Çatışma, Dizi Çekimini İstanbul’a Getirdi..

İsrail-Filistin gerginliğinin artması Amerikan televizyon sektörünü de etkiledi. Bu hafta başında Tel Aviv’de çekilen iki dizinin çalışmaları durduruldu. FX kanalının ‘Tyrant’ adlı dizisinin tüm ekibi Pazartesi İstanbul’a geldi. Konusu bir Ortadoğu ülkesinde geçen Tyrant’ın yapımcıları çekimleri bir kaç gün İstanbul’da yapacak, İsrail’de devam edip etmeme kararını sonraya bırakacaklar. Yapımcı Gideon Raff- en çok izlenen dizilerde imzası var- zaten İsrailli.

USA kanalı için 6 bölümü Tel Aviv’de çektikleri ‘Dig’e ise tamamen ara verdiler. Otoriteler her ne kadar ‘Tel Aviv’deki set çok emniyetli bir yerde, merak edilecek hiç bir şey yok’ dese de ekip huzursuz olmuş.

Benzer Yazılar

Defne Samyeli, Kurtlar Vadisi Pusu'da

/
Bir dönem haber sunuculuğu da yapan güzel oyuncu Defne Samyeli…

Nuri Bilge Ceylan’a Alkış…

/
Hele şükür… Üstüste acı haberlerle sarsılırken, zift…

Çatışma, Dizi Çekimini İstanbul'a Getirdi..

/
İsrail-Filistin gerginliğinin artması Amerikan televizyon…

Kendinizi Güçsüz Hissediyorsanız…

Okurlarımdan gelen emaillerin ciddi bir bölümü aynı dertten yakınıyor. Kendini güçsüz hissetmekten..

Hepimizin öyle zamanları olmuyor mu? Hayat mücadelesi içinde hayalkırıklıkları, alınan yaralar, bir türlü gerçekleşmeyen dilekler gücümüzü kesmiyor mu? Üstüne bir de bize ait olmayan dertler, sevdiklerimizin sıkıntıları. İçinde yaşadığımız ülkenin bitmek bilmeyen, bizi öfkelendiren, elimizi kolumuzu bağlayan sorunları…

Hani koşarsınız, koşarsınız, koşarsınız… Ve kaslarınız yanar, kemikleriniz ağrır. Bir oturmak bir oh demek istersiniz. Hayat yine de o oh deme hakkını vermezmiş gibi görünür. Ve tükenir, en ufak tersliğe bile tahammül gösteremez hale gelirsiniz.  Hayat size değer vermez.

Peki siz kendinize ne kadar değer veriyorsunuz?

Örneklerini çok görüyorum, bu kişilerden biri de sizsiniz belki. Sevdiklerini, hatta kendini sorumlu hissettiği herkesi memnun etmek için çırpınan, çabalayan, istediği sonuçları ve takdiri bir türlü bulamayan,mecburiyetler’ ve ‘gerekler’ için bir ömür tüketen. Aman ne iyi etmişim diyeniniz var mı? Gerçekten? Sanmam. Çünkü, bu ömrü aileniz, dostlar, patronlar, tanıdıklar tanımadıklar için tüketirken en önemli kişiyi ihmal ediyorsunuz.  Kendinizi.

Bilin ki, mutlu, dengeli, ‘tükenmemiş’, yorgun düşmemiş bir siz, sevdikleriniz için çok ama çok daha faydalı olur. Uçaklardaki güvenlik anonsunu düşünün. “Kabin basıncı düştüğünde açılan oksijen maskesini önce KENDİNİZE sonra çocuğunuza takın”. Bencillikten değil elbet. Çocuk-ebeveyn ikilisinden daha akıllı, becerikli olan sizsiniz; siz bir an önce kendinizi sağlama alın ki çocuğa faydanız olsun. Oksijensizlikten bayıldıktan sonra kime ne faydanız var?

Bugün bir test edin bakalım, ‘SİZ’e ne kadar iyi davranıyorsunuz? Kendi bedeninizin, isteklerinizin önceliği ne? Kendinize ne kadar özen gösteriyorsunuz? Küçük de olsa bir adım atın bugün. Bir ‘ben’ zamanı yaratın mesela. Öyle kolay ki. Üç gereksiz telefon konuşmasından vazgeçseniz tamamdır. Sonra da gerçekten sizi mutlu eden şeylerin –zorunda olduklarınızın değil- bir listesini yapın.

Bakalım siz, sizin için ne kadar değerliymişsiniz?

Benzer Yazılar

“Yiyin Kocanızın Parasını, Öbürüne Kalmasın!”

/
Fotoğraf internette dolaşıyor. Bir pazarda çekilmiş sanki. Yazıyı…

İş Ciddiyete Binince..

/
Aşık bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden…

Kocanın Hiç mi Günahı Yok?

/
İyi giyimli dört kadın. Genç bir kadını alışveriş merkezinde…

“Gönlüm Isındığında Terkediliyorum”

/
“Ne zaman benim de gönlüm ısınmaya başlasa beni terkediyorlar.…

Sevgi Vermenin 'Tarz'ı

/
Sevgi vermeyi de öğrenmek lazımmış. Yazar Amanda Gore böyle…

Temkin.. Ve de Amaç, Lütfen..

/
 Erkeklerin pek bir değere bindiği’ şeklindeki yaygın…

Kadınlar ‘Kötü Çocuk’ mu Sever

/
Geçen günkü ‘Yakışıklı suçlu’ yazım üzerine erkek…

İdeal İlişki

/
Hazır doğa ve nimetlerinden söz açılmışken… Şu baykuşlara…

Cilt Temizliğinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Cilt bakımının temeli:

Temizlik.. Temizlik.. Temizlik..

Hafife almayalım diye üstüne basa basa söylüyorum.

Ormanda veya mis gibi havası olan bir köyde yaşamıyorsanız, gün boyu havadaki kir zaten bütün gözenekleri tıkamaya yetiyor. Sabah ve akşam günde iki kere yüzümüzü ve boynumuzu mutlaka temizlememiz gerekiyor.

Temizleme derken, yeni silinmiş yer gibi gıcır gıcır bir ciltten söz etmiyorum. Aksine.. ‘Gıcır gıcır’ seviyesinde temizlenmiş cilt, kendi doğal yağlarını da kaybetmiş olacağı için zarar görür. Yağlıysa daha çok yağ salgılar. Akne problem olanların ağır kimyasal yüz temizleyicileriyle ve sabunlarla tertemiz yaptıkları ciltlerini sivilce basmıyor mu? Kuru ciltler içinse bu şekilde temizlemek cildi çok tahriş edici.

Peki ne yapmalı?

Ya da yapmamalı?

Öncelikle cildinize asla sabun değdirmeyin. Hatta çok köpüren temizleyicilerden de uzak durum. Evet, his olarak hoş ama köpürmesi için kullanılan kimyasal maddenin faydadan çok zararı var.  Yumuşak krem temizleyiciler kullanın. Üzerine de bir tonik. Böylelikle hem kalan makyaj artığı, hem de temizleyiciden kalanlar temizlenir.

Cilt bakım ürünleri artık marketlerde de satılıyor. İlle de en pahalı olan en iyisi diye bir şey yok. Ürün satın almka elverişli, hem ürünlerin raf ömrü de uzun.

Ama.. Kremlere para vermek istemiyorum diyorsanız. Ve de biraz zahmete katlanmaya gönlünüz varsa.. Ya da en doğalı en iyisi diyorsanız.. Mutfağınızda cilt temizliği, bakımı ve nemlendirme için her şeyin mevcut olduğunu söyleyebilirim.

‘Sonuna Kadar İnkar Et Abi!’

Arsenal’ın Fransız golcüsü Olivier Giroud’nun önemli bir maçtan önceki gece, eşini aldattığı anlaşıldı. Bir modelle, otel odasında. Olay yayıldıktan sonra futbolcu, ‘twitter’a bir özür mesajı yazdı.. Eşinden, ailesi, arkadaşları, takımı ve taraftarlardan özür dileyerek, bundan böyle kulübü ve eşinin affı için çalışacağını söyledi.

Affedilir ya da affedilmez, onu bilemeyiz.

Ben yine de takdire değer buldum. Pek görmüyoruz, zira. Bizim toplumda her ne yaparsan yap suç üstü yakalansan dahi, inkar esastır ya.

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Bilgi, İlgi, Espri Birarada..

Kemik İliği bağışı ve medya deyince akla gelen ilk isim Okan Bayülgen. Rating kaygısından uzak sayısız programıyla Enka öğrencilerine büyük ölçüde ilham veren, o.

Cumartesi günkü paneli de Bayülgen yönetti, harika anlatımı ve esprileriyle konuyu hep pozitif tutmayı başardı. Engin Altan Düzyatan, projeye destek veren bir başka ünlü isimdi. Bu yolda tüm mesleki birikimlerini, ve kalplerini seferber eden Kanser Savaşçıları Derneği’nden Prof. Dr. Mustafa Çetiner ve Prof. Dr. İrem Yaluğ Ulubil, Kemik İliği Bankası Koordinatörü Prof. Dr. Fatma Oğuz Savran ve Hematolog Prof. Dr. Mehmet Ali Özcan bilgi ve fikirleriyle bizi hem aydınlattı hem düşündürdüler. Uygun ilikle yaşama dönen küçük Melis’in babası Bahadır Akbaş da, umudun canlı örneği oldu.

 

Benzer Yazılar

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Bilgi, İlgi, Espri Birarada..

/
Kemik İliği bağışı ve medya deyince akla gelen ilk isim…

Bilgi, İlgi, Espri Birarada..

/
Kemik İliği bağışı ve medya deyince akla gelen ilk isim…

Suç Sadece Erkekte mi?

Yaşı kaç olursa olsun… Her kadın aynı soruyu soruyor: ‘Erkeklere ne oldu.. Neden erkek gibi davranmayı bıraktılar?’

Sorudan kasıt şu: Eskiden erkek kadını elde etmek için peşinden koşardı. Şimdi durum tam tersi. Erkekler değere bindi. Liseli kızlar liseli erkeklerden, yetişkin kadınlar da tüm erkeklerden şikayetçi.

Tespit doğru. Erkekler son yıllarda pek bir ‘elimi sallasam ellisi havasında’. Elbette hatırlatıyorum: Geneli konuşuyoruz, istisnalar kaideyi bozmuyor.

Sevgili genç kızlar, kadınlar..

Erkekler peşinizden koşmak şöyle dursun, sizinle buluşmak için heves göstermiyorsa.. Sizi mutlu etmek için en ufak bir çabası yoksa. Aramıyorsa, sormuyorsa. Ve daha da fenası sizden kaçıyorsa.

Bunun tek nedeni sizsiniz.

Dertleştiğim ve aynı dertten muzdarip genci yaşlısı kadınların hikayesi benzer:

Erkeklerin o kadar üstüne düşmüşler, kendilerini o kadar kolay sunmuşlar ki, erkekler de alacağını aldıktan, ya da alacak kadar bile ilgilenmeden kaçmış.

Erkekler de merak ediyor aslında, ‘Bu kadınlara ne oldu?’ diye. Bir okurum, gençken bir kızla buluşabilmek için kırk dereden nasıl su getirdiklerini anlatırken ekledi: ‘’Kızlar, çıkabilmek için 16 yaşında oğlumu evden almaya razı. Oğlanın nazını öyle çekiyorlar ki, kızlar için ben üzülüyorum.’’ Etraf, kolaylıkla elde edilen kadın kaynadığı için erkek de daldan dala atlamakta sakınca görmüyor.

 Sorun 1: Erkekler, kadına artık çok kolay ulaşıyor. Şehir kadınları ‘modernleştikçe’, ilişkiler alanını da iş hayatlarını yönetir gibi yönetmeye kalkıyorlar: Atak davranmayı, ilk adımı atmayı, hatta ilk fırsatta yatağa girmeyi normal ve medeni kabul ediyorlar. İstenilen buysa ne iyi…Fakat gözlemlediğim kadarıyla iş kadını olup emrinde 100 kişi çalıştırsa da, lise çağında olsa da kadın, yine de kadın. Ve paylaştıklarının erkek tarafından da sıradan değil özel bulunmasını istiyor. Aranmayınca, unutulup gidince içerliyor, kendine güveni altüst oluyor.

Sorun2: Erkek ‘ihtiyacı’ içinde olmak. Yanlış okumadınız, o kadar çok kadın ‘Hayatımda biri olsa bütün sorunlarım bitecek’ inancında ki. Çılgınca o ‘biri’ aranıyor, her karşılaşılan erkek, ‘acaba o mu’ diye değerlendiriliyor. Bu kadar muhtaç vaziyette olunca da, kadın kendisine hiç uymayacak bir adama mutlaka kapılıp gidiyor; sonra ona beyaz atlı prens muamelesi yapıyor.

Sorun3: Erkeğe yapışmak. Üstüne düşüp, paçalarına sarılmak. Çoğu kadın bu gereksiz üste düşmeyi nasıl yaptığının farkında bile değil, ne yazık ki. Size sormadığı halde devamlı telefon ya da mesajla kendinizle ilgili bilgi veriyor musunuz? Öğlene kadar mesaj atmadı diye içerliyor musunuz? Bayram değil seyran değilken hediye alıp, tatil planlıyor musunuz? Haftada en az beş kere ‘Beni çok üzüyorsun çünkü…’ diye başlayan cümleler kuruyor musunuz? Sizinle televizyon izlemesi için ısrar ediyor musunuz?

Valla, erkek olsam, bu durumda ben de kaçarım.

 Çözüm ne? Öncelikle teşhis koymak. Kendinizi değerlendirmekle başlayın işe. Kolay mıyım, bir ilişkiye muhtaç mıyım, üstüne çok düşüyor muyum diye.

Cevaplarınızda çok dürüst olun.. Bana yazabilirsiniz. Paylaşmamı isteyip istemediğinizi belirtmeyi unutmayın.

Pazartesi’ye çözüm yollarını konuşacağız.

Benzer Yazılar

“Yiyin Kocanızın Parasını, Öbürüne Kalmasın!”

/
Fotoğraf internette dolaşıyor. Bir pazarda çekilmiş sanki. Yazıyı…

İş Ciddiyete Binince..

/
Aşık bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden…

Kocanın Hiç mi Günahı Yok?

/
İyi giyimli dört kadın. Genç bir kadını alışveriş merkezinde…

“Gönlüm Isındığında Terkediliyorum”

/
“Ne zaman benim de gönlüm ısınmaya başlasa beni terkediyorlar.…

Sevgi Vermenin 'Tarz'ı

/
Sevgi vermeyi de öğrenmek lazımmış. Yazar Amanda Gore böyle…

Temkin.. Ve de Amaç, Lütfen..

/
 Erkeklerin pek bir değere bindiği’ şeklindeki yaygın…

Kadınlar ‘Kötü Çocuk’ mu Sever

/
Geçen günkü ‘Yakışıklı suçlu’ yazım üzerine erkek…

İdeal İlişki

/
Hazır doğa ve nimetlerinden söz açılmışken… Şu baykuşlara…

Justin Timberlake Konseri ve Düşündürdükleri…

İstanbul’dan bir star daha geçti.

Justin Timberlake, N Sync günlerinden beri takip ettiğim ve çok beğendiğim bir sanatçı. Biletlerimizi aylar öncesinden almıştık; heyecanla izlemeye gittik tabii.

İşte geceden notlar:

  • Timberlake formdaydı. Kalabalığı ateşlemeyi becerdi. Çok sade giyinmişti, üzerindeki şimşek desenli olduğunu sandığım gömleğini hiç çıkarmadı. Sadece kapanış şarkısı Suit& Tie’da üzerine bir ceket geçirdi.
  • Seyirciler coşkuda ve ilgide kusur etmedi. Justin Timberlake’in beklentisi biraz yüksekti ama. Her şarkısında mikrofonu seyirciye tutarak eşlik etmelerini bekledi. Ne var ki seyircilerin çoğu her ne kadar istese de sadece na na naa diyebildi. Şarkı sözlerini ezbere bilenler azdı.
  • Az sayıda dansçı vardi. Orkestra elemanları da ellerinde enstrümanları vokaldeki şarkıcılarla birlikte bir yandan çalıp bir yandan dans ettiler. Öyle aman aman bir koreografi yoktu.
  • Işık ve grafik gösterisi başarılı- ve yine- sadeydi. Şovla ilgili hiç bir şeyde abartı yoktu zaten.

AKILLI TELEFON DENİZİ

  • Herkesin ama herkesin elinde bir akıllı telefon vardı. Şov boyunca ellerden düşmeyen telefonlarla hem ortam aydınlandı, hem fotoğraf ve video çekildi, hem mesajlaşıldı. Soma’da hayatını kaybedenleri anmak isteyen Timberlake de “Çakmaklarınızı çıkarın’ dedi önce, sonra “Cep telefonu da olur” diye ekledi. Etraf binlerce yıldızla dolmuş gibiydi; tüyler diken diken oldu.

TİRYAKİLER BEZDİRİYOR.

  • Timberlake bu kadar çok sigara içen seyirciyi hayatında görmüş müdür bilmem. Genci, orta yaşlısı, kadını erkeği herkesin elinde sigara vardı. Benim dört yanım içiciler tarafından işgal altındaydı! Sigarası biten hemen bir tane daha yaktı. Hatta bir kız, bir elinde telefonuyla görüntü çekiyor, diğer eliyle sigara içip bir yandan da dans ediyordu! Tam önümde puro içen bile vardı. Açık hava diye bir yerine yüz tane içenler bilsin ki, bu faşizmden çok rahatsız olanlar var.

 SORSANIZ ‘MEVZUATA UYGUN’DUR..

 Rahatsız demişken.. Aman iyi ki kimseye bir sey olmadı. Zira bir zorunluluk halinde İTÜ’nün konser alanından çıkış pek zor. Hele konser bitiminde insanlar birbirlerine yapışık vaziyette ilerlerken Allah korudu. Acil bir durum olsa izdiham çıkabilirdi. Sorsanız her şey ‘mevzuata uygundur’ orada da. Can güvenliğinin mevzuatın ötesinde insani ve vicdani bir sorumluluk olduğunu içselleştirmek gerekiyor. Bizde tedbir yerine bol bol mazeret Tellerle cevrili alanda bir küçücük çıkış kapısından fazlası lazım İTÜ’ye .

EFOR HARCAMAYA NİYETLİYSENİZ…

  • Konserde sanatçıyı ne kadar önden izleyebileceğiniz, olaya ne kadar ‘adanmış’ olduğunuza bağlı. En iyi biletler Diamond Circle biletleriydi. Sahnenin en önünde, sahada ayakta duracaksınız. Ya saatler öncesinden gelip en önlere yerleşmelisiniz– ve her ne şartta olursa olsun yerinizi asla terketmemelisiniz. Ya da bir kaç bin kişilik insan denizinde sıkışıp arkalarda kalmayla yetinmelisiniz. Kapılar açılır açılmaz gireyim diyorsanız izdihamı göze alacaksınız. Ya da zaten pahalı biletin üzerine biraz daha vererek erken giriş hakkı kazanacaksınız.Biz çoluk çocuk toplam 7 kişiydik. 9’da sahneye çıkacak Justin için dünyayı durduracağını bilsem de beni hiç bir kuvvet saat 4, 5 gibi sahaya sokamazdı.. Haliyle 9’a 5 kala bütün grup yerleştik. Elbette Diamond Circle’ın en arkasında yer bulabildik. Bu dediğim sahneye en az 50 metre. Justin’i ancak uzaktan görebildim; çoğunlukla dev ekrandan
  • Dediğim gibi.. Ne kadar adanmış olduğunuza bağlı. Böyle konserlerde önden yer kapıp saatlerce tuvalete gitmeyen tanıdıklarım da var.  Sahne önündekiler keyifle eğlenir, Justin Timberlake Türkçe “Sizi seviyorum Türkiye!” derken sanatçıya sempatim bir o kadar arttı.

EN PAHALI BİLETE DEĞER Mİ?

  • Bunu dedim ama… Bilet fiyatı 750 TL, değdi mi diye soracak olursanız…  İTÜ’nün bitmek bilmeyen yollarında yürümesi, ezilme tehlikesi, sonsuz sigara dumanı arasında..

Televizyondan izlemeyi tercih ederdim sanki.

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Haydi Biraz sihir Yapalım..

Madem itidal, sabır, umut diye girdim ilk yazıya..

Haydi size Magic’ten bahsedeyim.

İlk çıktığı zaman dünyayı kasıp kavuran Secret vardı ya, onun yazarı Rhonda Byrne yazmış. Magic, yani Sihir.

Kişisel gelişim kitabı. Hayatınızı değiştirmek, sizi hayallerinize kavuşturmak için yollar öneriyor. Hemen aldım; prensip olarak bu konularla ilgili mümkün olduğu kadar çok kitabı destekleme kararım var. Şu hayatın içinde oradan oraya koşturur, hatta savrulurken, öyle olumsuz konuşuyor, öyle olumsuz inançlar oluşturuyor, bunları etrafımıza öyle bir saçıyoruz ki..

İnsanoğlunu biraz olsun pozitif düşünmeye iten her satır, öfke, hırs, intikam, kavga dolu şu gündemimizde bize ilaç gibi gelecektir diye düşünüyorum.

Sizi neredeyse duyar gibi oluyorum.. ‘Secret’ı da aldım, ne değişti ki hayatımda? Bu kuantum olayına bir ısınamadım. Kardeşim bütün bunların hepsi palavra.’.

Bilimsel ayrıntıya giremeyeceğim, zira yerim yetmiyor, ama kişinin frekansının ne olduğu, gerçekten hayatına çektiği tecrübeleri birebir etkiliyor. İyi frekansta olduğumuzu nasıl bileceğiz? Duygularımızı dinleyerek.

Parasızlık endişesi yaşarken, kendinize 100 kere ‘Ben zenginim’ demek değil, olay. Kendinizi nasıl kandıracaksınız ki? O endişe hissini önce ‘dönüştürmek’, sonra o yükselmiş frekans noktasından, ilk olarak gerçekleşebileceğine inandığınız şeyi dilemek gerekiyor.

Olayın aslı o dönüştürme zaten! Magic, hayatımıza ‘sihir’ katmanın yollarını öğretiyor. Bunun için de kullandığı enstrüman, minnet duygusu. Minnet duymak, bizi güçsüz, umutsuzken, yani frekans anlamında yerlerde sürünüyorken, yerden toplamaya en çok yardımcı olan şey.

Kitap 28 günlük bir egzersiz programı vermiş. Ödev gibi, her gün yapmamız gereken şeyler var. Trafikte söylenmeye, defalarca kötü bir anıyı kafamızda canlandırmaya, telefonda saatlerce ondan bundan şikayet etmeye vakit bulabiliyorsak, bu egzersizlere de sabah akşam bir 10 dakika ayırabiliriz.

O egzersiz süresince minnet duyduğumuz şeyleri-laf olsun diye değil, cidden- sıralamak, içinizde beliren o sıcaklık duygusu yoğunlaşıncaya, yüzünüzde siz farketmeden bir gülümseme oluşuncaya kadar onlar için teşekkür etmek… Hah.! İşte yüksek frekans, bu. Gün içinde mümkün olduğu kadar yükseklerde kalırsanız, zaten sizi hep memnun edecek gelişmeler oluyor.

Önemli bir nokta..

Niye egzersiz kelimesini kullandım? Magic’in böyle bir kitap olmasını neden önemsiyorum? Bu işlerde okuyup, hoş bulup, hepsini bir kenara bırakmaya meylimiz var. Kas yapmaya çalışır gibi, pozitif düşünme çalışmasını ‘her gün’ yapmazsak işe yaramıyor. Alışkanlığa dönüşmüyor.

Benden söylemesi.

Sihir, mutluluk, olumlu gelişmelerle dolu günler diliyorum hepinize.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

İtidal

Ülkece çok zor bir dönemden geçiyoruz.

İddiaların havada uçuştuğu, kılıçların çekildiği…

Demokrasi, ve özgürlük adına endişelerin tavan yaptığı.

Sanki her geçen gün yeni bir iddia depremiyle sarsılıyoruz. Böyle zamanlarda önce bir sakin olup, mümkün olduğu kadar bilgilenmek gereğine inanırdım. Şimdi inanın hangi bilgiye ne kadar güveneceğimi şaşırdım.

Karar verdim:

En iyisi, bir yargı oluşturmaya bile çalışmamak. Beklemek. Gerçekler hemen yarın olmasa da elbet bir gün ortaya çıkacak çünkü.

Bu arada..

Kılıç çekmeyelim. Kan akıtmayalım. Küfretmeyelim. Saldırmak yerine, olan biteni anlamaya ve kavramaya çalışalım. Referansımız tuttuğumuz kişi, parti, ya da kurum değil, evrensel doğrular olsun.

Adil olalım. Ki, kendimize saygımızı yitirmeyelim. 

 Sarsılmaktan yorulduk, ama… Yerküre elbet bir durulacak. Bu depremler de bitecek. İnanın bitecek.

Türkiye Cumhuriyet’inin üzerinde yükseldiği sağlam temellere güvenim tam.

Benzer Yazılar

Böyle Detoksa Can Kurban

/
Kate Moss ve Naomi Campbell’ın Bodrum sevdasını anladım…

Komedyenler… Ve Manik Depresif Bozukluk..

/
“İnsanlar ne derse desin, sözler ve fikirler dünyayı değiştirebilir”…

Als'ye Dikkat

/
 ‘Bir kova buz’ kampanyası tüm dünyada çığ gibi büyüyor.…

Teşhir ve Taciz Mevzusu…

/
Yasemin Allen, Bebek’te Arap bir adamın tacizine uğramış. Bir…

Lady Gaga.. Wow..

/
Uzun zaman sonra ilk kez bir konser bana “İyi ki gelmişim” dedirtti. O…

Haberin Mutlu Edeni…

/
Türkiye’de neler olup bitiyor bilmek için internet bağlantısı…

Depresyondayken Derdin Hafifi Yok.

/
Bir çok kişinin hayatları hakkında şikayetine maruz kalıyoruz.…

Off ki Ne Off…

/
Kırk beş gün önce kapatılan, on beş gün önce yeniden…

‘Kötülük’ Yapma, İyiliğinden Mahrum Et…

Şakalaşma ve mizah deyince.. Erdoğan Hoca için bir parantez açmak lazım. Anma töreninde herkes, ama herkes Hocanın muzipliğinden dem vurdu. Biricik eşi Mohan’a yaptığı şakalardan tutun da, profesör arkadaşlarına tertiplediklerine kadar…

Bir de… Daimi iyimserliğinden bahsetti herkes. 2001 krizindeki devalüasyona bile ‘daha kötüsü olmadığı için’ iyi diyen bir Hocaymış Alkin.

Şu sözleri de belki güncel sorunlarımız için moral verici olur:

‘’Bak evladım… Memleketlerin tarihleri çok uzundur. Dolayısıyla toptam iyimserlik ve toptan kötümserlik teorik olmadığı gibi, pratik olarak da bir anlam taşımaz. Ama ille de birini seçmen gerekirse, iyimser olanı tercih etmelisin. Çünkü önünde sonunda işler iyiye gider.’’

Güncel deyince…

Anma akşamı fakültenin eski dekanı Esfender Korkmaz Hoca bir küçük anektod paylaştı; çok etkilendim. Onunla bitireyim..

Esfender Hoca, üniversitenin bir yöneticisine öfkelenmiş. ‘’Yaa Erdoğan Abii.. Çok öfkeliyim. Bu adama ben bir şey yapmalıyım, ama ne?’’ diye sormuş..

Erdoğan Hoca da: ‘’Sakın haa!! Sana hiç yakışmaz. Asla kötülük yapma. İlle de bir şey yapmak istiyorsan, onu iyiliğinden mahrum et’’ demiş.

Yoruma gerek bile yok herhalde, değil mi?

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…