detoks-sebzeler

Böyle Detoksa Can Kurban

Kate Moss ve Naomi Campbell’ın Bodrum sevdasını anladım da… Şu detoks olaylarını bir türlü kavrayamadım gitti. Hem ‘detoks’ talar. Hem akıllarına esiyor ara verip ülkelerine dönüyorlar. Sonra bir daha geliyorlar. Hoop detoks otelinden çıkıp yan otelde onlarca lahmacun yiyorlar!

Nasıl detoks ki bu? Life Co’cular bizi aydınlatsa ne iyi olur. Benim bildiğim detoks programları sebze suyu ve haplara talim olmak.

Sehayatli, lahmacunlu oluyorsa biz de yapalım..

Benzer Yazılar

Komedyenler… Ve Manik Depresif Bozukluk..

İnsanlar ne derse desin, sözler ve fikirler dünyayı değiştirebilir” demişti Robin Williams.

 Ölümüyle milyonları üzen ünlü aktörün sırrı, belki de Ölü Ozanlar Derneği’nde dile getirdiği bu cümlenin içinde saklı.

 Filmin her sahnesi beynime kazınmıştı büyüme çağındayken. Belki de o yüzden vefatını duyunca bulabildiğim her haberi, her ayrıntıyı okudum.

 Ve beni şaşırtan bazı bilgilere ulaştım..

 Robin Williams’ın manik depresif olduğuna ilişkin iddialar varmış eskiden beri. Sadece depresyon değil yani. Manik depresif (bipolar) bozukluk, insanın ruh halini ekstrem mutluluk ve coşkudan, dayanılmaz acı ve depresyona sürükleyen ciddi bir hastalık.

 “Komedyenlerin çoğu ‘bipolar’ dır.”

 Oxford Üniveristesi akademisyenleri geçen Ocak ayında komedyenler üzerine bir araştırma yapmış. Komedyenlerin ‘sıradışı’ bir kişik profiline sahip oldukları gözlenmiş. Bir yandan çok dışa dönük, ve manik. Öte yandan içe kapalı, depresif ve hatta şizoid. Bu sonuca şaşıran profesörler “Büyük ihtimalle manik ve dışa dönük taraf- yani komedyenlik yapan taraf– depresif tarafla başa çıkmayı kolaylaştırıyor”  diyor.

 ‘Bir Manik Depresifin Gizli Hayatı’ diye bir belgesel hazırlayan İngiliz komedyen ve yazar Stephen Fry da geçen yıl, kendini öldürmeye kalktığını da itiraf etmiş.

 Televizyon yapımcısı John Lloyd, kendi de bu hastalıktan çektiğini söylerken, sinema ve televizyon sektöründe çok fazla bipolar komedyen olduğunu iddia ediyor.

 Lloyd, Robin Williams için de “Tam bir dahiydi. Sadece depresyonda olan adamın böyle yaratıcılık patlamaları olamazdı. Bence o da kesin bipolar’dı” diyor.

Ya bizim komedyenlerimiz?

Zihinsel olarak dengeli insan için dünya nasılsa öyle. Yaratıcı insansa dünyayı değiştirmeye meraklı, bir de sanatçıysa kırılgan ve algıları yüksek. O yüzden değiştiremediği şeyler için acı çekiyor. Eğlenip eğlendirdiği, formunun zirvesinde ve yaratıcı olduğu zamana bir uyuşturucu gibi bağlanıyor. O ‘zirve’ olmadığında da çöküyor.

Yakından/uzaktan tanıdığım bizdeki komedyenleri düşündüm. Bipolar olan var mı bilemem- zor bir hastalık, Allah korusun- ama neredeyse hepsinin içe kapalı, yalnız kalmayı isteyen, kırılgan bir tarafları olduğu kesin.

Demek ki bu tip bir yaratıcılık da faturasız gelmeyebiliyor.

Onları izler, onlara güler, sahne dışında onları gördüğümüz her an ‘komiklik yapmalarını’ beklerken, içlerinde olması muhtemel bir depresif kuyuyu da gözardı etmeyelim.

Benzer Yazılar

Als’ye Dikkat

 ‘Bir kova buz’ kampanyası tüm dünyada çığ gibi büyüyor. Yabancı yıldızlardan sonra bizim ünlüler de başından aşağı buzlu su dökmeye başladı. Arda Turan gibi…

ALS ile ilgili henüz çok yazılmamış ve bilmemiz gereken hususlar:

    •     /////Zamanla kollar, bacaklar ve yüzün hareketini imkansız hale getiren ALS’nin zihinsel bozukluğa neden olmadığı sanılıyordu, meğer hastalık kişinin karar verme mekanizmasını ve hafızasını da etkiliyormuş.
    •    //// Daha çok erkeklerde ve beyazlarda görülüyor.
    •     //////Genetik değil.
    •     ///////Belirtileri çok yavaş ortaya çıkıyor. Kramplar, kas sertlikleri gibi. 2 ya da 5 yıl içerisinde hasta hayatını kaybediyor.
    •     /////////Riluzole adlı bir ilaçla şimdiye kadar hastaların ömrüne en fazla 7 ay kazandırılmış. Kampanyaların ve artan farkındalığın yeni araştırmaların önünü açacağına inanılıyor.

 

      Benzer Yazılar

Teşhir ve Taciz Mevzusu…

Yasemin Allen, Bebek’te Arap bir adamın tacizine uğramış.

Bir blog yazarı da “Kendisine bakan güzel ve yakışıklıysa iltifat olarak algılayacaksın ama beğenmezsen taciz. Eğer sen vücudunu teşhir edecek şekilde giyinirsen bakmaktan doğal ne olabilir?” diye Allen’ı eleştirmiş.

Öncelikle, Allen’ın ‘Arap adamı beğenmediği için’ tacizle suçladığını iddia ederek tam anlamıyla zırvalamış.

Eleştirinin geneli zaten kadınların ortak sorunu olan mantalitenin açık ifadesi.

Sanki genç oyuncu tipini beğendiği adamın kendisine yiyecek gibi bakmasını hoş görecek bir kadın … Hafifmeşrep, kolay…Vücudunu ‘teşhir ettiği için’ sanki tacize davetiye çıkarıyor..

 *****

 “Hayvan gibi içgüdülerinize göre yaşıyorsanız…”

 Yasemin Allen kendisine yakışan bir kıyafetle, Bebek’te bir kafeye girmiş. Ramazan ayında gündüz vakti Fatih’te değil yani. Haberin altına yorum yazanları hayretle okuyorum. Neredeyse kızcağızı linç edecekler, ‘hak etmiş’ diyerek. Arap turist de yiyecek gibi bakmakta haklı olmuş!

 İşte bu kafa, tecavüz suçuna ‘tahrik’ ve iyi halden ceza indirimi uygulamasını savunan, kadının her tavrı ve kılığının erkekleri tahrik üzerine kurgulandığını savunan kafa. Yasemin Allen ne güzel söylemiş:

 “Bu tarz erkeklerin nefislerine hakim olamayışlarını meşrulaştıranları kınıyorum. Afedersiniz ama elbise giydim diye kimsenin bacaklarıma yiyecekmiş gibi bakma hakkı falan yok. Nefsinize hakim olamıyorsanız, insan olmayı beceremiyorsanız, hayvan gibi içgüdülerinize göre yaşıyorsunuz demektir. Ben de ona göre muamele yaparım..”

Yalnız değilsin Yasemin. Kadının- ister açık ister kapalı- ne isterse giyme özgürlüğünü biz kadınlar savunacağız. Aksi takdirde meydan ayak bileği görünce bile ağzının suyu akan bu tiplere kalacak.

Benzer Yazılar

lady-gaga

Lady Gaga.. Wow..

Uzun zaman sonra ilk kez bir konser bana “İyi ki gelmişim” dedirtti. O trafiğe de, astronomik bilet fiyatına da, İTÜ konser alanı yollarını arşınlamaya da değdi.

Dünya üzerinde –hele dijital markette- albümleri en çok satan sanatçılardan Lady Gaga, İstanbul’da kelimenin tam anlamıyla müthişti.

Gaga, fütursuzluğun beden bulmuş haliydi.

Kendinden beklendiği üzere çok provokatif kostümler giyindi. Hatta sahnede soyundu bile. Güldürdü. Ağlatttı. Şaşırttı.

Bir sahne şovunda olması gereken her şey ve fazlası vardı İTÜ’de o gece.

KISA KISA

  • Lady Gaga, ülkemize gelen sanatçıların neredeyse hepsinin yaptığı gibi konuşmasını ve şarkılarını Türkçe sözcüklerle renklendirdi. Üzerine yapışmış gibi durmadı ama. Sahici, ve samimiydi.
  • Bol bol konuştu. İngilizce. Ve kalabalık her söylediğine çok güzel tepki verdi.
  • Her şarkı için yeni bir kostüm giydi. Hepsi Gaga’nın tarzına özel tasarlanmış kıyafetler birbirinden ilginç ve güzeldi.
  • Kalabalık arasından bir genç kızı sahneye çıkardı, piyano başında beraber otururlarken söyledi şarkısını. Sarı saçlı, yüzü ‘küçük  canavarlar’ gibi (Lady Gaga hayranları) boyalı kız İran’lıymış. Gaga ona sarılıp, öptü. Farklılıkların güzelliğine ve eşcinsel haklarına değindi, bir yandan Born This Way’i söylerken. İranlı kız gözyaşlarını tutamadı.
  • Lady Gaga, hem popta çığır açan bir şarkı yazarı, hem de çok iyi bir şarkıcı. İlk albümünden bu yana kuvvetli sesini bağıra çağıra her şarkıda ispat etmeye kalkmaması, şarkılarını dinleyene daha kolay benimsetiyor. Vokal performansının farkı sahnede ortaya çıktı tabii. Konser sonuna kadar- o kadar dansa rağmen- sesinde en ufak bir düşme olmadı. Çok ama çok iyiydi.
  • On beş dansçısı da hep kostüm değiştirdiler. Koreografi, ekran grafikleri, ışıklar ve kostümler “Oh, sonunda adam gibi bir sahne şovu izledik” dedirtti. Özenilmiş iş başka oluyor. Sırtında bir gömlekle üç vokalistin sesinin arkasına sığınan sanatçılar hiç tat vermiyor.

Benzer Yazılar

Haberin Mutlu Edeni…

Türkiye’de neler olup bitiyor bilmek için internet bağlantısı yetiyor. İstediğim an her haber kanalı ya da gazete önümde. Ne var ki maruz kaldığım haberlerin yine hemen hepsi politik çatışma, kavga ya da felaket içeriyor.

Gözüme çarpan sevindirici ve içimi mutlulukla dolduran tek haber Gülben Ergen’le Erhan Çelik’in düğün haberi oldu. Süper sade, içten bir yer ve kıyafet seçimi. Sevgi dolu kareler.

Gülben’in Instagram hesabında yayınladığı mesajı da çok sevdim.  Çelik’in  “Önce ‘güven’, aşktan önce gelir kabul mü?” yle başlayan teklifi.. Sonra ‘saygı’ ve ‘ana- baba olmak’ la devam eden. Güven ve saygının olmadığı ilişki zaten aşk değil ki. Karşı çıkan çok olur şimdi ama, güven ve saygı yokken hissedilen olsa olsa tutku, belki ihtiras, çokça şehvet.

Gülben ve Erhan’ınki en sağlam temel üzerine inşa edilmiş görünüyor. Allah ömür boyu mutlu etsin.

Benzer Yazılar

Depresyondayken Derdin Hafifi Yok.

Bir çok kişinin hayatları hakkında şikayetine maruz kalıyoruz. Bunlardan kimilerinin bize göre tuzu kuru. Para sorunu yok, sağlık sorunu yok. Niye dert eder ki diye düşünüyoruz? Hatta kimimiz ‘Allah’ın gücüne gider’ diye uyarıyoruz onları.

Son zamanlarda sorunlarından yakınan herkese şunu derken buluyorum kendimi: “Bunlar gerçek dert değil. Gerçek dert sevdiğin birinin hastalığı mesela, adım adım ölüme gitmesi.. Çocuklarının aç kalması.. Sokakta yaşamak zorunda kalman.. Bu durumda olanlar ne yapsın?”

 

Fikrim hala aynı.

Ama yine de sorunları belli bir kısırdöngü halini almış bazı insanlar ne yapsalar da depresyon denilen hastalığın pençesinden kurtulamıyorlar. Kafalarının içi öyle bir hal alıyor, başkası için çok anlamsız olabilecek sorunlar onları öyle boğuyor ki hayatın hiç bir güzelliğini görecek halleri kalmıyor.

İntiharıyla son bir kaç gündür gündemde olan Mehmet Pişkin de belli ki depresyondaymış. Ve psikiyatr Tanju Sürmeli’nin dediğine göre bu intihar önlenebilirmiş. Zira Pişkin, bu eğilimini doktoru ve arkadaşlarıyla paylaşmış. Yayınladığı mesajda Mehmet Pişkin de bunun çok uzun bir süredir kafasında olduğunu söylüyor. Belli ki kimse kolundan tutup tedaviye zorlayacak kadar ciddiye almamış durumu.

 

Bana ‘gerçek’ gelmeyen dertlerin  yıldırdığı arkadaşlarıma ve sevdiklerime karşı daha duyarlı olmaya çalışacağım bundan sonra.

Bazen bir kişi yeter çünkü. O neşeli sakin ifadenin altında yatan derin umutsuzluğu görmek ve harekete geçmek için.

Benzer Yazılar

Off ki Ne Off…

Kırk beş gün önce kapatılan, on beş gün önce yeniden açılan madenin sahibi açıklama yapmış.. “Kaynak suyu mu, kış suları mı bilemiyorum” demiş..

Bir bilinmezler ülkesinde yaşıyoruz zaten. Şansa.. Piyangonun kime vuracağı belli değil. Ölümle burun buruna yaşayan ekmek parası için hayatını tehlikeye atmak zorunda kalan dar gelirli kesim oluyor hep.

***

Giden gidiyor… Sorumluların hak ettiği cezayı aldığına inanıyor musunuz bu ülkede? Adalete inancın iyice zedelendiği günümüz Türkiye’sinde iş güvenliği hikayeden ibaret. Bizi yönetenlere soracak olursanız, yasa ve yeni düzenlemeler tamamen işçinin yanında. İşyerinde yeterli güvenlik tedbiri alınmamışsa, işçi, işi bırakıp gitme ve yine de parasını alma hakkına sahip… Miş… Esasen işçiler tedbirli değilmiş pek. Baret bile takmıyorlarmış. Oradaki her candan işi yürüten firma sorumluyken, işçiye baret taktırmak da firma yetkililerinin görevi olmalı.. Nitekim, kendi değerini bilmek, kendi canını korumak, hakkını aramak da bir eğitim meselesi.

Ve işçiler sesini yükseltemiyor, kendilerini koruma gereği duymuyor diye güvenlik gereksinimlerini görmezden gelmek de bir insanlık sorunu.

***

Maden sahibinin iki kez belediye başkanı ve son seçimlerde iktidar partisinden aday olduğu bir ülkede, ekmekten başka beklentisi olmayan işçi kime neyin kafasını tutacak? “Ben çalışmıyorum kardeşim, önce güvenliğimi sağlayın” deyince firma “Sevgili işçimiz buyur al paranı, haklısın” mı diyecek? Yüksek yerlerde tanıdığı bol işverene, işçi nasıl ve hangi imkanlarla dava açacak? Açabilecek mi? Hangi mahkeme hakkını savunacak?

Vs, vs.. Bunun gibi sorular içimi acıtıyor, bu ülkeye ilişkin hayalkırıklıklarımı derinleştiriyor. Bireysel haklara ilişkin senelerdir ne desem- ki meslekte onlarca yılını deviren ağabeylerime göre çaylak sayılırım- yirmi yıllık meslek hayatımda bir iyiye gidiş görememenin derin hüznü var içimde.

***

Bütün kalbimle diliyorum ki işçiler sağ salim kurtulsun. Bakalım bu kazanın sorumlularına ne olacak? Maç skoru tahmini yapar gibi söyleyeyim: Tepedekiler ve ayrıcalıklı olanlara takipsizlik, ‘orta seviyedeki harcanabilir taşeron günah keçileri’ne hapis istemi.

Haklı çıkmazsam sevinçle özür dileyeceğim, tamam mı?

Benzer Yazılar

Mesut Mertcan Huzurevindeymiş…

İnsanın içi burkuluyor. ‘Huzurevi’nin bize ilk çağrıştırdığı huzur değil, terkedilmek çünkü.

İlk televizyondan ilk özel televiyona ekranda olabilmiş çok az kişiden biri Mesut Mertcan. Sesi hala kulaklarımda.

Haberden anladığım kadarıyla Mesut Mertcan’in iki çocuğu var; “Ankara’da bizimle yaşa” demişler babalarına. Rahatsız etmek istememiş. “İnsan eti taşımak çok ağırdır. Yalnız kaldıkça ihtiyaçlar artıyor” diye bir açıklama yapmış.

Bu haber beni bir düşünceden diğerine savurdu.. Sizinle paylaşayım, bakalım neler diyeceksiniz?

***

Yaşlandıkça hayat kalitesi azalıyor.

 

Doğru. Çoluğa çocuğa yük olmak istemeyen ama bakıma muhtaç yaşlılarımız için ne yapmalı? Bu sorunun tek bir cevabı yok ki. İnternette Mertcan haberinin altına yazılan yorumlara baktım. Bir kısmı sadece üzüntü beyan etmiş, bir kısmı evlatları iğnelemiş.

Yargılamak kimsenin haddine değil, çünkü herkesin kendine göre bir doğrusu var. Ailenin fertlerini tanımıyoruz, neler yaşadılar bilmiyoruz. Kültürel olarak birlikte yaşamayı, yaşlanmayı seven yapıdayız.

Benim büyüklerim sözkonusu olsa, yanımdan ve gözümün önünden ayırmam. İtiraz da dinlemem. Ama ben o kadar yaşlanıp elden ayaktan düşsem yalnız olmayı, ya da yaşıtlarımın olduğu bir sosyal çevrede yaşamayı tercih ederim gibi geliyor.

***

Bencillik mi, korumacılık mı?

Peki..

Korumacı ya da hayırlı olacağız diye sevdiklerimizin özgürlüğünü kısıtlıyor olabilir miyiz? Ya elden ayaktan düşmek, ya da huzurevinde yaşamak içten bir tercihse? Sevgiden kaynaklanan bir bencillik yapıyorsak?

Sağlıklı yaşam konusu özel ilgi alanım diye aileme çektirmediğim kalmadı. Sigara içen aile fertlerine senelerdir savaş açmış vaziyetteyim; en yakınlarım hafta boyu neyi ne kadar yedi, yeterince sebze tüketiyorlar mı, su içiyorlar mı, gözlerim hep üstlerinde.

Niye? Sağlıklı olsunlar. Hasta olmasınlar da beni üzmesinler diye.

Bayağı bir taciz söz konusu anlayacağınız. Bu sayede kısa sürede on beş/ yirmi kilo verip hayata bambaşka bakmaya başlayan akrabalarımın olmasına çok seviniyorum ayrıca.

***

Sizden sizin için yardım istiyoruz.

Neticede.. İstediğini yemek, içmek, vücuduna nasıl davranacağı insanın kendi vereceği karar. Rahmetli anneannem dünyanın en güzel, bir o kadar da nazlı kadınıydı. Kendi için yararlı ne varsa ‘Ağzına süremez’, istemez de istemezdi. Bildiğini okudu, ömrünün son on beş yılını düzinelerce hastalıkla uğraşarak geçirdi. Ağabeylerimize, ablalarımıza, annelerimize, babalarımıza, dedelerimize ve ninelerimize sesleniyorum.

Siz de ne olur kendinize iyi bakın. Bizi üzmeyin. Biz sizi çok seviyoruz, hep olabildiğince dinç olasınız istiyoruz.

Siz kendinize, biz size sevgi dolu destekle uzun yıllar boyu neşeyle birlikte yaşasak güzel olmaz mı?

Benzer Yazılar

“Toplumsal Sorun Olur”muş..

Film bir Digiturk kanalında, MGM’de..

Yani ulusal kanal değil, parasını ödeyenin bu gibi film kanallarını izlediği bir mecra söz konusu.

Gece 12’den sonra yayınlamış.

Üstelik ‘18 yaş altı için sakıncalıdır’ ibaresiyle..

 Fakat gelgelelim RTÜK, kanala uyarı vermiş. Niye? 1988 yapımı Two Moon Junction adlı filmde bir sosyete kızı, evlilik öncesi yerel bir panayır çalışanıyla erotik bir deneyim yaşıyor. RTÜK’e göre “…Toplumdaki bireylerin ar ve utanma duygularını örseleyen, cinsel isteklerini tahrik ve istismar edebilecek nitelikte sahneler” varmış.

Amanın.. Bir film izledi diye birey dediğinin utanma duygusu örselenecek, tahrik olacak ve toplumsal soruna neden olacaksa vay halimize! 

 

Benzer Yazılar