Niye Aramıyor?

Birinden telefon gelmesini ümitsizce istediğiniz oldu mu? Beş dakikada bir mesaj var mı diye cep telefonunuzu kontrol ettiğiniz?

Öyle kadınlar tanıyorum ki, ‘o’ erkekten telefon gelsin diye neredeyse beyin dalgaları kullanarak telefonun çalmasını sağlacaklar.

Tanışıldı, görüşüldü, arayacağım dedi. Bu kadar… Bir yaşanmışlık yok, ilişki yok, işin daha çok başı. Niye aramıyor?

İlişki uzmanları ne diyor bakalım.

  • Aramıyor, çünkü sizinle ne yapacağını bilemiyor. Zamanlama yanlış. Herkesin ilişkiyle her an hazır olduğunu düşünmek hatasını yapabiliyoruz zaman zaman. Erkeğin kendi hayatında işiyle , finansal durumuyla, ailesiyle ilgili dikkatini gerektiren aşktan meşkten öncelikli durumlar vardır belki.
  • Aramıyor, çünkü bir kadınla olgun, dengeli bir ilişkiye ve yakınlaşmaya hazır değil. Daha yüzeysel işler peşinde. Sizden bu anlamda ‘bir iş çıkmayacağını’ anlamış olabilir. Ya da yüzeysel olsun olmasın bir ilişkiye hazırsınızdır, ama erkek sonrasında sizden kolay kurtulamayacağı hissine kapılmıştır. Bu tiplerin aramaması zaten daha hayırlıdır.
  • Aramıyor, çünkü yaptığınız ya da dediğiniz bir şey onu sizden uzaklaştırdı. İlle de yanlış bir şey yapmış olmanıza gerek yok. Hassasiyet gösterdiğiniz bir konu başlığı ya da garsona davranış biçiminiz, belki onu çok yormuş olan eski sevgilisini hatırlattı. Belki verdiğiniz bir mesaj sizinle bir ilişkinin ‘zor’ olacağı izlenimine kapılmasına neden oldu.

Geçenlerde Rolf Dobelli’nin Hatasız Düşünme Sanatı adlı kitabından bahsetmiştim. İkinci kitapta ‘Tek sebep arama yanılgısı’nı anlatıyor. Hiç bir olayın bir tek nedeni yok. Dolayısıyla aranmıyorsanız, bu sizden kaynaklanan ya da sizinle hiç alakası olmayan bir dizi nedenden olabilir.

O zaman ne yapmalıyız?

Hayırlısı böyleymiş deyip, geçip gitmeliyiz. Ciddiyim.. Kadınlar kadın olmanın güzelliğini unutmuş gibi davranıyor artık. Roller değişiyor. ‘Elimi sallasam ellisi’ havasında olan, kadınlar değil, erkekler. Size kadın olduğunuzu, özel olduğunuzu, istendiğinizi hissettirmeyen erkekle ne yapacaksınız ki? Bir ilişki nasıl dinamiklerle başlarsa öyle devam eder, başta üstünüze düşmeyen birinden zaten sonradan bir Romeo çıkmasını beklemeyin.

Gezin, eğlenin, hobilerinize ve arkadaşlarınıza vakit ayırın. Bu arada ‘niye aramıyor’ dedirtmeyip hak ettiğiniz ilgiyi gösterecek erkek mutlaka karşınıza çıkacak.

 Yeter ki nasıl birini hak ettiğinize önce siz inanın.

Benzer Yazılar

“Yiyin Kocanızın Parasını, Öbürüne Kalmasın!”

/
Fotoğraf internette dolaşıyor. Bir pazarda çekilmiş sanki. Yazıyı…

İş Ciddiyete Binince..

/
Aşık bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden…

Kocanın Hiç mi Günahı Yok?

/
İyi giyimli dört kadın. Genç bir kadını alışveriş merkezinde…

“Gönlüm Isındığında Terkediliyorum”

/
“Ne zaman benim de gönlüm ısınmaya başlasa beni terkediyorlar.…

Sevgi Vermenin 'Tarz'ı

/
Sevgi vermeyi de öğrenmek lazımmış. Yazar Amanda Gore böyle…

Temkin.. Ve de Amaç, Lütfen..

/
 Erkeklerin pek bir değere bindiği’ şeklindeki yaygın…

Kadınlar ‘Kötü Çocuk’ mu Sever

/
Geçen günkü ‘Yakışıklı suçlu’ yazım üzerine erkek…

İdeal İlişki

/
Hazır doğa ve nimetlerinden söz açılmışken… Şu baykuşlara…

Güzel Bakan Göz, Güzeli Görür

Yaz geldi.. Alıştığımız üzere,  tatil yörelerine akın eden neredeyse tüm ünlülerin mayolu görüntülerine aşinayız. Magazin gazetecilerinden kaçış yok. O kareleri yakalamak adına o sıcaklarda ne büyük efor sarfediyorlar bir bilseniz. Kayık kiralamalar, yüzlerce metre açılıp kendini kamufle etmeler. Tele objektifle güneşlenen herkesi bir ‘sniper’ titizliğiyle inceleyip görüntülemeler..  Onlar işini yapıyor, o fotoğraflar en çok ‘tık’ı alıyor- yani bu kadar okur talebi oldukça onlar da çekmeye devam edecekler.

Bu arada, kimin selüliti var kimin yok, kim forma girmiş, basını takip edip buna da hakim olmak mümkün. Bodrum’dan yeni dönen sevdiğim bir arkadaşım plajda ettikleri bir sohbetten bahsetti bu akşam. Birinin 1.80’lik upuzun bacaklı bir kıza “Ne güzeeel” demesi üzerine başlayan ve sonra aslında herkesin kendine göre ne güzel olduğunu savundukları bir sohbet.

Öyle harika bir frekansa girmişler ki etraflarında her boy, her kilo, her cinsiyetten insan dünya güzeli gibi gelmeye başlamış onlara. Kiminin gülüşü, kiminin gözleri, kiminin büyük ama güvenle taşıdığı göbeği. Ne güzel…

Baktığı her yerde ve canlıda eleştirecek yer aramaktansa mükemmelliği ve güzelliği görebilen bu gözlere bin kere alkış!

Benzer Yazılar

Güzel Bakan Göz, Güzeli Görür

/
Yaz geldi.. Alıştığımız üzere,  tatil yörelerine akın…

Bir Hayırlı Evlat Hikayesi

Voleybol Milli takımının 20 yaşındaki oyuncusu Metin Toy’unki, ruhlara iyi gelecek cinsten bir başarı öyküsü.

Annesi voleybol salonunda çaycıyken, Fenerbahçe Voleybol altyapı hocalarından biri 11 yaşındaki Metin’deki ışığı farkediyor. “Param yok” diyen anneye, “Bize emanet edin, gerisini düşünmeyin” diyorlar.

Bugünse.. Genç, yıldız ve A takımda toplam 33 kez mili formayı giyen 2 metre boyundaki bu genç adam gelecekte dünyanın en iyi pasör çaprazı olmaya aday gösteriliyor.

Annesi şimdi bir şirkette aşçı olarak çalışıyormuş. Metin “İşi bırak, artık sana ben bakacağım” demişse de annesi çalışmaya devam ediyor.

Metin Toy “Annem benim en büyük yaşama amacım. Onun sayesinde voleybolla tanıştım. Annem olmasaydı bu noktalara asla gelemezdim. Her zaman benim ellerimden tuttu, bana destek oldu. Ben de bir evlat olarak her zaman onun yanında olacağım” diyor.

Bir anne daha ne ister?

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

Ya Çocukların Sorumlulukları?

Geçenlerde bir anne olarak hem gurur duydum, hem duygulandım. Büyük kızım Deren liseden mezun oldu. Başları kepli koca koca genç kızlara, genç adamlara baktıkça hep aynı soruyu sordum kendime. Ne çabuk geçti onca yıl?

Diploma töreninde okulun Yeni Zelandalı müdürü ABD eski başkanlarından John F. Kennedy’nin bir sözüne atıfta bulundu: “Çok şey verilenden çok şey beklenir”.

 Bütün çabalar çocuklarımıza daha çok imkan ve daha konforlu bir gelecek için. Onlar bizlerden daha şanslı, daha rahat olsunlar, hayallerinin peşinde koşabilsinler diye. O nedenle verdikçe veriyoruz.

Peki ya sorumluluk duygusu? Onu verebiliyor muyuz?

Her çocuğa  doğduğu andan itibaren nasıl büyük bir yatırım yapılıyor.  Bize de yapıldığı gibi. Sevgi, ilgi, şefkat.. Öte yandan ciddi anlamda maddi yatırım.. Bunu derken, üstümüze başımıza pahalı giysiler alınması gerekmiyor. Sokakta çalışmak zorunda bırakılan çocukların olduğu bir ülkede, çocukken başımızın üzerinde bir çatı, üzerimize giyecek kazağımız ve bize güzel yemekler pişiren  bir annemiz varsa, bu da bir ayrıcalık. Çocuklarımıza bu ayrıcalıkları onlara sunabilmenin bizim için en önemli şey olduğunu hissettirmek, tamam.  Ama onların da sorumluluklarını bilerek, karşılığında kendilerinden ne beklendiğinin farkında olmaları gerekiyor.

Zira günümüz çocuklarında- hele bizim ülkemizde- sanki anne baba, onların her istediğini sağlamaya ‘mecburmuş’ gibi bir inanç var.

 (Kendi çocuklarımı tenzih ederek söylüyorum bunu, çünkü sorumluluk bilincini onlara küçük yaşlardan itibaren aşılamayı görev bildim.)

Oysa çocuklardan genel olarak beklentimiz de atla deve değil.  Önce onlara bu imkanları sağlayan aileye teşekkür, sonra o imkanlarla elinden geleni yapmak, kendi ayaklarının üzerinde durabilecek bir birey olma yolunda çalışmak.

Bu kadar..

Yine onların mutluluğu için.

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Bir Marka Casus Olabilir mi?

Kırım restleşmesinden sonra bazı ABD şirketleri Rusya‘ya ambargo uygulamaya başlayınca, Rusya da boş durmadı. Ruslar, devlet kurumlarında kullanılan iPad’leri Samsung tabletlerle değiştirmeye başladı.  İddialarına göre iPad’ler ABD adına casusluk amacıyla kullanılıyormuş! Samsung tabletleri, sahip oldukları özel güvenlik mekanizmaları nedeniyle tercih ediyorlarmış. Bu sayede devletin görüşmelerinde istedikleri güvenlik önlemlerini alabiliyorlarmış.

Anlamadığım şu.. İpad’ler casusluk amaçlı kullanılıyor mu bilemem. Samsung tabletler daha güvenli olabilir ama neticede onun teknolojisini üretenler de, istedikleri takdirde bu tabletler içine ‘izleme’ programı gizleyebilecek beceride değil mi?  Ruslar olsa olsa göstermelik yapmışlardır bu işi. Bir tür ambargo bu da. Ama adını öyle koymaktansa, bir ABD şirketine itibar kaybettirici ‘casus’ yakıştırmasını da araya sokup, bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyorlar.

Acaba bu tavır Apple’ın dünyadaki kullanıcılarına güvenilirliğini sorgulatacak mı, onu merak ediyorum.

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Kadın Kadının Kurdu Olmayı Bıraksa..

Kadınların birbirine destek yerine çoğunlukla köstek olmayı seçmelerini oldum olası yadırgarım.

İş ve sosyal yaşamda karşılaştıkları sorun ve engeller bu denli ortadayken üstelik.  Orta alt sınıf kadınları, sadece hemcinsiyle daha rahat ettiği için kadın kadına birarada bulunmayı seçiyor. Çoğunlukla çalışmıyor.  Bizzat kadının standardının yükselmesini hedefleyen  gruplar dışında- ki buna birazdan sağlam bir örnek vereceğim-orta üst sınıf kadınlarsa, iş dünyası içinde maşallah erkekten daha erkek olmuş durumda. Kadın patron ya da yönetici, erkekleri daha ‘sorunsuz’ ve verimli bulduğu için çalışanlarını seçerken karşı cinse yöneliyor. Tabii, işin doğası da bunda etken, ama kadına yönelik pozitif ayrımcılık yapan, bilerek isteyerek daha çok kadın çalıştıran kadın patron çok az.

*****

İstisnalar kaideyi bozmaz.

Bırakın, kadının kadına destek için pozitif ayrımcılık yapmasını…

Ülkemizde ne yazık ki çoğu zaman ‘kadın kadının kurdu’.

İşyerinde, sosyal çevresinde, hemcinsine karşı korumacı değil, o, bu, şu nedenden dışlayıcı tavır takınıyor pek çok kadın. İş arkadaşı hemcinsini kıskanıyor, o başarılı olacağına bilmemkim bey terfi etsin, tercih ediyor.

Oysa bilmiyor ki, kadının her alanda güçlenmesi ve büyümesi, haklarının çiğnenmemesi sonuç olarak kendisinin, annesinin, kızının, ilerde torununun faydasına olacak.

İstisnai kadınlar elbette var. Çağdaş ve Bağımsız Yardımlaşma (Çaba) Derneği üyeleri, örneğin. Eşbaşkanlarından Özlem Cankurtaran çok yakın dostumdur; bu nedenle ben bir Çaba dostuyum. Kendini ihtiyaç sahibi çocukların hayatlarını güzelleştirmeye adamış bu kadınların her projesine elimden geldiği kadar destek vermeye çalışırım.

Bu yazıyı Bursa’da gece sabahın 3’ünde yazarken öyle enerji doluyum ki, yazıma ilham kaynağı olan kadın dayanışmasından söz etmeden geçemedim. Acıbadem Sağlık Grubu ve Çaba Derneği işbirliği ile gerçekleştirilen “Yuvamız Çiçek Açsın” adlı proje ve benim kitap imza günüm için bir otobüse doluştuk ve Bursa’ya geldik. İstanbul grubu olarak ilk gün, Bursa’nın iş kadınlarıyla buluşacaktık. Pelin Haşhaş’ın davetinde yaklaşık 70 kişi olmuştuk. Bursa’nın kadınları ne kadar güzel, zarif ve becerikli..

Çok azımız birbirini tanıyordu. Özlem Cankurtaran konuşmasında, ‘Tanışmak, fikir alışverişi yapmak ve desteğinizi istemek için geldik’ dedi ve.. Sonuç: Çok hızlı ve verimli şekilde kontaklar kuruldu, işbirliği olasılıklarının adı konuldu.

****

Kadının eğlencesi de bir başka

Akşamsa bir restoranın biz kadınlara ayrılmış üst katında fasıllı danslı yemekte kahkahalar ortalığı çınlatıyordu!

O az tanışan grup, bir kaç saat içinde birbirinin en özel hikayelerine vakıf oldu. Karşılıklı danslar ve şarkılarla harika bir geceyle ilk günü taçlandırdık.

Kadın olmanın bayıldığım kendine has bir sıcaklığı, iletişim biçimi var; hemcinsine kalkanını kuşanmamış kadınlarda bu hemen nasıl da kendini ortaya koyuyor. Ve sonrasında, harika güç birlikleri, muhteşem sonuçlar filiz veriyor.

Kadınlar… Birbirimize karşı kuşandığımız şu kalkanları bıraksak.

Aradığımız koalisyon ‘biz’iz.

Bir anlasak.

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Suriyeli Aileler Nişantaşı’nda Ne Yapıyor

 Geçen yazımdaki ‘cam silici çocuk’ olayından sonra sizden çok sayıda mesaj aldım. Özellikle İstanbul Nişantaşı’ndan gelen şikayet çok. ‘Dileniyor’ gibi görünen ama aslında daha çok ‘para vermezsen başına bela olurum’ havasında düzinelerce kişi varmış sokakta. Üstelik çoğu Suriyeli..

İşte okurumun başına gelenler:

‘’Nişantaşı zaten bir dilenci cenneti , şimdi üzerine Suriyeli aileler eklendi! Ayrıca akşam tinerciler ve kağıt toplayan bir mafya var ki evlere şenlik, kaldırımda bile yürüyemiyorsunuz.

Geçenlerde büromun tam kapısının önüne piyango bileti satan bir çocuk dadandı. En fazla 11-12 yaşında… Ben de ‘Evladım biraz yana çekilsen de içeri girebilsek’ deyince bana ‘Sen kim oluyorsun , çabuk söyle! Nerede çalışıyorsun bakayım?’ diye bir diklendi ki.. Hani konuyu uzatsam, dövecek. Louis Vuitton mağazasının önünde bir Suriyeli, eşimin  alnına yumruğunu uzatıp para istedi. Suriyeliler zaten ayrı bir dert oldu bu semtte; bizi dövseler ya da çantamızı alıp gitseler ne yapacak, nereden bulacaksınız? Bu insanlar Nişantaşı’nı nasıl bulup gelmişler? Mağazalar şikayetçi,  her yaştan dilenci/haraççılar kuaför salonlarının içinde.. Açık havada yemek yiyorsanız, elleri masanızda.

En inanılmazı da.. KARAKOL tam bu işlerin olduğu yerde..  Geçen gün dayanamadım girdim , çok nazik bir memur bana ‘Bütün mahalle şikayetçi, çok haklısınız’ dedi.

‘E, ne yapalım o zaman’ dedim.

Cevap: ‘155’i arayın’

Yani karakolun  yetkisi yok mu?’’

Yok demek ki…

Benzer Yazılar

Suriyeli Aileler Nişantaşı'nda Ne Yapıyor

/
 Geçen yazımdaki ‘cam silici çocuk’ olayından sonra…

Tencere Patlamak Üzere…

Sanki bir el kalbimi sıkıyor. Saatlerdir doğru düzgün nefes alamıyorum. Bu yazıyı yazdığımda Berkin’i kaybettiğimiz haberi yeni gelmişti.

Yazdığım yazıyı attım.

Yeni yazıyı bir kaç saat erteledim.

Nafile.

Bugün nereye gitsem herkeste derin bir üzüntü ve öfke vardı. En beklemeyeceğiniz insanlarda bile ortak duygu aynıydı.. Tepki verme isteği.. Sesini duyurmak.. İyi ama nasıl?

Sokakta, ofiste, sosyal medyada milyonlarca kişi ‘çocukluğundan vurulan’ Berkin’in erken vedasına ağlarken..

Sahneler, gösteriler birbiri ardına ertelenir, müzikler susarken.. Ünlüler, ünsüzler birbiri ardına başsağlığı mesajı yollar, dualar ederken…

Gezi olaylarında polisin destan yazdığını söyleyerek övünen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzından hala bir başsağlığı mesajı çıkmamıştı. Biraz empati, biraz şefkat, bu kadar mı zor geliyor?

Üstelik …Berkin’in ölümünü protesto için sokağa inen ODTÜ’lülerden, Taksim’de eylem yapanlara kadar herkes polisin ilaçlı suyu ve gazından fazlasıyla nasibini almaya devam ediyordu.

Ekmek almaya giderken polisin attığı biber gazı fişeğiyle vurulan kara gözlü oğlanın ölümü, vicdanı olan, kalbi olan herkesi üzer. Üzmeli. İnsanların, ülkenin içinde bulunduğu halin de verdiği psikolojiyle sokağa inmek, tepkilerini haykırmak istemeleri çok normal. Bunu görmek için sosyoloji bilmeye gerek yok; duyan kulak, gören göz, en önemlisi de hisseden bir kalp yeter.

Düdüklü tencerede basınç artıyor. Basıncı boşaltacak düdükse çalışmıyor.

Toplum, muhalif sesler ve tepkiler bastırıldığı için ciddi şekilde kaynama noktasına gidiyor ama düdüklü tencereye mukayyet olması gerekenler, aksine ateşi daha da yükseltiyor.

Ne zaman anlayacaklar merak ediyorum.. Tencere patladıktan sonra ortalığı toparlamak, yaraları sarmak çok daha zor olacak.

Şu ateşin altını bir kıssanız. Biraz empati. Biraz şefkat..

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Kız Doğmak Şans mı?

Kadın olmak zor diyen, biziz. Yani kadınlar.

Kimi erkeğe sorarsanız, hayat bize güzel.

‘Ben Bir Gün Kadınken’de benim canlandırdığım karakter Pelin, Kerim’le (Hakan Bilgin) evli.

Kerim oyunun başında kızlarının geleceğiyle ilgili kaygılarını belirtirken bir dolu laf ediyor.

Ve ‘’Bende şans olsa, anamın karnından kız doğardım!’’ diyor..

Öyle ya…  Kadın, okusa da okumasa da ‘hayırlı bir kısmet’ bulup da evinin kadını oldu mu, hayatı nasılsa garanti. Kerim de kızı için bunu diliyor. Okusun tabii, diyor.

Öğretmen falan olsun.

Eve geliş gidiş saati belli olsun. ‘Kadın gibi kadın’ olsun.. Kocası ona baksın. Tüm ihtiyaçlarını karşılasın. Korusun kollasın. Evin patronu da haliyle o olsun.

Kerim tipinin ait olduğu belirli bir sosyoekonomik grup yok aslında. Eğitim, gelir düzeyi farketmiyor, bu topraklardaki egemen kültür erkeğin çoğunda böyle bir mantal programlamaya yol açmış durumda.

Buraya kadar söylediklerimde yeni ya da kafa karıştıran bir şey yok. Üzerinde düşünmemizi istediğim nokta, ‘kadınların’ bir çoğunun da bu görüşte olması.

Erkek bana sahip çıksın, korusun, baksın, evde onun borusu ötsün. Diploma? Olsun. Duvara asarız. Ya da ‘kadın gibi kadın’ kalabileceğimiz bir iş yaparız. Maddi manevi her sorumluluğu erkek üstlenince, parayı veren düdüğü çalıyor. Birlikte yaşamanın ve kadının hangi sınırlar içinde çalışabileceğinin kurallarını koyan, erkek oluyor.

Bir de, ‘Erkek her sorumluluğu üstlensin, ama ben her türlü özgür olmak da isterim’ciler var. ‘Her ihtiyacımı o karşılayacak, ama bana karışmayacak’cılar. Azınlıktalar, ama varlar. Onlar da başka bir yazının konusu olacak.

Üzerinde düşünelim. Görüşlerinizi bekliyorum. Kuliste bile kaç farklı yorum çıktı bu konuda, bakalım sizlerden ne gelecek?

 

Benzer Yazılar

“Yiyin Kocanızın Parasını, Öbürüne Kalmasın!”

/
Fotoğraf internette dolaşıyor. Bir pazarda çekilmiş sanki. Yazıyı…

İş Ciddiyete Binince..

/
Aşık bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden…

Kocanın Hiç mi Günahı Yok?

/
İyi giyimli dört kadın. Genç bir kadını alışveriş merkezinde…

“Gönlüm Isındığında Terkediliyorum”

/
“Ne zaman benim de gönlüm ısınmaya başlasa beni terkediyorlar.…

Sevgi Vermenin 'Tarz'ı

/
Sevgi vermeyi de öğrenmek lazımmış. Yazar Amanda Gore böyle…

Temkin.. Ve de Amaç, Lütfen..

/
 Erkeklerin pek bir değere bindiği’ şeklindeki yaygın…

Kadınlar ‘Kötü Çocuk’ mu Sever

/
Geçen günkü ‘Yakışıklı suçlu’ yazım üzerine erkek…

İdeal İlişki

/
Hazır doğa ve nimetlerinden söz açılmışken… Şu baykuşlara…

Ben Bir Gün Kadınken

‘’Sen ne diyorsun hocam.. Biz iş dünyası içinde yükselebilmeyi başarmış kadınlarız.. Bizim başarısız olacağımız bir iş yok!’’

 Böyle emindik KAGİDER’liler olarak tiyatroya heves ettiğimiz gün. BKM Genel Koordinatörü Celal Tak  iddialı grubumuza önce şöyle bir bakmış, sonra sahnede oyunculuğun başka hiç bir işe benzemediğini, orada iki laf bile etmenin ne zor olduğunu bizzat üzerimizde örnekler vererek göstermişti.. Ne günlerdi! Kimler yoktu ki aramızda.. Hayatında bir topluluk karşısında kısa konuşma bile yapmamış olanlarımız . Doğası gereği çekingen olanlarımız. Yönetmene işini öğretmeye kalkanlarımızJ.. Zor kadınlardık vesselam. Ama Celal Hoca bizi bir kaç haftada muma çevirdi. Hocamızı can kulağıyla dinleyip, bizden her beklediği performansı göstermek için çabaladığımız 6 ayın sonunda iki gece üstüste, Cumartesi-Pazar sahnedeydik.

* ‘Ben Bir Gün Kadınken’i sahnelemeden önce kulisteki halimiz görülmeye değerdi. Koca koca

insanlar, bir yandan heyecandan ölüyoruz. Bir yandan da yuvadaki çocuklar gibi durmadan ve aynı anda konuşuyoruz. Konuşma demişken, adına büyük risk alıyoruz, zira ekibin yüzde 90’ı hastalıktan kırılıyor. Serumla, maskeyle bile gelenimiz vardı, düşünün.

* Seyircimiz muhteşemdi, öyle çok güldüler ki biz de çok motive olduk sahne üzerinde. İki gecelik bilet/davetiye satışından ve sponsorlardan elde edilen gelirle hayırlı bir iş yapacağız. Online eğitim amacıyla kuracağımız Kagider Akademi, girişimci ruhu olan kadın erkek herkesi iş hayatına hazırlayacak.

* Destekçilerimiz olmadan olmazdı. BKM’nin emeği büyük. Bir de sahnemizi gönüllü olarak bizlerle paylaşan profesyonel sanatçı arkadaşlarımız-ki erkek rollerini onlar oynadı. Hakan Bilgin, Yavuz Pekman ve Caner Alkaya’nın katkısı bizim oyunumuzu da yukarı taşıdı. Sağolsunlar varolsunlar…

* Oyun bitip de alkışların keyfini çıkardıktan sonra gece geç saatlere kadar konuşma trafiğimiz devam etti. Gripten sonra esas çok daha kalıcı olan sahne virüsü bulaşmıştı bir kere… Herkes ‘Bir şekilde sanat hayatımızı devam ettirmeliyiz!’ duygusundaydı.

* Çok başarılı bir iş kadını olan Sanem Oktar’ın yirmi yıl sonra sahneye dönüşü muhteşem oldu. Sanem, Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular’ından. Sahnede o kadar iyiydi, performans sonrası öyle müthiş bir elektrik yayıyordu ki, bence bu hikaye böyle bitmez. İçindeki sanatçı bir daha hapsolur mu, bilmem.

* Uzun lafın kısası.. Çok emek verdik, harika bir ekiple çalıştık ve iyi bir iş yaptık. Umarım Kagider Akademi’yle de binlerce insanın hayatının değişmesine, yeni yönler kazanmasına katkımız olur.

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…