Dört Bir Taraf.. Ama Kavga Etmeden, Saygı ve Sevgiyle…

Fakültede omuz omuza çalıştığı isimler arasında bir tarafta   sağ görüşün temsilcilerinden Nevzat Yalçıntaş, Amiran Kurtkan Bilgiseven, Turan Yazgan, Mükerrem Hiç, Tunca Toskay, Mithat Melen, Münir Kutluata, Enis Öksüz.. Diğer tarata sol görüşten İdris Küçükömer, Sencer Divitçioğlu, Erol Manisalı, Yüksel Ülken. Bir alt jenerasyon Toktamış Ateş, Abdullah Gül, Ufuk Uras…  Ve daha sonra Numan Kurtulmuş.. Bu isimler çok farklı görüşleri temsil etmelerine rağmen, akademik çatı altında birlikte ne büyük uyum içinde fikir yarıştırmış ve birbirlerini beslemişler. Dolayısıyla öğrencilerini.. Hatta Türkiye’nin içinden geçtiği en gergin dönemlerde öğrenci liderlerini teskin etmişler. Hepsi savundukları görüşler konusunda çok iddialı, siyasi yönü kuvvetli isimler. Aynı anma töreninde Nevzat Yalçıntaş ve Erol Manisalı’nın  Erdoğan Hoca için anılarını kah gülerek kah gözleri nemlenerek keyifle anlattıkları salonda, içim hem sevinç, hem hüzüne doldu. Günümüz Türkiye siyaseti  kavganın, küfrün, bel altı vurmanın arenası olmuşken, bu isimlerin on yıllarca süren dostlukları, muhabbetleri ve vefaları kalbimin bir yerini sızlattı. Bugün, bizden farklı düşüncedeki herhangi bir kişiyle makul bir siyasi tartışma neredeyse mümkün değil.  O zamanki fakültenin profesörleri ise vakitlerini muhabbet içinde tartışıp hatta şakalaşarak geçiriyorlarmış. Şu an öyle bir tablo ne uzak görünüyor, değil mi? Mizahın, şakalaşmanın, entelektüel seviyede siyasi tartışmanın, toleransın bittiği, bunların yerini küfrün aldığı ortam insanı yakın gelecek için umutsuzluğa sürüklüyor. Ne yazık…

 ****

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Gittikten Sonra Böyle Anılmalı

Parayla alınamaz..                                                                 

Herkesin olamaz..

Servetin en büyüğü..

Uğruna bazen servetlerden vazgeçebilmeyi talep eder.

Ona bir ömür dikkat ve özen adamak gerekir.

‘İtibar’dan bahsediyorum.

Para kazanabilir, inanılmaz güç sahibi olabilirsiniz. Ama hak etmeden kolay kolay itibar sahibi olamazsınız. O nedenle itibar sahibi, haklı ün sahibi, varlığıyla bu dünyaya ciddi anlamda değer katmış insanlara çok saygı duyarım.

Geçtiğimiz haftasonu ‘Hocaların Hocası’ diye adlandırılan Prof. Dr. Erdoğan Alkin’i anma törenindeydim. Geçen yıl  ani bir şekilde kaybetmiştik. Oğullarından Prof. Emre Alkin’la yeni arkadaş olmuştuk, daha Erdoğan Bey’le tanışmaya fırsatım olmadan bir akşam hastaneye kaldırıldı.. Ve oradan çıkamadı…

Erdoğan Alkin, en az beş nesile ekonomi öğretmiş bir Hoca. Sadece Hoca değil, onlarca enstrüman çalabilen bir müzisyen, şair. Öğrencileri, Cumhurbaşkanlığından milletvekilliğine bu devletin her kademesinde görev yapmış isimler. Yıllarca gazete köşelerinden de ekonomi yorumlarını takip ettiğimiz Erdoğan Hoca’yı bir yıl boyunca ailesi ve arkadaşlarından o kadar çok dinledim ki. İnternet ve bilgisayarların olmadığı, araştırmaların yıllar sürdüğü, doktora tezlerinin daktilolarda binlerce zorlukla yazıldığı o yıllarda özverinin, tevazunun, azla yetinmenin ve düşünceye saygının ön planda olduğu bir yaşam iklimi varmış İstanbul Üniversitesi’nde. 1936’da Hitler’den kaçan Alman Hocaların kurduğu İktisat Fakültesi’nin efsane hocalarından biri Alkin. Ne tesadüf ki doğum yılı da 1936.

Anma töreninde düşündüm, izlediği yerde ne mutludur diye. Zira bu kadar dostun bu kadar sitayişle sizi anmasından, böyle itibardan değerli ne olabilir? Ben de bu dünyaya veda ettiğim zaman geride çok değer ve iz bırakabilmiş olmayı diledim içimden.

***

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Ellerimiz için…

Güneş ışınlarına ve kimyasallara en çok maruz kalan, ellerimiz. Aynı yüzde olduğu gibi ellerdeki ölü deriyi de devamlı temizlemek gerekiyor. Yola çıkmadan bir kase içinde 100 ml zeytinyağıyla 2 yemek kaşığı toz şekeri karıştırdım. Bu karışımla ellerimi iyice ovaladım. Vaktim olduğu zaman aynı işlemi dirseklerim ve dizlerime de yapıyorum. Ölü deri temizlendikten sonra besleyici bir krem sürülmeli. Ben #burtsbees ‘in shea butter’lı #handrepaircream ‘ini kullandım. Ve üzerine güneş koruyucu sürdüm. Bu exfoliate, yani ölü deriyi arındırma işlemi haftada bir yapılmalı. Hücreleri yeniliyor. İlk fırsatta eller için nemlendirme maskesi de yazacağım. Sevgiler..

Cilt Bakımı Meraklıları İçin…

Cilt bakımı meraklıları için.. 14 saatlik uçuştan önceki gece Caudalie’nin exfoliating maskesiyle cildim temizlendi. Uçağa makyajsız bindim. Uyumadan önce L’Oreal’in Micellar solution’ıyla bir kez daha yüzümü temizledikten sonra Estee Lauder’ın Advanced Night Serum’unu ve Perfectionist nemlendiricisini normalden biraz daha fazla sürdüm. Kiehl’in uçuşlar için ürettiği refreshing mist’i ara ara yüzüme sıkarak hep nemli kalmasını sağladım. (Bu spreyin içinde su değil, bazı yağlar var. Su spreyleri sanılanın aksine uzun uçuşlarda cildi daha da kurutuyor) Burt’s Bees’in shea butter’li el ve ayak kremiyle uçak cilt bakımı tamamlandı. Kitap, bilgisayar ve iki filmle Los Angeles’a nasıl geldiğimi anlamadım. Cildimde yolculuğun em ufak izi kalmadı.. Sorularınıza fırsat buldukça geri dönerim. Güneşli, sıcak California’dan sevgiler ❤️

Avokado

Avokado içindeki vitaminler ve yağ asitleriyle cilt için hazine gibi. Özellikle kuru ciltlere anında nem, gerginlik ve ışıltı veriyor. Avokado güneşten de koruyor.. Severek kullandığım, evde rahatlıkla yapılabilecek bir maske:
1 avokado, 2 çay kaşığı badem yağı, yarım salatalık, 1 çay kaşığı organik bal. Hepsini mikserden geçirin, yüzünüze ve boynunuza sürüp bekletin. Vaktiniz varsa, yarım saat. Ilık suyla durulayıp, cildinize hafif bir nemlendirici sürün.

Kahvaltıdan önce…

Bu sabah, her sabah gibi böyle başladı: Bir bardak sıcak su içine bir dilim elma, bir dilim limon, bir parça kabuk tarçın, küçük bir parça zencefil ve bir çay kaşığı elma sirkesi. Kahvaltıdan önce..

Basın Kartı Kutsallığı… Ve ‘Viç Kanal?’

Dünya televizyonlarındayız.

Bile bile. İsteye isteye..

CNN International muhabiri Ivan Watson’un canlı yayında polisimiz tarafından yaka paça götürülüşünün görüntülerini  izlediniz mi?

Bir film sahnesi gibiydi. Hani, hikaye yurdumuzda geçer, anlatan da yabancı filmcidir.. “Bizi bak yine nasıl göstermişler” diye isyan ettiğimiz, ama içten içe öyle bir sahnenin ‘olabilirliğini’ kendimize itiraf ettiğimiz durumlardan biri.

***

Viç Kanal?

Yayında Gezi olayının yıldönümünü anlatan adam, CNN Int’in en kıdemli yüzlerinden birisi. Yıllardır İstanbul’da yaşıyor. Ömrünün yarısını Rusya, Afganistan, Irak, Nijerya gibi ülkelerde haber yaparak geçirmiş.

Yayının ortasına ‘Viç kanal?’ diye dalan sivil polisse dünyanın her demokratik ülkesinde kutsal görülen basın kartına sahte muamelesi yapıyor.. Bir diğeri, muhabir Ivan Watson’ı arkadan tekmeliyor, “Pasaport, pasaport!” diye bağırıp omzuna asılıyor. Watson bu arada hala yayında, uluslararası kamuyouna neler olduğunu anlatıyor. Gözaltına alındığını söylerken de kameraya müdahale geliyor.  Yayın kesiliyor.

***

Üçüncü dünya ülkesi görüntüsü…

Rezalet…

Savunulacak bir tarafı yok. Dünyanın gerçek hiç bir demokratik ülkesinde olacak işler değil bunlar. Aksini iddia edenler dünyayi takip etmeyen, dil bilmeyen, onun bunun dediğini kendi doğrusu yapıveren, kendi fikrini oluşturmak için biraz bilgilenme zahmetine bile katlanmayanlar..

‘Çağdaş’ ve ileri demokrasi mahallesindeyiz ya biz. Bu mahallede iddiamız olacaksa, kendi evimizin içinde uygulamıyor olsak bile mahallenin demokrasi kurallarına uymamız gerek. Aksi takdirde içimize kapanalım, evi kafamıza göre kuralları olan başka yere taşıyalım.

Böyle olmuyor.

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Neden Su Yerine Benzin?

Bu tahammülsüzlük daha nereye kadar?

İnsanların fikrini, duruşunu, görüşünü ifade etmesinden bu kadar çekinmek niye?

Bıraksaydınız isteyenler Gezi olaylarının birinci yıldönümünü ansalardı, ne olurdu?  Cumartesi gününden üstümüze kalan yine koca bir beis bulutu- sokaklara sürülen 25 bin polis, fotoğraf karelerinde sürüklenen, itip kakılan protestocular. Kadınlar.. Ve hatta çocuklar.. Yaka paça gözaltına alınan iki çocuğun fotoğrafına hala inanamayarak bakıyorum. Yaşları en fazla 12 olmalı. Polise bilye atıyorlarmış. Yahu bir o çocuklara, bir de bizim tam teçhizatlı çevik kuvvete bakar da insan bir utanır. Söyleyecek söz bulamıyorum.

Hükumetin sinirine dokunan belli başlı olaylarda hükumetle aynı safta yer almayan herkes muhalefetinin şiddetine göre karşılık buluyor.  Hükumet onlara ya en hafifinden ayar veriyor, ya da bastırmak, susturmak, sindirmek için elinden ne geliyorsa yapıyor. Bunu da en doğal hakkı görüyor. Karşıt görüş dile getiren herkesin ‘dış güçlerin piyonu’, Türk ekonomisine zarar verme amacı taşıyan hain insanlar olduğu düşüncesi hakim. Eleştiriye, muhalif düşünce ve ifadeye bu tahammülsüzlük, toplumsal olarak bizi gitgide kutuplara savuruyor. Toplumun bir kesiminin sesini duyuramaması, adeta basıncını boşaltamayan bozuk bir düdüklü tencere gibi, içinde yaşadığımız bu coğrafyayı gün be gün patlama tehlikesine yaklaştırıyor.

Bu gerginlikleri çıkaranlar kimlerdir, içinde yabancı devletlerin istihbarat güçleri var mıdır yok mudur bunu bilemem. Bizim elimiz başka coğrafyalarını nasıl karıştırıyorsa siyasi çalkalamaya çok elverişli bu topraklarda da ne uluslararası oyunlar dönüyordur. Benim anlamadığım… Hükumet neden bu gerginlikleri dindirmek yerine muhalif seslerin üzerine adeta benzin döküyor?  Kendi gibi olmayanı sindirme- bezdirme- susturmaya değil, kızdırma- çıldırtma- kışkırtmaya yarıyor artık bu tahammülsüz tavır.

Ya görmüyorlar, ya görmek istemiyorlar.

Toplumumuz, ülkemiz adına ne esef verici. Toplumsal barış tehlikeye girdikten sonra, her taraf inşaat olmuş yurdum yollarla, ekonomik kalkınmayla dolmuş, ne fayda.

Benzer Yazılar

Böyle Detoksa Can Kurban

/
Kate Moss ve Naomi Campbell’ın Bodrum sevdasını anladım…

Komedyenler… Ve Manik Depresif Bozukluk..

/
“İnsanlar ne derse desin, sözler ve fikirler dünyayı değiştirebilir”…

Als'ye Dikkat

/
 ‘Bir kova buz’ kampanyası tüm dünyada çığ gibi büyüyor.…

Teşhir ve Taciz Mevzusu…

/
Yasemin Allen, Bebek’te Arap bir adamın tacizine uğramış. Bir…

Lady Gaga.. Wow..

/
Uzun zaman sonra ilk kez bir konser bana “İyi ki gelmişim” dedirtti. O…

Haberin Mutlu Edeni…

/
Türkiye’de neler olup bitiyor bilmek için internet bağlantısı…

Depresyondayken Derdin Hafifi Yok.

/
Bir çok kişinin hayatları hakkında şikayetine maruz kalıyoruz.…

Off ki Ne Off…

/
Kırk beş gün önce kapatılan, on beş gün önce yeniden…

Erkeklerin ‘Arazi’ Olma Nedenleri 1

’Daha geçen hafta hayatımın en romantik tatiline çıkmıştık ama..’’

’Üç gün önce ‘Evlendiğimiz zaman nerede oturalım?’ diye soran adam bunu nasıl yapar?’’

 ’Daha ilk hafta beni annesiyle/çocuğuyla, vs tanıştırmıştı..’’

O kadar çok duyuyorum ki bunları. O kadar çok görüyorum ki olan biteni nasıl yorumlayacağını bilemeyen kadınları, genç kızları.

Adam arazi olmuş.

Ses seda yok.

Annesiyle tanıştırdı sizi, evlilik teklif etti-ya da ima etti-, geleceğe dair planlarını paylaştı.. Peki ya bunlar ne demekti?

Çoğu erkek-istisnalar kaideyi bozmaz- için bu gibi tanışma, plan, konuşma faslı, kadın için taşıdığı anlamı zaten taşımaz. Kadınlar bunları ilişkide ileriye doğru bir ‘kilometretaşı’ gibi görse de, erkek algısı farklıdır. Bugün sizi, yarın bir başkasını ailesiyle tanıştırabilir. Geleceğe ilişkin ‘planvari’ konuşmaları herkesle yapıyor olabilir. Hele bir tür erkek var ki, bu işi profesyonel oyun haline getirmiş. Onlara bir başka yazıda değineceğim.

 Yetemediğini hisseden, çaktırmadan gidiyor…

 Bugünkü konumuz aslında oyuncu, düzenbaz, kötü niyetli olmadığı halde bir anda geri çekilen, hayatınızdan yok olan erkekler.

Hani, sizi ‘Acaba ben mi bir yerde yanlış yaptım; o sözü demese miydim, o kıyafeti giymese miydim’ diye haftalarca düşünmeye sevkeden sevgililer.

Erkek bir yerde, kadına ‘yetemediğini’ hissettiği zaman da kaybolabiliyor. Bu yetersizlik entelektüel, fiziksel, her türlü olabilir. Maksat kadına bunu ‘çaktırmadan’ gitmek.

En başta gelen yetersizlik nedenlerden biri, para.

İki erkek okurumla, ve bir grup erkek arkadaşımla bu konuyu tartıştık.

Erkeklere kulak verelim:

’Doğru düzgün bir kız arkadaş için erkek, kesenin ağzını açmak zorunda. Her kadın talepkar. Bunun dışarıda yemeleri, içmeleri var, özel günler için özel programı, hediyeleri var.Elbette yaparım sanarak ilişkiye giriyorsun. Sonra bir bakıyorsun ki, işin gücün yolunda gitmemiş. Kredi kartına yüklenmişsin, borç olmuş dağ… İlişki düzgünse, kadın bir ciddiyet sinyali de bekliyor, bunu da mutlaka ‘çaktırıyor’. Ee sen ne yapıyorsun.. Yüzük, müzük, kira olayına girecek durumun hiç yoksa? Sudan bir sebeple bir şeye kızıp araya mesafe. Telefona çıkmamalar. İlişkiyi bitiriyorsun.’’

Peki, iş ciddiye binince mi oluyor bu genelde? Belki sadece sizinle ilgili bir durumdur, adanmışlık sorunu falan?

’Hayır, bir çok arkadaşımı sayabilirim böyle yapan. İlişkinin evlilik düzeyine gelmesine de gerek yok. Herhangi bir özel gün öncesi genelde bu arızayı çıkarırız. İki, üç gün sonrası ya yıldönümü ya da hediye almayı gerektirecek başka bir gündür.’’

Arıza nasıl çıkarılıyor?

’Ben arayıp sormayı keserim.  Oradan nasılsa sorun çıkar. Sonra da ‘Esas sen aramıyorsun’ derim. Arkadaşım M. mesela, şu anda hala aynı kadınla beraber ama parasız zamanlarında mutlaka ‘Ona baktın şuna göz süzdün’ diyerek kavga çıkarıyor! Kadın perişan. Hata yaptı sanıyor, bundan sonra kafasını yerden kaldırmıyor, ama nafile.. Arkadaşım o bir ayı bu şekilde atlatmış oluyor’’

Hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Bu kadınlar, kızlar bazan aylarca sorunun kendilerinden kaynaklandığını düşünerek mahvoluyor.

’İğrenç bir şey, kabul ediyorum. Başka çare yok. Kadın beni postalayacağına, ben giderim.’’

Karizmam çizileceğine, namım yürüsün..

Nereden biliyorsunuz kadının sizi postalayağını? Belki durumu anlatsanız, gücünüzün neye yettiğini açıkça paylaşsanız?

’Valla, bu durumda yanınızda kalan kadın o kadar az ki, şaşarsınız. Bizim de tecrübemiz var elbet. Böyle davranınca peşinizden koşuyorlar. İsterseniz arada görüştüğünüzde de yine sizi tek gece için bile kabul ediyorlar. Oysa durumu izah etsek.. Desek ki ‘Gel biraz evde oturalım, bütçemize göre yaşayalım.. Anında sizi bırakır, paralı adama giderler. Kadınların yüzde 90’ı böyle’’

E gitmek isteyen gitsin.. Siz de o kadınla ilgili bir şey öğrenmiş olur, yola devam edersiniz..

’Ne gereği var.. Bakın, para sıkıntısı çeksem de bunu kadının anlaması olanaksız. En iyi arabayı kullanıp, en iyi yerlere götürebilirim. Sadece bunu uzun süreli yapamam.  Niye gerçeği söyleyip karizmayı çizdireyim? Hiç olmazsa namım yürüsün..’’

Nasıl ama? Düşünceleriniz? Yazın bana. Yer bittiği için devamı Pazartesiye olsun.

Benzer Yazılar

“Yiyin Kocanızın Parasını, Öbürüne Kalmasın!”

/
Fotoğraf internette dolaşıyor. Bir pazarda çekilmiş sanki. Yazıyı…

İş Ciddiyete Binince..

/
Aşık bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden…

Kocanın Hiç mi Günahı Yok?

/
İyi giyimli dört kadın. Genç bir kadını alışveriş merkezinde…

“Gönlüm Isındığında Terkediliyorum”

/
“Ne zaman benim de gönlüm ısınmaya başlasa beni terkediyorlar.…

Sevgi Vermenin 'Tarz'ı

/
Sevgi vermeyi de öğrenmek lazımmış. Yazar Amanda Gore böyle…

Temkin.. Ve de Amaç, Lütfen..

/
 Erkeklerin pek bir değere bindiği’ şeklindeki yaygın…

Kadınlar ‘Kötü Çocuk’ mu Sever

/
Geçen günkü ‘Yakışıklı suçlu’ yazım üzerine erkek…

İdeal İlişki

/
Hazır doğa ve nimetlerinden söz açılmışken… Şu baykuşlara…

Kaderimin Efendisi, Ruhumun Kaptanı…

Eğer siz de benim gibi kaçırmışsanız fırsatını bulduğunuz anda izlemeniz gereken bir film: Invictus.. Clint Eastwood yönetmiş, başrollerinde Morgan Freeman ve Matt Damon var.  Bayıldım, çünkü gerçek, etkileyici ve birleştirici. Mandela 27 yıllık hapisten sonra devlet başkanı olur. Güney Afrika için zor yıllar. Siyahlar yıllarca beyazların zulmüne ve ayrımcılığına maruz kalmış. Artık ‘onlardan biri’ devleti yönettiğine göre, beyazlarla ödeşmek istiyorlar. Sene 1995 Güney Afrika, Dünya Rugby Şampiyonası’na ev sahipliği yapıyor. Gelin görün ki kendi halkı, bir oyuncu dışında tamamı beyaz olan milli takımı desteklemiyor! Film, Mandela’nın önce ‘beyaz’ takımı siyahi halka benimsetmesini, sonra da takımı kupa yolunda motive edişini anlatıyor. Herkesin en fazla çeyrek finale yükselmesini beklediği takım, Mandela’nın motivasyonuyla şampiyon oluyor!

 AYRIŞTIRICI DEĞİL, BİRLEŞTİRİCİ…

Spor, küfürle-kıyametle-üçkağıtla-holiganizmle ne kadar sevimsiz ve kötücülse..  Birleştirici olduğu zaman, birbirine uzak duran bir halkı gururda ve kardeşlikte buluşturabildiği zaman bir o kadar kutsal.

Aynı siyaset gibi. Mandela, eşine az rastlanır adalet ve olgunluktaki devlet adamlığıyla, ego savaşlarını, husumeti ve ötekileştirmeyi bir yana bırakıp kendi ulusunu birleştiren, dünyanın saygısını kazanan ‘kutsal’ bir lider. Nur içinde yatsın. Morgan Freeman olağanüstü canlandırmış.

Filme ismini veren William Ernest Henley’nin şiiri, Invictus (Fethedilemez).

Mandela hapis yattığı yıllar boyunca şiirde kuvvet ve dayanma gücü bulmuş.

“Kaderimin efendisi de, ruhumun kaptanı da benim” mısralarıyla biten şiir, zorluklar yaşayan ve gücü sınananlar için birebir.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…