Defne Samyeli, Kurtlar Vadisi Pusu’da

Bir dönem haber sunuculuğu da yapan güzel oyuncu Defne Samyeli…

Bir Gün Kaybedeceğini Bilerek…

“İyi de çok büyük bir sevgi kapısını kapatmış olacaksın o zaman”

Demişti bana Boğaziçi’ndeki İstatistik hocam Sevgi Hanım. Evime hayvan almam diye direndiğimde.

Derin bir iç geçirmiştim. İşte tam da o yüzden almak istemiyordum ya. ‘O gün’ er ya da geç gelecekti. Beklenmedik bir kaza ya da hastalık olmadığı takdirde biraz daha geç, ama kaçınılmaz..

Doğduğum andan itibaren tüylü ve dört ayaklı arkadaşlara büyük sevgim var. Kardeşim de ben de bu özelliğimizi babamızdan almışız. Öyle ki ben bebekken emekleyip köpeğimiz Magi’nin tasından aynı onun gibi su içermişim. Annem de bu duruma çıldırırmış. Zaman içinde çok hayvanımız oldu; her birinin kaybı bende iz bıraktı.

Babamı kaybettikten sonraki yıldı. ABD’de yaşayan küçük teyzem ‘oğlum’ diye sevdiği Lucky’yle bizi ziyarete gelmişti. Aylarca aynı evde kaldığımız Lucky’ye kanımız kaynamıştı resmen. Bir gün İstanbul’un vahşi sürücülerinden birinin tekerlekleri altında can verdi köpekçik.. Öyle çok ağladım ki. Ve karar verdim. Benim asla köpeğim olmayacaktı.. Kayıp tolerans kotam dolmuştu çünkü.

Aradan yıllar geçti. Evlendim, anne oldum. Ve bir gün. Hocam Sevgi Hanım’ın motive eden sözleri, arkadaşım Asena’nın telefonu derken kendimi yeni anne olmuş Labrador Jolie’nin evinde buldum. Ev sahibi, yavrularından en şişkosu ve en yaramazını gösterdi bana. Şişko yavruyu kaptığım gibi eve getirdim.

Boncuk’a adını o zaman 5 yaşında olan kızım Deren koydu. Bir süre sonra da sokakta simsiyah bir yavru kedi bulduk. Bu vahşi kediciğin adını da Yıldız koyduk. Labrador yavruları bence dünyanın en şeker yüzüne sahip.. Ama o şekerlikle hiç bağdaşmayan yaramazlığıyla Boncuk bana ilk aylarda bayağı çile çektirdi. Deri ve metalden başka tek mobilyamız benim piyano taburemdi, onu yedi. Salonu işgal etmesi yetmedi, evin her tarafına ulaşmadığı her an yaygara kopardı. Tuvalet eğitimini tamamlaması 7 ayı buldu. Az pisliğini temizlemedim. O zaman neredeyse 30 kilo olmuştu bile. Kendini uzun zaman insan zannetti. Benim katkılarımla tabii. Hiç unutmam, Boncuk’u alıp Tamer Dodurka’ya götürmüştüm, o zaman –belki hala- Türkiye’deki tek hayvan psikoloğu. O uyarmasa farkında bile değildim, meğer hayvana ben bebek muamelesi yaparmışım. Neyse.. Sonra köpek arkadaşlar edindirdik.. Ama o hep bizim obur, şımarık, hafif tembel ve sevgi arsızı köpeğimiz oldu.

Yıldız’la Boncuk 13 yaşındalar.. İdi. Yıldız’ı aniden kaybettik birkaç ay önce. FIP diye bir virüsten olduğunu tahmin ediyor veterinerimiz. Ben hala inanmıyorum. Hiç bir şeyi olmayan kedicik birkaç saat içinde nasıl öldü hala anlayamıyorum. Yıldız’ın yokluğuna alışamadım.

Boncuk da biraz yavaşlamasına rağmen geçen aya kadar zımba gibiydi. Evde annemin başının belası, devamlı ve ısrarlı sevgi gösterileriyle misafirlerimizin korkulu rüyası.. Birden iştahı kesildi. Dünyanın en obur hayvanı olduğu için bir terslik olduğunu hemen anladık. Üresi yüksek çıkınca iki hafta mecburen veterinerde serum aldı. Test sonucu böbreklerde küçülme gösteriyormuş.

Ama içimde tarifsiz bir hüzün. Araştırmadığım kaynak kalmadı. Evde bebek gibi bakıp bol bol su içiriyorduk. Derken bir gece arka ayakları tutmamaya başladı. Kalkmaya çalışıyor. Kalkamıyor. Havlıyor. Anlamıyor..

Onu öyle gördükçe bittik. Kendime bugünlerin kaçınılmaz olduğunu, bu kadar zaman bizimle olduğu için şükretmem gerektiğini hatırlatmakla birlikte kafam motor gibi çözüm üretmeye çalışıyor.

O beyaz yüzünü sıkı sıkı tutarak sevgi dolu iri kahverengi gözlerine bakıyorum.. “Bak Boncuk. Sen havla, ben seni kaldıracağım hep tamam mı?”

Anlıyor. Eskiden her yaptığı şeyi yapmak istiyor. Kapı çaldığında koşmak, bizimle göz göze geldiğinde yalamak için üstümüze hamle… Bunların hepsi için ‘Hav’ diyor. Hemen elimde ne varsa bırakıp yanına koşuyorum. Kalçasından kavrayıp destek verince ayağa kalkabiliyor. Alıştık böyle yapmaya. Bir köpek ve bir insan, hayatın yeni şartlarına şaşılacak kadar büyük bir hızla uyum sağlıyoruz. Çocukları yeni doğurduğum günlere dönmüş gibi hissediyorum kendimi. Gece uykumda benden ne kadar uzakta olursa olsun Boncuk’tan gelen en ufak bir sese zıplayarak kalkıyorum. O da adeta bebek oldu, şımarmalar, nazlanmalar.. . Yeter ki rahat etsin. Yeter ki neşesi yerinde olsun.

Evde misafirim olan büyük teyzem ve annemin şefkatiyle hazırlanan özel yemekler, ilaçlar, glukosamin takviyesi falan derken yeni bir sistem oturtmuştuk. Şehir dışında geçirdiğim bugünün sonunda öğrendim ki hiç yemek yememiş Boncuk. Üresi mi yükseldi yine acaba? Kardeşim konuştu veterinerle uzun uzun. Ben artık konuşmak istemiyorum. Kaç yıldır tanıyıp güvendiğim veterinerin sesi bile sinirlerimi bozuyor. Yıldız’dan hemen sonra hem de.. “E artık bunlar normal, hayvan yaşlı” lafını duymak istemiyorum.

Uçaktayım şimdi. Geceyarısını biraz geçiyor. Yapabildiğim tek şeyi yapıyorum. Yazıyorum. Şu anda konuşacak kimsem yok. Eve gider gitmez köpeğimin halini beğenmezsem acile götüreceğim.

Ben kabul etmek istesem de istemesem de son dönemece girdik gibi görünüyor. Boncuğum giderayak bize yine öğretiyor. Şefkati, sevgiyi, vefayı.

Emek vermeyi..

Hayatı hatta..

Bu sabah güneşin doğuşundan itibaren ne güzel şeyler yaşamıştım oysa. Jestler, dostlar, sürprizler, eski dostlar, denizin mavisine ormanın yeşiline şahadet. Yeni başlangıçlar için adımlar, heyecan.

Şimdi allak bullak vaziyette, bir uçak koltuğunda kucağımda bilgisayar iki büklüm gözyaşı döküyorum. İşte böyle..

Bir yanım kendime kızıyor, nankörlük etme ne dertler var diyor.

14 yaşımdaki bense “Sana demedim mi?” diyor..

Yüz Egzersizi Size Ne Kazandırır?

Güzellik ve bakım adına yapıp da sonuçlarından en memnun olduğum üç şeyi sorsanız, biri mutlaka yüz egzersizleri olur.

20’li yaşlarımın sonlarına doğru egzersizin kaslarım üzerindeki sıkışlaştırıcı ektisini çoktan farketmiştim. Haber müdürüyken yanıma gelen bir muhabirimiz Filipinli bir yoga ustasından bahsetti bir gün. Lourdes Çabuk.. Yüz yogasıyla yüzünü genç ve diri tuttuğu söyleniyordu. Muhabir arkadaşımla yaptığı haberi inceledik. Bir hafta sonra Bağdat Caddesi’ndeki Nepal Kültür Merkezi’nde kendimi caddeli kadınlarla yerde bağdaş kurmuş, Lourdes’ten kurs alırken buldum!

Birkaç haftasonu nefes ve yüz egzersizleriyle ilgili ders aldık. Not ve şemaları hala saklıyorum. Zaman içinde bazı hareketleri tamamen eledim, bazılarını başka hareketlerle değiştirdim.. Ama hiç ara vermedim. Genel prensipleri sıralayayım, size uygunsa mutlaka tavsiye ediyorum. Kimine de uymuyor çünkü. Çok arkadaşıma elimden geldiğince yaptırdım, devam edip de yapan çok az 🙂

1-) Bu işte devamlılık çok önemli. Başladınız mı bırakmayacaksınız. Zira, aynı sporu bırakan kişilerde olduğu gibi sonradan yüzde ekstra sarkma tehlikesi var.

2-) Sabır şart. Bazı hareketlere kendinizi adayacaksınız. Sonuç alması iki ay sürse bile. Göz çevresi mesela.

3-) Hangi hareketleri yaptığınız ve size yarayıp yaramadığı çok önemli. Kollarınız inceyse mesela, kalınlaşma korkusu olmadan biceps ve triceps kasınızı daha çok gösterecek egzersizleri rahatlıkla yapabiliyorsunuz ya. Bu da öyle işte. Yaptığınız hareket ‘size uygun olan’ olmalı. Ve kendinizi devamlı incelemelisiniz.

Hemen izah edeyim. İlk başladığım dönemde hareketleri yoğunlukla yapıyordum. Lourdes’in ağız çevresi için verdiği hareket, benim o kasımı fazlaca geliştirdi. Önce anlamadım. Arkadaşım olan bir dermotoloğa koşup ağız çevremdeki şişmenin sırrını anlamaya çalıştım 🙂 Meğer ‘O’ şeklindeki bu kasımız bayağı çabuk cevap veriyormuş egzersize. Dudak kenarlarını çevreleyen kısımda bir şişlik oldu. Önce azalttım. Baktım olmuyor, o hareketi tamamen bıraktım.

Yıllardır hiç değiştirmeden kullandığım hareketlerse, elmacık kemiği üzerindeki kasları sıkı tutanlar, yüz ovali, göz ve göz çevresi için olanlar. Boyun hareketlerini de zaman zaman kesiyorum, çünkü çenemin altında belirgin şekilde çıkıntıya neden oldukları oluyor.

Lourdes ‘Yüz Yogası’ adlı bir kitap çıkardı. Harika bir çalışma olmuş, kesinlikle tavsiye ediyorum. Daha sonra Carole Maggio’nun hareketlerini denedim. ABD televizyonlarına devamlı çıkıyor Carole. Şimdi internete bir bakın, yüzlerce kişi bu işin eğitimini veriyor. Akıllı telefonlarda uygulamalar bile var. Bunların hepsini bulabilirsiniz.

Benden video beklentisi olan okurlara hemen şunu söyleyeyim, herkesin yüzüne uygun tavsiyeyi verebilecek araştırma yapmadan kendim böyle bir video çekip yollamayı arzu etmem. Çünkü insanları yanlış yönlendirmiş olurum. Benim bu bakım konusunda merakımın bu kadar ilgi göreceğini hiç tahmin etmiyordum. Ufukta bakım kitabı görünüyor demeki ki :), ama dediğim gibi herkese yararı olacak ve kimseye zararının dokunmayacağından emin olduğum titiz bir çalışma yapmadan çalakalem öyle işlere girmeyi istemem.

Şu an için size hareket seçerken neyi yapmanız ve yapmamanız gerektiğini söyleyebilirim. Meraklı olanlar ve bu işe devam etmek isteyenler yüzlerinin düzeltmek/geliştirmek istedikleri yerlerini söyleyip buldukları hareketleri benimle paylaşırsa fikrimi seve seve belirteceğim.

Kesinlikle yapmamanız gereken şu: Binlerce hareket içerisinde yaparken yüzünüzü KIRIŞTIRAN lardan uzak durum. O kadar çok var ki şaşkınlıkla bakıyorum. Ayna karşısında yapın mutlaka, Hareketi uygularken yüzününüzn bir yeri çok kırışıyorsa orada yerleşecek bir çizgiye zemin hazırlıyorsunuz demektir.

Bir de, yatarken yüzünüzü yastığa gömmeyeceksiniz. İnanamayacağınız kadar yüzü kırıştırıyor. Hatta yan yatmak, kadın erkek herkeste göğüs arasını da deforme ediyor. Sadece böyle uyuyabiliyorsanız, yastıkla yüzünüz arasına elinizi koyarak yastığın yüzünüzün formunu deforme edecek temasını eksiltmeye çalışın. Eğer olabiliyorsa.. Yoksa uykusuz kalmayın.

Her hedefte olduğu gibi bunda da biraz da olsa çalışmak gerekiyor 🙂 Yüz kaslarını çalıştırmak özellikle gün boyu farkında olmadan çok kastığımız alın, kaş arası ve çenedeki gerilimi de azaltıyor. Konuştuğum kimi plastik cerrahların bazıları tavsiye etmese de ben çok faydasını gördüm. Yüzde yaşlanmaya neden olan, kasların gevşemesi ve kolajen dokunun azalması değil mi? O kaslarımız sıkı durduğu ve iyi beslenmeyle vücudun kolajen üretimini aktif tuttuğumuz takdirde harika bir sonuç almak kolay.

Ne demişler? İşleyen demir ışıldar! Yorumlarınızı bekliyorum. Işıl ışıl olmanız dileğiyle sevgiler.

Not: Yorumları ve soruları bu sayfanın altına yazarsanız, vakit buldukça yanıtlamak benim için kolay. Özel iletişim formuna yazılan sorular, çok özel değilse cevaplamıyorum-vaktim yok çünkü. Cevapları herkese yarayacak içerikte olunca bu sayfaya yazmayı tercih ediyorum ki benzer sorusu olan herkese fikir versin.

Kirpikler için…

Defne SamyeliGüneş çıktı, ve tabii çiller de.. Öğle saatlerinde doğrudan güneş ışığı altında kalmıyorum. Koruma faktörlü kremleri kullanalım, evet. Ama çok mecbur değilsek güneşe o saatlerde hiç çıkmamayı tercih etsek daha iyi. Spf’li kremler de soyulma, sivilce, vs gibi başka sorunlara neden olabiliyor devamlı kullandıkça. Bu yazı ve resimde bir diğer konu da sağlıklı kirpikler. En sevdiğim makyaj malzemesi mascara olduğu için kirpik bakımını da önemsiyorum. Yıllardır ince bir eyeliner fırçasıyla kirpiklerime badem yağı sürerim. Kirpikleri nemli, gür ve canlı tutuyor. Tavsiye üzerine badem yağını bir de hint yağıyla karıştıracağım. Hint yağı saçı gürleştirmek için önerilir genelde. Kirpikleri de uzatıyormuş. Deneyip, sonuçları paylaşacağım. Bir sonraki yazı sizlerden gelen soru ve istek üzerine göz çevresi ve yüz egzersizleri üzerine olacak. Sevgiyle kalın..💖🙋

Nereye Yürüyorum?

Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda. Bu gördüğünüz websitesi mesela.

Yazılar, ilgi alanları, projeler, fotoğraflar, hatta arşiv çalışması derken hayatımı yıllarca öncesine geri sarmış, film gibi izlemiş oldum.

Ben ürettiklerimi derler, yenilerini üstüne eklerken koca bir ekip de bu sitenin tasarımı ve fonksiyonel şekilde çalışması için uğraştı. Hanife Hanım’la Göktürk kafelerinde önümüzde laptop’lar çay ve kahve eşliğinde geçen saatler ve bitmeyen yazışmalar sonrasında işte karşınızdayız:)

Bu site benim küçük televiyonum, gazetem. Merak edenler benim dünyamda ne olup bitiyorsa artık burada bulacak. Sitem yeni bebeklerimden biri, her geçen gün yeni malzemelerle büyüteceğim onu.

Sırf bu amaçla depo olarak kullandığımız eve gidip tonlarca koliyi karıştırmak için bile motive vaziyetteyim, düşünün artık.

Bu arşiv işi sardı beni çok! Eski hayatlarımdan, eski benlerden ‘an’ları yakalayan fotoğraflar, 90’lı yılların saçı, başı, takılarıyla sunduğum TV programları, çocuklarımın bebeklikleri, eski yaşamlar..

Bir yandan yeni olan her şey..

Müziğim gibi…

Ben kendi halimde çalıp söylüyordum yıllardır.

Derken güvendiğim bazı müzik insanları sesimi daha çok kişiyle paylaşmam gerektiğine beni ikna ettiler. ‘Bilmem ki..’ dedim..

Beni, söylemeyi sevdiğim şarkıları çok kişi dinlemek ister mi?

‘İstemez mi?’ dediler… Menajerim Oğuz Arınmış bana güven verdi.  Ve hala azıcık çekinceyle- müzik sektörünün değişmez görünen bazı kuralları beni yirmili yaşlarımda korkutmuştu– ama çok sevgiyle, tutkuyla, eğlenerek, güle oynaya stüdyoya girdik.

WePlay’in sahibi, gerçek bir müzik aşığı Haluk Polat,Son Arzum’u söylemem için bana ilk önerdiğinde cevabı heyecanla çarpan kalbim vermişti çoktan. Bir çırpıda hazırlanan şarkı, büyük tesadüf sonucu Endemol’deki çok sevgili dostlarım aracılığıyla her hafta rating rekoru kıran Paramparça dizisinde yayınlandı.

Ve huzurunuzda… Umarım seversiniz. Çünkü bu proje iyi niyetle, sadece müziğe hizmet etmek isteyen bir avuç çocuk ruhlu insanın biraraya gelmesiyle doğdu.

Bir yandan da Son Arzum, ve teker teker size sunacağımız diğer şarkılar da beni seçti sanki. Tuhaf gelebilir, ama aynen öyle oldu. Sanki bu şarkılar bir küçük tim kurdular, beni nazikçe doğru insanlar ve adımlara yönlendirdiler. Ve ben nasıl olduğunu anlamadan kendimi tüm diğer işleri reddetmiş ve müziğe adamış buldum.

Bütün gün ne yaptım bir yandan biliyor musunuz? Bu siteyi kurarken elime aldığım onlarca arşiv DVD’sinde benim için çok değerli haber yayınlarımı izliyorum. Evim gibi stüdyomdan, Meclis’e, Brüksel’den Washington’a yaptığımız yayınları.. Şimdi her biri müdür olan eski muhabir arkadaşlarımı.

İçim o dönemin enerjisi, hızı ve dinamizmiyle doluyor bir anda. O haber ikliminde, yayınların her saniyesinde o kadar ‘ben’im ki

Ama sanki hayatımın bu döneminde bir başka ben, içimde yıllardır bekletilmiş sanatçı artık dışarı çıkmak istiyor. Deli gibi senaryo yazıyor, sahne çalışıyor, sinema izliyor, çiçeğe-böceğe-göğe bakınca ağlıyor, gülüyor, durmadan şarkı söylüyor da söylüyor.

Bakalım bu yol beni nereye götürecek?

Hiç bir fikrim yok. Tek bildiğim içimden geleni, kalbimden geçeni yaptığım. Keyfim, huzurum çok yerinde.

Uzun lafın kısası…Nereye gidiyorsak, sizinle birlikte gideceğiz. Zira benim neredeyse bütün hayatım, tüm başarılarım, başarısızlıklarım, sevinçlerim, üzüntülerim sizin gözünüzün önünde yaşandı.

Eğer fazlasını ve ‘gerçek olanı’ merak ediyorsanız, arada bir buraya uğrayın.

Beni çocuk yaşta üne kavuşturan, hep daha iyisini yapmam için motive eden ilginize müteşekkirim.

İyi ki varsınız.

Kuru Ciltler İçin Nemlendirici Avokado Maskesi

Avokado içindeki yağ asitleri ve anti oksidan vitaminler cildimiz için çok değerli. Fırsat buldukça avokado yer, iyice olmuş olanları da yüzümüz, ellerimiz ve saçlarımız üzerinde değerlendirrisek bu mucizevi meyveden tam anlamıyla faydalanmış oluruz.

Kıvamının uygun olması ve en besleyici haline gelmiş olması açısından dışı hafif kararmış ve iyice yumuşamış olan avokadoyu seçmeliyiz.

Kuru ciltleri NEMLENDİRMEK, ince kırışıklıkları açmak ve ton farklılıklarını azaltmak için haftada bir kez uygulanmasını tavsiye ettiğim avokado maskesi:

Malzemeler:

1 avokado
1 yemek kaşığı bal
1 yemek kaşığı yogurt
2 çay kaşığı badem yağı

Avokadoyu soyup çatalla ezin. Kremamsı olduğunda içine yogurt ve badem yağını katın. En son balı ekledikten sonra cildinize kalın bir tabaka halinde sürün. Akışkan olacaktır, üstünüze uygun bir kılık giyin, gerekirse omzunuza küçük bir havlu koyun. Kalan malzemeyi ellerinize sürün.
Sonrasında duş alacaksanız, balı karıştırmadan önceki karışımın bir kısmını( avokado+ yogurt+ badem yağı) saçlarınıza maske olarak kullanabilrsiniz.

20 dk bekledikten sonra ılık suyla yıkayın. Üzerine haifi bir nemlendirici sürün.

Böyle Detoksa Can Kurban

Kate Moss ve Naomi Campbell’ın Bodrum sevdasını anladım da… Şu detoks olaylarını bir türlü kavrayamadım gitti. Hem ‘detoks’ talar. Hem akıllarına esiyor ara verip ülkelerine dönüyorlar. Sonra bir daha geliyorlar. Hoop detoks otelinden çıkıp yan otelde onlarca lahmacun yiyorlar!

Nasıl detoks ki bu? Life Co’cular bizi aydınlatsa ne iyi olur. Benim bildiğim detoks programları sebze suyu ve haplara talim olmak.

Sehayatli, lahmacunlu oluyorsa biz de yapalım..

Benzer Yazılar

Böyle Detoksa Can Kurban

/
Kate Moss ve Naomi Campbell’ın Bodrum sevdasını anladım…

Komedyenler… Ve Manik Depresif Bozukluk..

/
“İnsanlar ne derse desin, sözler ve fikirler dünyayı değiştirebilir”…

Als'ye Dikkat

/
 ‘Bir kova buz’ kampanyası tüm dünyada çığ gibi büyüyor.…

Teşhir ve Taciz Mevzusu…

/
Yasemin Allen, Bebek’te Arap bir adamın tacizine uğramış. Bir…

Lady Gaga.. Wow..

/
Uzun zaman sonra ilk kez bir konser bana “İyi ki gelmişim” dedirtti. O…

Haberin Mutlu Edeni…

/
Türkiye’de neler olup bitiyor bilmek için internet bağlantısı…

Depresyondayken Derdin Hafifi Yok.

/
Bir çok kişinin hayatları hakkında şikayetine maruz kalıyoruz.…

Off ki Ne Off…

/
Kırk beş gün önce kapatılan, on beş gün önce yeniden…

Vizyondaki ‘Herkül’den…

Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor ki:

Halkın üzerinde gücün vardı. Ama hırsın yoktu. İstediğin bir şey de. En tehlikeli adamlardır bir şey istemeyenler. Çünkü fiyatları yoktur, satın alınamazlar. Bu yüzden ben de senin itibarını lekeledim, seni gözden düşürdüm

Tarihteki büyük insanlara ve onları yenmeye çalışanlara bakın. Büyük insanların güçleriyle başa çıkamayanlar, hatta bu büyük insanlar öldükten sonra bile büyük miraslarını hazmedemeyenler..

Aynı yol başvurmuyor mu hep?

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

Onun adı Esma Al GulFilistinli bir gazeteci.

Esma, günlük Filistin gazetesi El Ayyam’ın köşe yazarı. Aynı zamanda benim Ortadoğu’yu takip ettiğim kaynaklardan birine, Al Monitor’e yazıyor.

‘Bana bir daha barış demeyin’ diye başlıyor son yazısı.

Esma, Gazze’de savaşın içyüzünü haber yapmak için canını dişine takmış koştururken gelmiş telefon. Geçen Pazar günü. İsrail’in Refah kentine yönelik saldırısında ailesinin dokuz ferdi ölmüş.

60 yaşındaki amcası, yengesi, kuzenleri, kuzenlerinin kızları ve oğulları. En küçükleri 5 yaşındaki Malak ve 24 günlük Mustafa… Hepsi ölmüş… Esma diyor ki “Hiç bir politik bağlantısı olmayan, sadece barış isteyen ailemin cesetlerini sebze meyve dondurucularından topladım”

“Ben de Hamas’ım!

Her birini en son ne zaman gördüğünü teker teker anlatıyor. Ateş düştüğü yeri yaksa da okurken insanın boğazı düğüm düğüm oluyor. Ama benim bu yazıyı yazmama neden olan cümleleri şunlar:

İsrail! Hedefin, nefret ettiğin Hamas’sa bil ki bu öldürdüğün insanların onunla alakası yok. Ama senin için Hamas alelade siviller, çocuklar, yaşlılarsa,  hepimizsek… O zaman bilesin ki binlerce, hatta milyonlarca Hamas destekçisi yarattın artık. Ben de Hamas’ım, biz hepimiz artık Hamas’ız…”

Bu gazeteci aslında kim?

Sevgili okurlar, bu satırların yazarı genç kadın, Hamas’a ve El Fetih’e kafa tuttuğu için defalarca saldırıya uğramış, tehdit edilmiş, hatta bir dönem ülkesine dönmesi yasaklanmış bir gazeteci. Başını örtmeyi reddeden feminist Esma’nın uluslararası ödülü var. Gazze’de sivil hakların nasıl çiğnendiğini yazdığı gazetesi El Ayyam, Hamas tarafından Filistin’de zaman zaman yasaklanıyor.

Cesur, gözüpek, Hamas’ın ne olduğu ortaya döken bir gazetecinin ‘Ben Hamas’ım o zaman’ noktasına gelmesi şaşırtıcı mı?

Yeteri kadar zorlarsanız.. Herkesin içindeki katili, teröristi çıkartırsınız. Kimi için bu malına gelen tehditle olur. Kimi için ailesine biri el uzatsa, kafidir. İsrail’in askeri gücü daha fazla diye bu savaşta daha çok kişiyi öldürebilir. Ama asla kazanamayacak. Hamas da öyle. Ülkeler, hükumetler ve ellerindeki medya istediği kadar birinin ya da öbürünün tarafını tutsun.. Kazanan olmayacak.

Bir an önce, hemen şimdi silahlar susmazsa.. Karşılıklı nefret ve gözü kan bürümüşlük katlanarak artacak.

Olan on binlerce masuma oluyor, dünya dökülen kanı maç izler gibi izliyor, vicdanı olan gözyaşı döküyor… Allah tüm masumları korusun, aklını yitirenlere de akıl ihsan eylesin demekten başka elimizden ne geliyor ki?

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

“Oturmak Öldürüyor”

Depresyon demişken hemen ekleyeyim..

Uzun süreli oturmak insanı depresyona sokuyormuş! Bilgisayar ya da TV başında uzun saatler geçiriyorsanız aman dikkat. Sadece depresyon değil, kalp hastalıkları, dyabet, romatizma ve bazı tip kanserlere ve erken ölüme davetiye çıkarıyor olabilirsiniz. Her gün egzersiz yapan çok fit bir atlet bile olsanız, eğer her gün uzun süre oturduğunuz zaman dilimi varsa bu riskler sizin için de geçerli.

 Vücut, oturdukça yerçekimine daha az maruz kalıyormuş gibi bir ortam algılaması oluyor,  hücreler daha hızlı bozuluyormuş. NASA uzmanları söylüyor. Ofiste ya da evde her 15 dakikada bir uygulamamızı tavsiye ettikleri hareketler var. İlgilenenler için linki tweet’leyeceğim. Bakamayacak olanlarsa her 15 dakikada hareket etsinler, yeter.

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…