“Yiyin Kocanızın Parasını, Öbürüne Kalmasın!”

Fotoğraf internette dolaşıyor. Bir pazarda çekilmiş sanki.

Yazıyı okuyan tanıdığım her kadın bıyık altından güldü. Zira pazarcı- ya da yazan her kimse- mutsuz ve kötü bir çok evliliğin hala neden devam ettiğini çözmüş.

Ve beş kelimede özetlemiş.

İstisnalar kaideyi bozmasa da, kocasının kendisini aldattığını bilen kadınların büyük bir çoğunluğu evliliğini bitirmiyor.  Kadının doğal tepkisi evliliğini kurtarmak. Çoğunlukla düzen bozulmasın diye, hele çocuk da varsa.

Başkasına kaptıracağıma…

Ama en önemli nedenlerden biri, öteki kadın.

Erkeğini  ona kaptırmaktansa, aldatmış olmasına rağmen o erkek bir anda değere biniyor. Kör ölünce badem gözlü olur misali. Ve tabii evliliğe o zamana kadar yapılmış olan yatırım da var.

Öyle ya, onca yıl geçmiş. Gençlik bu adama verilmiş, saçlar süpürge edilmiş. Adama destek olunmuş, kocanın gençken azıcık olan imkanları şimdi onbeşe katlanmış…

Cefası çekilmiş, sefasını niye yeni kadın sürsün?

O nedenle kafa başka yöne çevriliyor. Evliliğin sunduğu imkanlardan sonuna kadar faydalanılıyor.

Sessiz anlaşma, evliliğin idam fermanı..

Erkek de gizliden gizliye farkında olduğu bu sessiz anlaşmanın kendine düşen tarafını eşine verdiği hediyelerle ve pahalı tatillerle üstleniyor.

Sırf ‘başkası faydalanmasın’ ya da ‘finansal ve sosyal rahatı bozulmasın’ diye bu sessiz anlaşmalara imza atan kadınlar, kendilerine büyük kötülük ediyorlar oysa. Sevilebilir olduklarına ilişkin inançları her gün azalıyor, hep mutsuz ve tatminsiz oluyorlar.

 ‘Öbürü’ akıl çeldiğinde..

Haa bir de..

‘Kafayı öbür tarafa’ çevirmekle olmuyor. Bir gün o öbür kadınlardan biri öyle bir akıl çeliyor ki, sessizce aldatılmaya tamam demiş kadın, kendini bir anda kapının önünde buluveriyor.

Benzer durumdaysanız, araştırın, etrafınız onlarca ‘kötü son’la dolu. Ya da henüz izlemediyseniz Cate Blanchett’e Oscar getiren Blue Jasmine’i mutlaka bir yerlerden bulun.

Ve hayatınızı size en layık şekilde nasıl yaşayabileceğiniz üzerine düşünün. Hiç bir zaman geç değil.

Benzer Yazılar

İş Ciddiyete Binince..

Aşık bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden biri.. Ama düşündükçe gülmekten kendimi alamıyorum.

 İlişki ciddileştiğinde taraflardan birinin ayak sürümeye başlaması normal. Bu taraf, kişilerin önceki tecrübelerine ve evlilikle ilgili düşüncelerine göre değişiyor, kadın da olabilir erkek de yani. Ama iş evliliğe gidecek gibi olduğunda genelde erkekler panikliyor. Yüzük, izdivaç kadının hayali ya, erkeğin ‘kafesi’ ya, o hesap.

 “Evlenemem çünkü öldüm ben..”

 ABD’li Tucker Blanford, İngiliz sevgilisi Alex’i şımartmış da şımartmış. Romantik yemekler, hediyeler, büyük aşk.. Kızcağızın İngiltere’ye dönmesi gerekince de soruyu patlatmış: “Benimle evlenir misin?”

Genç kız sevinmiş.. İngiltere’de hazırlıklar, davetiyeler, gelinlik falan. Derken kıza bir telefon…. “Tucker’ın babasıyım. Üzgünüm ama Tucker öldü. Depresyondaydı, kendini bir arabanın önüne attı”.

 Kız yıkılmış tabii.. Sonradan bunun yalan olduğunu, hatta kendisiyle ‘baba’ gibi konuşanın da bizzat Tucker olduğunu öğrenince şoka girmiş.

Aşka inancı kalmamış. E normal.

 Yahu insan evlilikten vazgeçtiğini, ya da henüz erken olduğunu, ya da ne bileyim tereddüt duyduğunu söylemekten bu kadar mı korkar? Ölmüş gibi mi yapar?

 İlişki için en önemlisi, zaman..

 Karşınızdaki anın/duygularının/ hormonlarının dolduruşuna gelip yüz tane evlenme teklifi de etse ‘İşte beklenen an!’ noktasına gelmeyin. Evlenme teklifi bir sürecin sonu değil, aksine başlangıcı.

 Çok görüyorum etrafımda, evliliğin ne büyük sorumluluk olduğunu anladıktan sonra işi soğutmaya ya da ertelemeye çalışan erkekleri..

Karşınızdaki erkeğe, ama esas kendinize de zaman tanımalısınız.

 Kadın olarak esas siz,  ‘bu kişi hayatım boyunca partnerim olabilir mi, aşkımız sevgimiz  yıllar boyu sürer mi’ye bakmalısınız.

Benzer Yazılar

Kocanın Hiç mi Günahı Yok?

İyi giyimli dört kadın. Genç bir kadını alışveriş merkezinde sıkıştırıyorlar. Ona saldırıp üstünü başını yırtıyorlar. Ayakkabılarının topuklarıyla çıplak kadına devamlı vuruyorlar.

Kurban kadın, içlerinden birinin kocasıyla yatmış çünkü. Çin’de bu aralar pek popüler bir cezaymış. Kadınlar arkadaşlarını topluyor; kocalarıyla yatan kadını kıstırıp dövüyorlarmış.

Toplum da bunu makul karşılıyormuş. Haberi ilk gördüğüm İngiliz Daily Mirror online bir anket yapıyor bunun üzerine.

Soru: “Siz bu durumda zinacı kadını döven kadına yardım eder miydiniz?”

Bir de baktım ki yüzde 80’e yakın okur, ‘Yardım ederdim’ diye yanıtlamış!

Yahu… Birini dövmek gerekiyorsa, koca ne güne duruyor?

Etrafta ‘kuyruk sallayan’ çok kadın var argümanı vardır ya hani. Erkek de zavallıdır, ne yapsındır, bir canı vardır. Bir kere hayır der, iki kere der.. Ama kuyruk bu işte, sallanıyor.. Bütün suç o kötü kadınlarındır..

Geçiniz…

Ahlaki zafiyet içinde olan diğer kadınla niye işiniz olsun ki? Tanımaz, bilmezsiniz. Kocanız sizin hakkınızda, ilişkiniz hakkında ona neler söylüyor bilmezsiniz.

Kadının muhatabı, erkek olmalı.

Hesaplaşılacaksa onunla hesaplaşmalı.

Dövmek değil de konuşmak daha verimli olur inancındayım, haliyle.

Benzer Yazılar

“Gönlüm Isındığında Terkediliyorum”

Ne zaman benim de gönlüm ısınmaya başlasa beni terkediyorlar. Bu kadar peşimden koş.. Ben de seveyim o zaman dediğim anda da kaç.. Neden?”

‘Erkekler aramadığında’ konulu yazıma gelen emaillerdeki ortak soru.  Daha önce dediğimiz gibi, hiç bir şeyin tek nedeni olamaz. Birincisi, defalarca duymuş olduğunuzu düşündüğüm klasik bilgi: Erkek yaradılışı itibariyle ‘avcı’dır. Kovalama bittiği anda ilgisinin azalması normal. Peşinizde koşup da sizin içinizin de ona ısındığını anladığı an çekip gidiyorsa zaten bu işi oyun haline getirmiş biridir. Bırakın gitsin. Böyleleri skor ve küçük zafer peşinde olan narsisistlerdir genelde, size vereceği bir şeyi zaten yoktur.

***

Ya da.. Siz değişmişsinizdir.

Kadınlar sevmeyi seviyor. Hele başını koyacağı bir omzu çok aramışsa, ancak biriyle beraberken tam ve bütün olacağına inanmışsa, sevgili adayını tespit ettiğinde anında değişebiliyor. Bazı kadınlar erkeği alıp üzerine neredeyse ‘Artık bu benim sevgilim’ diye yazıyor hatta, tüm sevgisini ve ilgisini boca ederek erkeği boğuyor.

Erkekleri ‘muhtaç kadın’ kadar çabuk kaçıran bir şey yok. O ilişkiye, kendisine, ilgisine ne kadar muhtaç olursanız o kadar hızlı koşuyorlar. Aksi yöne.

İlişkide elbette hep peşinden koştuğu kadın olmayacaksınız. Ama onsuz olabileceğinizi de erkek çok iyi bilmeli. Evlenseniz de bu böyle. Hobisi, işi, arkadaşları, sosyal çevresiyle erkeksiz de mutlu bir kadın, bir erkeğe asla muhtaç olmaz. Onunla olmayı tercih ettiği için beraberdir. Ama o mutluluk bittiği anda da çekip gidecek gücü vardır.

Bu güç her kadında var. Sadece keşfedilmeyi bekliyor.

 

Benzer Yazılar

Sevgi Vermenin ‘Tarz’ı

Sevgi vermeyi de öğrenmek lazımmış.

Yazar Amanda Gore böyle diyor. Geçen gün twitter’dan paylaştığım yorumlarında, “Genelde almak istediğimiz tarzda sevgi veriyoruz” diyordu.

Sevgi verme tarzımız, ailemizden gördüğümüz şekilde gelişirmiş. Birbirine devamlı seni seviyorum diyen, sarılan, öpen anne babaların çocukları da sevgisini böyle gösteriyor. Böyle büyüdünüz, ama şimdiki partneriniz öyle büyümedi. İlişkinize yansımaları bayağı sorunlu oluyor.

Hepimiz, kendimize neyin yapılmasından hoşlanırsak, karşımızdakine onu veriyoruz. Diyelim bize yemek yapılsaydı hoşumuza giderdi. Ya da güzel kartlar, çiçekler almak isterdik. Sevgilimize, eşimize aynen bunu yapıyoruz.

Sonra da o, beklediğimiz sevinci göstermedi diye bozuluyoruz!

Önemli olan karşımızdaki nasıl mutlu oluyor onu gözlemlemek. Sonra da sevgi gösterisini ona göre yapmak. Ki hem biz hayalkırıklığına uğrayıp karşımızdakini nankörlikle suçlamayalım, hem de yaptığımız makbule geçsin, gerçekten sevdiğimizi mutlu etsin.

 

Benzer Yazılar

Temkin.. Ve de Amaç, Lütfen..

 Erkeklerin pek bir değere bindiği’ şeklindeki yaygın inançtan hareketle sormuştum geçen gün, ‘Suç sadece erkekte mi?’ başlıklı yazımda. Erkekler erkek gibi davranmayı, kadını istemeyi, peşinden gitmeyi bıraktıysa bunda kadınların da önemli bir payı var demiştim. Kadın elde etmenin artık çok kolaylaşması, kadınların ilişki muhtacı haline gelmiş olmaları, ilişkiye girince de erkeğin üzerine fazlaca düşmelerine değinmiştim.

Bugün çok önemli bir tavsiyem var. Sihirli bir sözcük. Sadece ilişkiler değil, hayatın her alanında ‘içgüdü ve dürtü’ nün hemen yanında yer alması gereken bir sözcük..

TEMKİN.. Önemini ne kadar vurgulasam az. İlişki yanlışlarının çoğu ‘yanlış adam’ seçiminden kaynaklanıyor çünkü. O adamın yanlışlığını da ilk bakışta görmek mümkün olmuyor. Neden? Çünkü-sadece erkekler değil- herkes kendini kamufle etme konusunda garip bir şekilde ustalaştı. Etrafımızda gerçek kimliklerden ziyade, sosyal medya profil ve ‘like’larının arkasına sığınan, gezdiği yer, saati, arabası ve giyimi dışında kendini ele vermeyen ‘imaj’lar var. Her yerde yaldızlı yaldızlı adamlar, kadınlar… Bir kazıyın, altından çıkan güvensiz, komplekslerinin esiri olmuş, aslında yardıma muhtaç insanlar.

Sizin ya da bir tanıdığınızın başınıza hiç gelmedi mi? İlk görüşte aşık olduğunuz adamın aslında evli, ya da başkasıyla olduğunu öğrendiğiniz? Kendini olmayan bir işin sahibi olarak tanıtandan tutun da, ödünç aldığı çok pahalı araba kendisininmiş gibi davranandan, aynı anda beş kadını idare eden erkeğe kadar o kadar çok hikayeye şahit oldum ki, artık şaşıramıyorum bile.

O nedenle kadının temkinli olması, etkilendiği birinden ‘beyaz atlı prens’ yaratmadan önce bir durması çok önemli. Bekleyelim ve görelim. Ve hakkında araştırma yapalım. Sağa sola soralım. Dedektife gerek yok, merak etmeyin, dünya küçük. Neler yapmış, kimden nasıl ve niye ayrılmış, nasılsa duyarsınız. İstediğiniz gibi birisi mi, değil mi, önce siz bir anlayın. Balıklama atlamayın.

Kadınlar bu bekleme döneminden korkuyor. Erkek kaçıp gidecek diye. Siz onu tanıyıncaya kadar sizi beklemeyecek adamla mutlu, sağlıklı bir ilişki kurabilir misiniz sizce?

İkinci sihirli kelimeyse: AMAÇ. Hayatınızda ihtirasla sarılacağınız amacınız ne? Onunla meşgulken mutluluktan kendinizi kaybettiren bir hobiniz var mı?

Bunların yokluğunda, kadınlar genelde kendilerini bir ilişkiye, bir erkeğe muhtaç hissediyorlar. ‘Bir sevgilim olsa hayatımdaki her şey iyiye gidecek’ diyen, sevgilisiz hayatlarında mutsuz olan kadınların eksiği bu. Sevme enerjilerini, ihtiraslarını yöneltip tatmin bulacakları bir iş, bir ideal, bir hobi olmadıkça, o tatmini hayatın merkezine yerleştirecekleri bir erkekte aramak, erkeğe de büyük yük.

Unutmayalım ki kendi kendimize mutlu ve bütün değilsek, ille de bir partnere ihtiyaç duyuyorsak, partneri böyle arıyorsak, işimiz  zor. Karşımıza bizi gerçekten mutlu edecek olandan ziyade, kendisi de sıkıntılı ve güvensiz insanlar çıkma olasığı yüksek.

İki yanlış da, bir doğru etmiyor. O ilişkiden bir hayır gelmiyor.

 

Benzer Yazılar

Kadınlar ‘Kötü Çocuk’ mu Sever

Geçen günkü ‘Yakışıklı suçlu’ yazım üzerine erkek okurlarımın bir kısmı kadınların genelde ‘Kurallara uymayan, sorunlu, hatta böyle suçlu’ tipleri çekici bulduğuna değinmiş.

Kadınların çekici bulduğu düşünülen ‘bad boy’  (kötü çocuk)lar değil, ama onlara atfedilen bazı özellikler aslında. Kendine güven, risk alabilme kabiliyeti ve cesareti, kararlılık, sağlıklı bir kendini beğenme dozu, hayatını karşısındaki insana adama yerine merkeze kendini koyma. Bunlar (risk alabilme dışında) sadece erkekleri değil kadınları da cazip kılan özellikler.

Suçluları bir kenara bırakalım da… İki cinsin de ruhen, zihnen, duygusal olarak olgun olanını seçelim. Kötü adam da, kötü kadın da çok. Israrla karşımıza hep kötü insan çıkıyor diye şikayet ediyorsak, sorunun onlarda değil, bizde olduğu gerçeğiyle de yüzleşelim.

 

Benzer Yazılar

noah-baykus

İdeal İlişki

Hazır doğa ve nimetlerinden söz açılmışken…

Şu baykuşlara bir bakın…

Hayvan resimleri sizi de beni ettiği kadar mutlu ediyor mu bilemem.. Bu fotoğrafı kullanmamın bir nedeni  daha var.

Fotoğrafta diğerine eğilmiş olan baykuş, erkek. Dik duransa dişi. Erkek baykuş, dişisi uyurken dengesini kaybetmesin diye bu şekilde durur, ve dişiye destek olurmuş. Dişi de erkeğine yaslanarak rahat rahat uyurmuş.

Ne kadar bilimsel, fikrim yok. Zira kaynakları aradım taradım, baykuşlarla ilgili bir dolu sayfa okudum ama bulamadım. Sadece ‘biliyor musunuz’ başlıklı sayfalarda rastladım erkeğin dişiye uyurken verdiği bu desteğe. Ve bayıldım…

İlişki yazılarımda hep değiniyorum, kadının kadın, erkeğin erkek gibi olmasına. Kadın için ne kadar güçlü olursa olsun, yeri geldiğinde, uykusu, ihtiyacı olduğunda, ona sağlam dayanak olacak, dimdik duracak güçte bir erkekten daha değerli bir partner olabilir mi?

Baykuş çiftler ölünceye kadar beraber olurlarmış ayrıca.

Sonsuza dek güven, sadakat, destek, yani.

Bugünkü yazılarıma doğa ilham verdi; ideal ilişki örneğimiz de baykuşlardan geldiJ

Çiçeklerle, güneşle, destek ve sevgiyle dolu bir gün olsun hepimiz için.

Benzer Yazılar

Kötüde Israr Ediyorsanız, Hata Kimde?

Ne zamandır ilişki yazmadım. Zamanıdır.

Kötü erkekler’ konusuna girelim diyorum… Kötü kadınlar da var- bir başka yazıda değineceğim- erkek okurlarım sakın alınmasın..

Kötü erkeklerin kimi, ‘oyuncu’. Yalan söyleyen, ‘sadakat’in anlamını bilmeyen, aslında kadına saygı duymayan ve bir sıcak-bir soğuk davranışlarıyla kafasını allak bullak eden erkek. Kadını elde etmeyi, hatta kendine aşık etmeyi misyon edinmiş, derdi skor olan, bu uğurda rol yapan erkek.

Kimisi de sadece adanmış bir ilişki malzemesi olmadığı için, kötü. Kötüden çok, ‘yanlış’ erkek aslında. Bir çok kadına çekici gelen özellikleri var. Narsisist. En önemsediği kişi kendisi. Bencil. Zor. Kadında bir tür ‘mesih kompleksi’ni ateşliyor; kadın bu ‘kötü’ adamı kurtaran, onu değiştiren, ehlileştiren kişi olabilmek istiyor. 

Her çeşidinden bolca kötü erkek var etrafta.

Onlardan şikayetçi, ‘kurban’ kadınlar da çok.

Bir de ‘iyi’ erkekler var. Onlar da soruyor: ‘Biz kadına düzgün davranmak için elimizden geleni yaparken, kadınlar neden kendisine kötü davranan, oyun oynayan bu bencil ve skorcu tiplerin peşinden koşuyor?’

Yalan mı?

‘Devamlı’ kötü adama denk gelen kadınlara bir bakın. Hata, insanlar için.. Ama aynı hata bir kaç kez yapılıyorsa, orada bir durup insanın kendisine bir bakması lazım değil mi?

O zaman ne yapmalı?

*Karşınızdaki erkek sizi kandırdı, rol yaptı, ve onu sevmekle hata yaptınız. Bir daha yapmayın. Temkinli olun. İnsanların yalan söyleyebileceklerini hesaba katın. Ve lütfen.. Yeni biriyle karşılaştığınızda, kalbinizi ona emanet etmeden bekleyin.

*Kötü erkeklerin farkına varın, onları tanıyın. Özellikle narsisistleri. Bu kişilerin ruhunun derinliklerinde müthiş bir özgüven eksikliği vardır; narsisist bir partner size sadece ömür boyu sevgisizlik ve sıkıntı verir.

*Kendinize saygı duyun. Size yanlış mı yaptı.. Saygısızlık mı etti, şiddet mi gösterdi, yalan mı söyledi, aldattı mı, ilgisini mi esirgiyor, özgüveninizi yerle bir mi ediyor? Lütfen onda ısrar etmeyin. Yürüyün, gidin.

*Kadın, önce kendini tanımazsa, bir ilişkide ne aradığını bilmiyor. Ve hep aynı adamlara denk geliyor. Bir partnerde aradıklarınızın listesini yapın. Öncelikleriniz, klişe  ‘güçlü, yakışıklı, zengin’ olmasın, ne olur! Harika bir ilişkide nasıl hissediyor olursunuz, onu hayal edin.. Nasıl bir erkek size kendinizi dünyanın en güzel, en komik, en seksi, en şahane kadını hissettirebilir? Nasıl bir erkeğe hayran olur, onu sonsuza dek sevebilir, ona güvenebilirsiniz? Nasıl biriyle sıkılmadan yıllar geçirebilirsiniz? İşte o adama aşık olursunuz..  O aşk da bir ömür sürer.

Hz. Ali ne demiş..  “Allah’ım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle.”

Size hayırlı, sizi seven kişileri sevmeniz dileğiyle.

Benzer Yazılar

Suç Sadece Erkekte mi?

Yaşı kaç olursa olsun… Her kadın aynı soruyu soruyor: ‘Erkeklere ne oldu.. Neden erkek gibi davranmayı bıraktılar?’

Sorudan kasıt şu: Eskiden erkek kadını elde etmek için peşinden koşardı. Şimdi durum tam tersi. Erkekler değere bindi. Liseli kızlar liseli erkeklerden, yetişkin kadınlar da tüm erkeklerden şikayetçi.

Tespit doğru. Erkekler son yıllarda pek bir ‘elimi sallasam ellisi havasında’. Elbette hatırlatıyorum: Geneli konuşuyoruz, istisnalar kaideyi bozmuyor.

Sevgili genç kızlar, kadınlar..

Erkekler peşinizden koşmak şöyle dursun, sizinle buluşmak için heves göstermiyorsa.. Sizi mutlu etmek için en ufak bir çabası yoksa. Aramıyorsa, sormuyorsa. Ve daha da fenası sizden kaçıyorsa.

Bunun tek nedeni sizsiniz.

Dertleştiğim ve aynı dertten muzdarip genci yaşlısı kadınların hikayesi benzer:

Erkeklerin o kadar üstüne düşmüşler, kendilerini o kadar kolay sunmuşlar ki, erkekler de alacağını aldıktan, ya da alacak kadar bile ilgilenmeden kaçmış.

Erkekler de merak ediyor aslında, ‘Bu kadınlara ne oldu?’ diye. Bir okurum, gençken bir kızla buluşabilmek için kırk dereden nasıl su getirdiklerini anlatırken ekledi: ‘’Kızlar, çıkabilmek için 16 yaşında oğlumu evden almaya razı. Oğlanın nazını öyle çekiyorlar ki, kızlar için ben üzülüyorum.’’ Etraf, kolaylıkla elde edilen kadın kaynadığı için erkek de daldan dala atlamakta sakınca görmüyor.

 Sorun 1: Erkekler, kadına artık çok kolay ulaşıyor. Şehir kadınları ‘modernleştikçe’, ilişkiler alanını da iş hayatlarını yönetir gibi yönetmeye kalkıyorlar: Atak davranmayı, ilk adımı atmayı, hatta ilk fırsatta yatağa girmeyi normal ve medeni kabul ediyorlar. İstenilen buysa ne iyi…Fakat gözlemlediğim kadarıyla iş kadını olup emrinde 100 kişi çalıştırsa da, lise çağında olsa da kadın, yine de kadın. Ve paylaştıklarının erkek tarafından da sıradan değil özel bulunmasını istiyor. Aranmayınca, unutulup gidince içerliyor, kendine güveni altüst oluyor.

Sorun2: Erkek ‘ihtiyacı’ içinde olmak. Yanlış okumadınız, o kadar çok kadın ‘Hayatımda biri olsa bütün sorunlarım bitecek’ inancında ki. Çılgınca o ‘biri’ aranıyor, her karşılaşılan erkek, ‘acaba o mu’ diye değerlendiriliyor. Bu kadar muhtaç vaziyette olunca da, kadın kendisine hiç uymayacak bir adama mutlaka kapılıp gidiyor; sonra ona beyaz atlı prens muamelesi yapıyor.

Sorun3: Erkeğe yapışmak. Üstüne düşüp, paçalarına sarılmak. Çoğu kadın bu gereksiz üste düşmeyi nasıl yaptığının farkında bile değil, ne yazık ki. Size sormadığı halde devamlı telefon ya da mesajla kendinizle ilgili bilgi veriyor musunuz? Öğlene kadar mesaj atmadı diye içerliyor musunuz? Bayram değil seyran değilken hediye alıp, tatil planlıyor musunuz? Haftada en az beş kere ‘Beni çok üzüyorsun çünkü…’ diye başlayan cümleler kuruyor musunuz? Sizinle televizyon izlemesi için ısrar ediyor musunuz?

Valla, erkek olsam, bu durumda ben de kaçarım.

 Çözüm ne? Öncelikle teşhis koymak. Kendinizi değerlendirmekle başlayın işe. Kolay mıyım, bir ilişkiye muhtaç mıyım, üstüne çok düşüyor muyum diye.

Cevaplarınızda çok dürüst olun.. Bana yazabilirsiniz. Paylaşmamı isteyip istemediğinizi belirtmeyi unutmayın.

Pazartesi’ye çözüm yollarını konuşacağız.

Benzer Yazılar