Yine yüreğim sıkışarak yazdığım bir yazı.

Annesi Begüm arkadaşım. Babası Adnan biz çok küçükken ağabeyimizdi. Amcası Metin, halası Suzan çocukluk arkadaşlarım. Dedesi Ali, hepimizin amcası. Habere başladığımda- FB’nin Başkanıyken- ilk yayınımın uğurlu konuğu, desteğini hiç esirgemeyen, beni her gördüğünde ‘Çocukluğunu bilirim’ diye takılan efsane başkan. Babaannesi Bente, tam bir hanımefendi.

Begüm’le dostluğumuzsa, aynı zamanlarda ilk çocuklarımızı kucağımıza almamızla pekişti. Genç annelerdik; hepimizin çocuğu gözlerimizin önünde büyürken biz de büyüyorduk. Alp, gözümde hep hareketli, ailenin açık renklerini, annesinin o güzel kemik yapısını almış pembe dudaklı bir çocuktu. Yıllar olmuş, yakından görmemiştim.

Daha iki hafta önceydi.

Çaba’nın kermesinde arkadaşlarıyla birlikte kemik iliği kampanyası için tişört satıyordu. Begüm, “Bak Alp’e” dediğinde gözlerime inanamadım. Karşımda upuzun boylu şahane bir genç duruyordu. ‘Maşallah’larımız , ‘Ay inanamıyorum’larımız arasında hiç sıkılmadan, yaşının ötesinde bir olgunlukla gözlerinin içi gülerek teşekkür etti. Annesiyse, annelere has gururla tebrikleri kabul etti.

Hayat işte… Bir anda en büyük acıyla imtihan ediyor sizi. Üç gündür öyle içim acıyor ki.  Ne kadar acısak, ateş düştüğü yeri yakıyor en çok. Sözler kifayetsiz.

Tek bildiğim… Ölüm, küçüklere hiç yakışmıyor. Allah’ın takdirinden sual olunmaz elbet. Allah sıralı ölüm versin.  Evlat acısıyla, kardeş, torun acısıyla sınamasın. Başta Şen ve Tanık ailelerine olmak üzere Alp’in tüm sevenlerine sabır, Alp’e bol bol nur, rahmet, ışık versin diliyorum.

 

Benzer Yazılar

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir