Yanındakinize Midas Dokunuşu

Gerilim ve cinayet filmlerinin usta yönetmeni Alfred Hitchcock, ‘Sapık’ (Psycho) filmini çekmek için bütçe ve destek bulamadığı bir dönemde, karısı Alma’yla da ilgili problemler yaşamaktadır.  Karısı ‘Sapık’ için hiç heyecan duymaz. Hitchcock bunu, Alma’nın başka bir adama ilgisine bağlamıştır. Kendisi de senaryo yazarı ve yönetmen olan Alma ise kocasının bencilliği ve nankörlüğünden yılmıştır. Ömrünü eşinin prodüksiyonlarına, sağlığına, bakımına adamış bu kadın bir teşekküre hasrettir. Üstelik, Hitchcock’un herkesin malumu olan sarışın başrol oyuncularıyla ilgili hayranlığını da sineye çekmektedir.

Dahi yönetmenin hayatının bu bölümünün anlatıldığı ‘Hitchcock’ filminin sonuna doğru çifti kameraların önünde görürüz. ‘Sapık’, gala gecesi beklenenin çok üstünde bir başarı göstermiş, herkes beklendiği üzere Alfred Hitchcock’u alkışlamaktadır.

Ünlü yönetmense, arkada durmayı tercih eden karısına ‘Gelsene’ diye seslenir. Alma gelmeyince, ısrar eder.. Nazlanarak gelen karıyla Hitchcock arasında şöyle bir konuşma geçer:

’Şunu bil ki, senin kadar güzel bir Hitchcock sarışını asla bulamayacağım.’’

 Alma: ‘’Bunu duymak için otuz yıl bekledim’’

Hitchcock: ‘’İşte bu yüzden, sevgilim, bana gerilimin ustası diyorlar’’…

*****

İyi de.. Siz ne veriyorsunuz?

Filmedeki bu son diyalog ne hoş değil mi? İzlemediyseniz, sahneyi bir de Anthony Hopkins ve Helen Mirren’ın müthiş oyunculuklarıyla hayal edin! Benim yüzüme kocaman bir gülümseme kondurdu, tam kalbime dokundu. Bu köşede ‘doğru insan’ı buluncaya kadar beklemenin, kadın/erkek bizi sayısız hata ve kalp kırıklığından koruyacağını defalarca yazdım.

Ama bazen, doğru kişi tam yanıbaşımızda olduğu halde göremiyor, hatta değerini bilemiyoruz. Her ilişkinin bizi desteklemesi, beslemesi, büyütmesi gerekiyor. Kendimizle ilgili iyi hissettirmesi gerekiyor.  Ama.. Partnerimiz de iyi hissetmeli. Aldığımız kadar vermesini bilmezsek, ilişki bundan mutlaka zarar görüyor.

****

Yanıbaşımızdaki altın potansiyeli

Eşiniz, sevgiliniz, anneniz, ya da babanız..

Desteğini sizden esirgememiş. Her zaman yanınızda olmuş. Hem iyi, hem kötü gün dostu. Sırtınızı ona hep dayayabilmişsiniz.

Fedakarlıklarının, emeğinin, sevgisinin, size sağladıklarının ne kadar farkındasınız? Ona söylüyor musunuz? Teşekkür ediyor musunuz?

İçinde bulunduğumuz çağ, bizi azla yetinmemeye her şeyin daha iyisini, fazlasını istemeye, tüketmeye programlıyor. Bu şartlanmışlıkla elimizdekinin kıymetini bilmek yerine, hep daha iyisini arıyoruz. Sanki sahip olduklarımızı, cep telefonu gibi altı ayda bir yenisiyle ‘upgrade’ etmezsek, hayat yarışında onun şunun bunun gerisinde kalacağız. Bu mantaliteden ilişkiler de nasibini alıyor; Dimyat’a pirince giden, evdeki bulgurdan oluyor. Birlikte yıllarını geçirdiği adam ya da kadın kilo aldı, yaşlandı, romantik değil, maço değil, yok gözünün üstünde kaşı vardı, vs deyip başka sulara açılan nice insanın da, eski partnerlerini, eski hayatlarını mumla aradıklarını görüyoruz.

Oysa.. Yanımızdakiyle ilgili neleri seviyoruz, takdir ediyoruz. Onun varlığıyla hayat niye daha kolay ve güzel. Bunları hatırlasak. Hatırlatsak. Söylesek

 Midas’ın dokunuşuyla o ilişki belki de altına dönüşecek ve ışıklar saçacak.  

Benzer Yazılar

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir