‘Olumlu Düşün’emeyenlerden Misiniz?

think-positive

Çok uzun zaman olmuş yazmayalı.

Oysa ne hevesle blog yazmaya başlamıştım. Sanırım köpeğim Boncuk’u kaybetmem bir dönüm noktası oldu. Aynı zamanlarda bir de yoğun dizi çekim programı… Ne zaman bilgisayar başına otursam, parmaklarımdan kasvet dökülüyordu.

Allah daha büyük dertler vermesin elbet, insanın sevdiklerinin kaybına alışması çok zor.

Kaybediyorsunuz.

Ama hayat ne kadar ürkütücü şekilde ‘aynı’ devam ediyor, değil mi? Yine güneş doğuyor, yine yağmur yağıyor, yine ödev ya da iş yapılıyor.. Hayattan sizin için büyük bir şey eksilse de, geride kalan her şey aynı. Sadece koca bir hüzne boyanıyor üstü. Hani tuvaldeki resmin tamamının üzerine atılan grimsi bir ton gibi.

Hayat bitmeyen mevsimlerin tekrarı. Hüznü de, acıyı da sonuna kadar yaşayıp duyguları onurlandırmak lazım. 2000’li yılların başından itibaren dünyayı saran olumlu düşünce-çekim yasası konulu kişisel gelişim kitap ve guru’larından payıma düşeni ben de aldım. Gitmediğim seminer, okumadığım bu konulu kitap çok azdır, varsa şaşarım. ‘Olumluya odaklan, olumlama yap’ sözlerini dinleyeyim dedim.

Ve arkadaşlar.. Anladım ki, bu mümkün değil:)

Elbette neye enerjisel olarak odaklanırsanız, onu büyütüyorsunuz. Ne var ki içiniz yangın yeriyken bir şey yokmuş gibi rol yapmak, kendini kandırmak hiç bir işe yaramıyor.

Şöyle düşünelim. Biz bir toprağız. Her tarafımız yaşadıklarımızdan ötürü dikenler ve ayrık otlarıyla sarılmış. Bakımsız, verimsiziz yani… ‘Haydi çiçek açalım’ diyoruz. Her tarafımıza çiçek fideleri dikiyoruz, tohumlar atıyoruz. O dikenli, ayrık otlu toprakta çiçek nasıl açsın yahu?

İnsanı ele geçirmiş bir sıkıntısı varken, ‘olumlu düşün’ diyenlere kafa atma isteği tam da bundan kaynaklanıyor Önce o toprağı temizlememiz gerekiyor çünkü. Ve bu öyle bir-iki günlük, ya da birkaç aylık değil.. Ömür boyu devam eden bir süreç. Evdeki temizlik gibi, gerçekten bir bahçeye bakmak gibi, blinçaltımız ve zihnimizle devamlı alakadar olmak gerekiyor. Oralara bir bakmak, basıncını azaltmak, ‘gazını almak’ gerekiyor…

Ne hissediyorum? Bugün olanlarla ilgili üzerimde nasıl izler kaldı? Para, iş, sevgili, bizi öfkelendiren biri.. Kiminle, hangi olayla ilgili duygumuz neyse onu kendimize itiraf edip, korkularımızı, öfkemizi dışarı çıkartmak çok önemli. Mümkünse her gün. Günümüzde sosyal bireyler olma adına o kadar çok şeyi insan içine atıyor, söylemek istediklerini ‘yutuyor’ ki, milyonlarca kişinin çareyi antidepresan, ya da diğer bağımlılıklarda bulmasına şaşmamalı.

Önce hisleri bir serbest bırakalım, ifade edelim.. Olumlamaya sonra geçeriz. O zaman gerçekten işe yarıyor. Stres azaltıcı birçok teknik çalıştım. Artık bunları buradan paylaşacağım teker teker. Ama sizleri de merak ediyorum arkadaşlar. Kırgınlıklarınızı, hüznünüzü, öfkenizi, kıskançlığınızı kendinize, ya da sevdiklerinize ifade edebiliyor musunuz? Ağlayabiliyor musunuz? Bağırabiliyor musunuz? Yoksa siz de ‘yutanlardan’ mısınız? Hüznü dağıtmak, stresi azaltmak için bir şeyler yapıyor musunuz? Açık açık paylaşmakta sakınca görmeyenler bu yazının altına yorum yazsın. Birbirimizden öğrenelim.

Not: Gizli kalsın diyenler email atabilir, ama onları cevaplama sözü veremiyorum her zaman olduğu gibi. Ancak birden çok kişiye fayda sağlayacak düşüncesiyle vakit ayırıp herkesin görebileceği şekilde ‘yorumlar’ın altına cevap yazabiliyorum. Benden hatırlatması. Görüşmek üzere…

6 cevaplar
  1. Ebru
    Ebru says:

    Küstügümde barışmıyorum en sevdiğim,en yakınımdakilerle affetmeyi bilmiyorum.ifade etmiyorum sözlü olarak bazen davranış olarak ifade ediyorum

    Cevapla
    • Defne Samyeli
      Defne Samyeli says:

      Ben de biraz öyleyim maalesef:)) Yengeç burcu olmama bağlayıp suçu astrolojiye atsam mı? Aslında sağlıklı iletişim kurduğumuzda ne çok şeyi yanlış anladığımız da ortaya çıkıyor. Ama insanı duygular ele geçirdiğinde mantıklı ve net düşünce kolay değil, anlıyorum.

      Cevapla
  2. Hacer
    Hacer says:

    Merhaba Defne Hanım,

    Ben yutmayanlardanım,28 yaşındayım ve bir kız çocuğu annesiyim ve sanırım kızıma da verebileceğim en iyi öğüt ‘yutanlardan’ olmaması.Ben kendimi bu konuda çok eğittim kaldı ki karakterimde buna çok müsaitti tabi.Meyvelerini de şimdi topluyorum ve kendimi eğitmeye başladığım asıl dönem ABD’ye üniversite okumak için gittiğim dönemdi…Yani orada gerçek dünya ya merhaba demiştim,yapayalnızdım ve ‘gerçek’ ben ile yüzleşmek için bulunmaz bir fırsattı…Gördüm ki, bir kere ‘hayır’ diyebilmek ile başlayabilmek lazım..Kolay ‘hayır’ diyebildiğinizde inanın sorunların büyük bir bölümü yok oluyor…İnanın bunun hem özel hem de iş hayatında çok faydasını görmüş ve de halen gören biriyim..Belki bu yazdıklarımdan son derece ketum,sert biri olduğum imajı çıkıyor,işte orada da tam tersi bir durum var..Fazla kırılgan ve naif biriyim,insanlara karşı bundandır dediğim tüm ‘hayır’larrr…Yani kısacası beni gerçekten tanımak çok kolay değil,defne hanım, bende bir hendek var çok yüksek ve bu yüzden onu atlayabilmeyi başaran çok uysal bir Hacer ile karşılaşıyor..Ne garip deği mi? Her insan ayrı bir dünya…

    Cevapla
    • Defne Samyeli
      Defne Samyeli says:

      Çok haklısınız.. Hayır demeyi öğrenmek bayağı zor aslında. ‘Hayır’ derken kendimize sağlıklı sınırlar belirlediğimizi tüm dünyaya belirtmiş oluyoruz. Ben de çok zorlandım aynı yolda:) Çünkü ille de iyi, kibar olacağız koşullanması var ya, bize ‘kendimizi’ unutturuyor. Bir de bakıyoruz ki o bozulmasın bu kırılmasın diye ruhumuzun ihtiyaçlarına sırt çevirir olmuşuz. Paylaşımınız için çok teşekkürler.

      Cevapla
  3. Hakan U.
    Hakan U. says:

    ‘Olumluya odaklan, olumlama yap’ sözlerini dinleyenlerden olarak bende artık aşağıdaki sözünüze uyacağım.

    “Biz bir toprağız. Her tarafımız yaşadıklarımızdan ötürü dikenler ve ayrık otlarıyla sarılmış. Bakımsız, verimsiziz yani… ‘Haydi çiçek açalım’ diyoruz. Her tarafımıza çiçek fideleri dikiyoruz, tohumlar atıyoruz. O dikenli, ayrık otlu toprakta çiçek nasıl açsın yahu?”

    Çevremdekilere hüzünlerimi, kırgınlıklarımı, sevgimi ifade edemeyen biriyim sanırım “yutanlardan” ım..

    Cevapla
    • Defne Samyeli
      Defne Samyeli says:

      O zaman yutarak ruhunuzu da o ayrık otlarıyla bunaltıp çoraklaştırdığınızın da farkındasınız demektir:) Hüzün, kırgınlık, sevgi, bunların hepsi ifade edilmeyi bekliyor. Bence küçük bir adım atın mesela bugün. En yakınınızdakine içinize attığınız bir şeyi en genel ifadeyle söylemeye çalışın. Baktınız olmuyor, kendi kendinize yapın. O kişi karşınızdaymışçasına konuşun. Nasıl rahatlatıcı, şaşıracaksınız.

      Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir