden emin olmayan yeniden başlayan biri olmanın hafifliğini getirdi. Bu benim hayatımın en yaratıcı dönemine özgür olarak girmemi sağladı” 

Benzer Yazılar

iyilik

İyi ki Varsınız

Tebrikler Erhan Erol.. Ve de Bodrum itfaiyesi.. Bu kadar dikkatli ve duyarlı olduğunuz için… Erhan Bey, Bodrum’da bir yağmur suyu tahliye kanalının denize bakan kısmından ağzından ıslak yavrusuyla çıkan bir sokak köpeğini görünce şüphelenmiş. Hemen itfaiyeye haber vermiş. İtfaiye önce kanala giden suyu kesmiş. İzlediğim görüntülerde dar olduğu için itafiye kanala giremedi. Anne köpeği çağırıp, kanala soktular. O da geride kalan 7 yavrusunu kurtardı. Kanallar, dereler, yetişkin- çocuk her canlı için tehditken, bir kez de olsa böyle mutlu bir son görmek nasıl iyi geldi. O köpeğin anneliği, bebekleri için çabası, ona yardım eden iyi yürekli insanlar… İyi ki varsınız.

Benzer Yazılar