Mineral Makyaj Malzemeleri Sizde de Kaşıntı Yapıyor Mu?

Hani mümkünse beslenmek ve yüzümüze sürmek için her şeyin daha az toksik, kimyasal olanını arıyorum ya. ‘O kadar doğal ki, silmeden yatabilirsiniz’ denilen mineralli makyaj malzemeleri çıktığında heyecanlanmıştım. Mineral bir pudrayı denedim ve.. Cildim mahvoldu. Kırmızı lekeler, minik minik kabarmalar. Önce yediklerimle ilgili sanmıştım. Sonra anladım ki bu ürünlerden ne zaman kullansam aynı sorunu yaşıyorum. Deniz suyu da cildimi kızartıp leke leke yapıyor, ilk birkaç denize girişimde. Minerallere alerjim var demeki ki deyip geçtim. Ama mineral bazlı makyaj malzemesi bir daha hiç kullanmadım. Gözlerimde de parabenli ürünler aynı etkiyi yaratıyor. Derken sık takip ettiğim sitelerden biri olan greenbeauty.com’da bu makaleyi buldum.

http://greenbeautyteam.com/answers-advice/mineral-makeup-makes-my-face-itch/

Meğer mineral ve çok doğal diye pazarlanan ürünlerin içinde cildimiz için çok zararlı neler neler varmış. Ürünlerimizin içindeki maddelerin listesine mutlaka bakmalıyız. Siz de benim gibi hassas ciltliyseniz, ya da yüzünüze sürdükleriniz daha doğal malzemelerden üretilmiş olsun istiyorsanız, bu bilgi sizin için:

1- Bismuth Oxychloride (BOC), ya da Titanyum Dioksit (Titanium Dioxide) maddesinden çok az kulanılsa bile bu, ciltte kızarmalara, kaşıntıya ve minik sivilcelere neden oluyor. Hem de hemen..Bu maddeye alerjiniz varsa, mutlaka ürün etiketlerine bakın. Çünkü sadece mineral değil bir çok makyaj malzemesinde kullanılıyor.

2- greenbeauty.com’um makalesine göre yanlış fırça kullanımı, hatta fırça kullanımı da bu alerjiye neden olabiliyormuş. Fırçalar -hele ucuzsa- genelde hep sert ve doğal olmayan malzemeyle üretiliyor. Tüm yüze hele mineral makyaj tanıtımı yapanların önerdiği gibi yüz üzerinde çevirip iyice bastirarark kullanıldığında zaten cildi bu fıçaların kılları çiziyor ve reaksiyona neden oluyor.

Ben mümkünse hiç fırça kullanmıyorum. Makyajlı olmam gereken özel gecelerde fondöten kullanacaksam ya minik bir sünger ya da parmaklarımı kullanıyorum.

Alerjisiz, ışıltılı günler…

Yüz Egzersizleri: Alın çizgilerini gidermek için ne yapmalı?

ALINDAKİ ÇİZGİLER

 

Kırışmalı mı, kırışmamalı mı?

 

Hareketsiz kaş olur mu? OlmaazJ Şaşırınca, sinirlenince, hattta heyecanlanınca bile en çok kullandığımız yüz ifadelerinden biri kaşımızı kaldırmak. Cildin yapısına ve mimiklere göre değişkenlik gösterse de belli bir yaştan sonra alnımızda kalıcı çizgilenme kaçınılmaz oluyor. Ben kaşlarını çok fazla kaldıran biri değilim, alnım en çok ağlarken ya da ağlamama ramak kalmış durumlarda kırışıyor. Ama benden bir yaş küçük erkek kardeşimin kaşları bir aşağı bir yukarı, adeta dans ediyor.. Cilt yapısı da benimkinden kalın, ve de devamlı yanık tenli. Öyle olunca onun çizgileri benimkilerden çok daha belirgin.

Önce hangi durumdaki çizgilere nasıl müdahale edebildiğimize bakalım.. Kaşlarımızı çatabilmeli ve kaldırabilmeliyiz. Bu durumda çizgilenme normal, hatta beklenen bir tablo. Küçük çocuklarda bile böyle. Önemli olan kaşlar rahatladığında, yüz gevşemiş ve normal ifadesindeyken bu çizgilerin kaçı yerinde duruyor? Ve bizi yorgun ya da kızgın ifadeli gösteriyor?

 

Kimlerde işe yarar?

 

Çok derinleşmemiş ince çizgisi olanlarda, az sonra önereceğim egzersizler gerçekten çok işe yarıyor. Hatta bir iki ay sonra kaşlar daha kalkık, yüzün ifadesi daha ‘yukarı çekilmiş gibi’ oluyor. Derinleşmiş çizgilerde de elbette fayda sağlıyor; çünkü cilt yüzeyiyle yüz kasları birbirine o kadar yakın ki, kası sertleştirdiğinizde adeta ütüler gibi üstündeki cildi de germiş oluyorsunuz. Yine de derin çizgileri tamamen gidermek mümkün olmayabilir. Alnı çok kırışık olup da kısa zamanda tamamen pürüzsüz cilde sahip olmak isteyenler hayal kırıklığına uğrayabilir. Fakat bu egzersizlerin şöyle iyi bir etkisi de var: Yüz kaslarınızın farkında olmanızı ve çok belirgin ifade yapma ihtiyacınızı da azaltıyor. Yani eskisi kadar sık ve çok kaş kaldırmıyor ya da kaşlarınızı çatmıyorsunuz. Farkındalık bir tür ‘içsel botoks’ etkisi gösteriyor diyebilirim. Gereksiz yere kaşlarımızı o kadar çatıyor, gözlerimizi öyle çok kısıyoruz ki. Denemeye değer. Aşağıdaki egzersizi ben ondört yıldır yapıyorum, buna ek olarak sonra iki egzersiz daha vereceğim.

 

Alın çizgilerini giderme egzersizi:

 

IMG_1701Ayna karşısına geç. İki elin işaret parmaklarını iki kaşın üzerine şekilde görüldüğü gibi yerleştir. (Bu çizimi sizler için kızım Derin Talu yaptı ).

Parmakların geri kalanını kıvırabilir, ya da elini siper yapıyormuş gibi hepsi bir hizada tutabilirsiz. Önemli olan işaret parmağının kaşın üzerinde boylu boyunca cilde yapışık gibi durması ve buradaki kası tutması.

 

 

 

 

IMG_1702İşaret parmakları kaşları yerinde tutarken, iki kaşını birden kaldır ve indir. Kaşlarınla adeta ağırlık kaldırıyor, ‘push up’ yapıyor gibi düşün. Kaşlar bu hareketi yapmaya çalıştıkça, işaret parmakları buna engel olsun. Elli kere yap. En sonuncuda kaşları olanca kuvvetle yukarı iter ve parmaklarınla buna engel olurken tut ve yirmiye kadar say.

Serbest bırak.

Bu hareketi günde bir kez yapmak yeterli. Sabah ve akşam olmak üzere birer kez elli tekrarlık bu set yapılabilir.

 

 

TABİİ Kİ GÖZLER :)

IMG_8321

Yüzün cilt açısından en hassas yeri göz çevresi.

Bu bölgeyle ilgili sorunlar da kadın erkek herkeste ortak- gözaltı morlukları, torbalanma, şişlik ve elbette gözaltında ve kenarlarında (kaz ayağı diye adlandırılan) ince kırışıklıklar.

 

Sizden gelen soruların tamanına yakınında göz ve çevresi var. Araştırdığım ve denediğim kadarıyla faydası olduğunu düşündüğüm bilgileri paylaşıyorum:

 

Egzersiz: Göz çevresindeki kasları MUTLAKA çalıştırmak gerekiyor. Egzersizle kuvvetlenmiş iç ve dış göz kasları, gözaltı morlukları ve kırışıklıkları zaten çok büyük oranda yok ediyor.

 

Aynanın karşısına geçin. İki elinizin işaret, orta ve yüzük parmaklarını iki gözünüzün altındaki kemiğin üzerine yerleştirin. Hafifçe bastırıp ve yine çok hafifçe parmaklarınızla bu bölgeyi 2 ya da 3 mm kadar aşağı çekin. Şimdi gözleriniz açık halde tavana bakmaya çalışırken, parmaklarınızla bu baskıyı devam ettirin. Ve bir yandan gözlerinizi kapatmaya çalışın. Özellikle alt göz kapaklarınızın yukarıya gitmeye çalıştığını ama sizin engel olduğunuzu imgeleyin. Göz kaslarınızın nabız gibi ‘atmaya’ ve kasılmaya başladıklarını hissedeceksiniz. Bu şekilde kasılmaları, çalıştıklarını gösterir. 20 saniye kadar böyle tutun. Sonra bırakın. Üç set yapın.

 

Dikkat: Hareketi yaparken kaşlarınızı çatmamaya, alnınızı kırıştırmamaya dikkat edin.

 

Makyaj:

 

Mümkünse göz çeversine kapatıcı kullanmamaya özen gösterin. Gerekmedikçe bu bölgeye bir şey sürmeyin. Biliyorum hele göz altınız morsa zor, ama dışarıya çıkarken sadece güneş koruyuculu göz kremi kullanın lütfen, kapatıcı değil. Kapatıcılar-hele yoğunsa- göz altına hava aldırmıyor. Hatta kırışıklıkların içine dolduğu için bir süre sonra daha kötü bir görünüme neden oluyorlar. Ben kamera önünde geçtiğim zamanlarda bile hiç kullanmıyoruz. Dizi çekiminde ise netliği çok fazla ve ışığı çok az alanlarda cilt olduğundan da kusurlu göründüğü için –eğer mecbursam- Yves Saint Laurent’in Touche Eclat adlı çok hafif ve akışkan ürününü kullanıyorum.

 

Ev çözümleri:

 

Şiş gözler için çocukluğumdan beri kullandığım soğuk kaşık metodunu önerebilirim. İki yemek kaşığını buzluğa atıp birkaç dakika beklettikten sonra, kaşıkları ters çevirip göz kapaklarına hafifçe bastırın. Şişliği azaltıyor. Salatalık, gözlere çok iyi gelen bir doğa armağanı. Salatalığı dilimleyip gözlerin üzerine kapatabilirsiniz. İnce çizgiler için de çok iyi.

 

Gözaltı morlukları için, en önemli tavsiyem bol bol su. Mümkünse iki litre suyu her gün tükettiğiniz zaman farkı anlayacaksınız. Torbalanmaları da hafifletecek. Böbreklere iyi baktığımız zaman gözaltı sorunları da azalıyor. Çok önemli bir başka nokta da uyku. Günde en az 7 saat uyumazsak gözaltı morluklarına davetiye çıkarıyoruz. Taze dilimlenmiş patates de gözaltı morluklarına iyi geliyor. Hatta bu bölgeyi sıkılaştırıyor. Mümkünse birkaç akşam üstüste iki gözün de altına yarım ay şeklinde patates koyup 20 dakika bekletin. Bölgenin rengini açtığını farkedeceksiniz. Patatesi ortadan kesip ılık su dolu bir kasede biraz bekletip nişastasını suya bırakmayı bekleyebilir, bu suya batıracağınız pamuklarla göz kapaklarının üstüne ve çeversine yapacağınız kompresle genel bir sıkılaşma da elde edebilirsiniz. Yumurta beyazı yine aynı şekilde kullanılabilecek bir madde. Bunlar size yakın gelmezse gülsuyu kullanabilirsiniz, gözaltına o da iyi geliyor.

 

Saydıklarım dışında, genelde başvurduğum kaynaklarda hintyağı ve ananas da göz altı için öneriliyor; ama ben denemedim. Burada yazdığım öneriler, sizden gelen soru ve talep üzerine kendi deneyim ve araştırmalarımdan elde ettiğim çözümler. Her cilt tipine ve sorununun çzöümüne uygun olmayabilir. Her şeyde olduğu gibi aklımıza yatanı deneyip, sonra cildimizi ‘dinliyoruz’. İyi gelip gelmediğine öyle karar veriyoruz.

 

 

Kahve Maskesi (Şişkinlik giderici)

IMG_7877Evde bu vaziyette dolaşıyorum. Tek sorumlusu, dün yediğim tuzlu şeyler. Veee cilt bakım meraklıları.. En sevdiğim maskelerimden birini paylaşıyorum şu an. Kahve maskesi… Sevgili dostlarım kahve, şişkinliğe en iyi gelen şey. Bol karbonhidrat ve tuz, yani hamur işleri tüketip hele alkol aldıysanız ertesi güne yüzün ne hale geldiğini tartışmaya gerek yok sanırımJ Benim gibi haftanın birkaç günü HD kamerayla çekimi olan birisi için yüzün ödemli olması çok sıkıntı verici. Arada ayçekirdeği krizlerim tutuyor mesela. Dün böyle bir geceydi. Bugüne her tarafım şiş uyandım. Ve hemen mutfağa gidip resimde gördüğünüz maskeyi hazırladım.

Malzemeler:

 

-2 yemek kaşığı yeni çekilmiş kahve. (Ben bugün Türk kahvesi kullandım)

-2 yemek kaşığı kakao

-1 yemek kaşığı bal

-3 yemek kaşığı tam yağlı yoğurt.

 

İyice karıştırın. Ben malzemeyi bol sevdiğim için kaşıkları dolduruyorum ama siz ‘silme’ doldurabilirsiniz. (Neticede benim malzemem arttı mesela, kızım Derin de yüzüne sürdü.) Siz karıştırdıkça kıvamı çikolatalı pudding gibi olacak.

 

 

Soğuk bir karışım-yoğurt sağolsun- ve çok da akışkan değil. Daha sürerken ferahlıyorsunuz. Ben sürdüm ve fotoğraftan da anlayacağınız gibi evde dolaştım durdum. 20 dakika yeter ama ben daha uzun tutmayı ve duşta silmeyi düşünüyorum. Hatta gözkapaklarım da şiş olduğu için üstlerine iki dilim salatalık koyup birkaç dakika uzanabilirim. Siz de böyle yapın, ve yüzünüzdeki besinler sayesinde cildinizin şahane antioksidan ve ödem atıcı etkilerle canlandığını hissedin. Güzel günler..

Defne Samyeli Sealife Röportajı

Defne Samyeli Türk televizyonlarının gördüğü en özel isimlerden. Haber…

Defne Samyeli: Lisanslı Sporcu Olacağım

Televizyon sunuculuğundan haberciliğe, müzikten yazarlığa ve oyunculuğa kadar geniş bir yelpaze içinde mücadele eden Defne Samyeli, şimdi de Kurtlar Vadisi Pusu dizisindeki Ajan Zeynep rolüyle ekranda… Samyeli ile önce diziyi ve rolünü, sonra da kadına şiddetten özel hayatına kadar her şeyi konuştuk. Samyeli sorularımızı içtenlikle cevapladı.

 roportaj1Her şeyi ince eleyip sık dokuyan Defne Samyeli’nin yolu Kurtlar Vadisi Pusu’yla nasıl kesişti, nasıl ikna oldu?

-Yaz aylarında Necati Şaşmaz’ın teklifiyle oldu. Öncesinde bir-iki yıl süreyle ABD’de yaşamak üzerine hazırlık yapmıştım oysa, Kurtlar Vadisi’ne katılmam söz konusu olunca bu kararımdan vazgeçtim. Kurtlar Vadisi Pusu dünya çapında 55 milyon farklı IP’den izleniyor, düşünebiliyor musunuz? Bu yüz milyonlarca kişiye ulaşıyor demektir. Bir ayda sadece youtube’da 182 milyon kişinin izlediği bir yapım. 13 yıldır devam edip de her yayınında reyting birincisi olan başka televizyon dizisi dünyada yok. Sevinerek kabul ettim.

13 yıldır reyting şampiyonu olan bir diziye sonradan dahil olmak sizi ürketmedi mi?

-Bu kadar oturmuş bir yapıya dahil olmanın o kadar çok avantajı var ki, varsın bir iki zorluğu da oluversin. Dizinin şekillenmiş bir ruhu var, ona siz uyumlanmak zorundasınız. Mesela, yeni karakterlere seyircinin alışması da zaman alıyor. Ama ben bunları işin güzel zorlukları olarak görüyorum. Ayrıca ben zoru severim. Bu arada Zeynep de sevildi.

AKSİYON, BİÇİLMİŞ KAFTAN OLDU

Zeynep iddialı, zorlu ve sert bir kadın… Ajan karakterini üzerinize giyerken sizi en çok ne ya da neler zorladı?

-Karakteri oluştururken çok zorlanmadım. Bir süre sonra bilinçaltınızda karakterinize bir yer açılıyor ve istediğiniz an onun gibi düşünüp hareket etmeye başlıyorsunuz.

Bu tarz bir rol aklınızdan geçiyor muydu hiç?

-Çocukluğumdan beri oyunculuk hayallerimi ajanlık sahneleri süsler. Aksiyona, komplo teorilerine ve küresel gelişmelere meraklı olduğumdan benim için biçilmiş kaftan oldu.

SOĞUK HAVA BENİ BİRAZ ZORLUYOR

Dizide aksiyon sahneleri fazla. Yaşadığınız bir kaza ya da tehlike oldu mu?

-Prodüksiyon ekibi her türlü tehlikeye karşı önlem aldığı için güvenli bir ortamda çalışıyoruz.

roportaj3Kavga sahnelerinde?..

-Dövüş sahnelerinde ufak tefek çizik ve morarmalar oluyor tabii ama spordan alışık olduğum için dert etmiyorum. Onun dışında hepimiz profesyonel bir iş yaptığımızın bilincindeyiz, tedbirimizi almış oluyoruz.

Sizi zorlayan bir şey yok mu?

-Beni biraz zorlayan bir şey varsa o da soğuk hava. Bazen sıfırın altında soğukta incecik kıyafetlerle saatlerce çekim yaptığımız oluyor. Gerçekten tüm ekibin her sahnede büyük emeği var.

Zeynep’le benzeşen yanlarınız var mı?

-Zeynep’in çok sıradışı bir hikayesi olmasına rağmen bazı yaşanmışlıklarımız çok benziyor. Özelliklerimiz de. Bir kere tam bir survivor. Kuvvetli, risk almaktan çekinmeyen, inandıkları uğruna sonuna kadar savaşabilecek bir kadın.

ATATÜRK BENiM iÇiN iLHAM KAYNAĞI

 İlham aldığınız tek kişinin Atatürk olduğunu söylüyorsunuz. Nesinden ilham alıyorsunuz?

-Herkesten ilham aldığım şeyler var, ünlü ünsüz. Ama Atatürk vizyonu, öngörüsü, rasyonel düşünen herkesin cesaretini kırabilecek şartlarda bile hayal edip gerçekleştirdikleriyle benim için büyük bir ilham kaynağı.

Nişanlınız Prof. Dr. Emre Alkin’le bu beraberliği resmileştirmeyi düşünüyor musunuz?

-Düşünmesek nişanlı olmazdık. Nasıl biri, nasıl bir ilişki gibi sorulara cevaplarımın çok net olduğu bir yaşta Emre çıktı karşıma. İkimizi de ruhen ve kalben çok doyuran bir beraberliğimiz, boyumuz kadar çocuklarımız var. İmza konusunda acele etmemiz için bir neden yok.roportaj4

TEKVANDOYA MERAKLIYIM

Ajan olunca elinize silah aldınız. Silahla bu ilk buluşmanız mı oldu?

-Asker kızıyım. Ateşli silahlarla ilk tanışmam babam sayesinde oldu. Poligon tecrübem var, ama Kurtlar Vadisi’ne kadar yıllarca elime silah almamıştım.

Ajan Zeynep dövüşüyor ve siz de dövüş sporlarına yabancı değilsiniz. Bu eğitime ne zaman başladınız?

-Dövüş sporlarına merakım bundan 6-7 yıl öncesinde başladı. Sanat olarak gördüğüm dövüşte eğitim alıp derinleşmek için bir vesile bekliyordum. Bu rol tam bir fırsat oldu. Tekvando’ya meraklıydım ama şimdi Muay Thai çalışıyorum. Lisanslı sporcu olacağım. Kamera önü teknikler açısından dublör eğiten profesyonel bir hocayla çalışıyorum ama hedefim Tayland boksunda en iyi seviyeye gelebilmek.

Kadınların ezildiği bu ülkede sizin ekranda erkekleri dövmenizin kadınlara keyif verdiğini biliyor muydunuz?

-Öyle, değil mi? (gülüyor) Bana gelen tepkiler de o yönde. Ülkemizde jeune-damme rollerinin neredeyse tamamı ezilen, aldatılan, acı çeken kadın karakterler için. Zeynep hem kadın, hem de olabildiğince ‘maskülen’. Ruh ve beden olarak güçlü ve bu gücü erkekler üzerinde kullanmaktan çekinmeyen bir kadın. Onun hikayesini anlatıyor olmaktan dolayı çok memnunum.

roportaj5KADINA ŞİDDETİ ANNELER BİTİRİR

Ülkemizdeki kadına şiddet nasıl sona erebilir?

-Kadına şiddetin sona ermesi annelerin elinde. Erkek kadına saygının ne demek olduğunu önce kendi ailesinde görüyor. Erkek evlatlarımıza kadın- erkek herkesin hayatının kutsal olduğunu biz aşılamazsak, kadını ‘mal’ olarak gören ve ona eziyet ederek egosunu tamir etmeye çalışan zihniyet hep kazanacaktır. Kadına şiddetin bitmesi için bir zihniyet devrimi lazım.

RÖPORTAJ: YÜKSEL ŞENGÜL

‘Olumlu Düşün’emeyenlerden Misiniz?

think-positive

Çok uzun zaman olmuş yazmayalı.

Oysa ne hevesle blog yazmaya başlamıştım. Sanırım köpeğim Boncuk’u kaybetmem bir dönüm noktası oldu. Aynı zamanlarda bir de yoğun dizi çekim programı… Ne zaman bilgisayar başına otursam, parmaklarımdan kasvet dökülüyordu.

Allah daha büyük dertler vermesin elbet, insanın sevdiklerinin kaybına alışması çok zor.

Kaybediyorsunuz.

Ama hayat ne kadar ürkütücü şekilde ‘aynı’ devam ediyor, değil mi? Yine güneş doğuyor, yine yağmur yağıyor, yine ödev ya da iş yapılıyor.. Hayattan sizin için büyük bir şey eksilse de, geride kalan her şey aynı. Sadece koca bir hüzne boyanıyor üstü. Hani tuvaldeki resmin tamamının üzerine atılan grimsi bir ton gibi.

Hayat bitmeyen mevsimlerin tekrarı. Hüznü de, acıyı da sonuna kadar yaşayıp duyguları onurlandırmak lazım. 2000’li yılların başından itibaren dünyayı saran olumlu düşünce-çekim yasası konulu kişisel gelişim kitap ve guru’larından payıma düşeni ben de aldım. Gitmediğim seminer, okumadığım bu konulu kitap çok azdır, varsa şaşarım. ‘Olumluya odaklan, olumlama yap’ sözlerini dinleyeyim dedim.

Ve arkadaşlar.. Anladım ki, bu mümkün değil:)

Elbette neye enerjisel olarak odaklanırsanız, onu büyütüyorsunuz. Ne var ki içiniz yangın yeriyken bir şey yokmuş gibi rol yapmak, kendini kandırmak hiç bir işe yaramıyor.

Şöyle düşünelim. Biz bir toprağız. Her tarafımız yaşadıklarımızdan ötürü dikenler ve ayrık otlarıyla sarılmış. Bakımsız, verimsiziz yani… ‘Haydi çiçek açalım’ diyoruz. Her tarafımıza çiçek fideleri dikiyoruz, tohumlar atıyoruz. O dikenli, ayrık otlu toprakta çiçek nasıl açsın yahu?

İnsanı ele geçirmiş bir sıkıntısı varken, ‘olumlu düşün’ diyenlere kafa atma isteği tam da bundan kaynaklanıyor Önce o toprağı temizlememiz gerekiyor çünkü. Ve bu öyle bir-iki günlük, ya da birkaç aylık değil.. Ömür boyu devam eden bir süreç. Evdeki temizlik gibi, gerçekten bir bahçeye bakmak gibi, blinçaltımız ve zihnimizle devamlı alakadar olmak gerekiyor. Oralara bir bakmak, basıncını azaltmak, ‘gazını almak’ gerekiyor…

Ne hissediyorum? Bugün olanlarla ilgili üzerimde nasıl izler kaldı? Para, iş, sevgili, bizi öfkelendiren biri.. Kiminle, hangi olayla ilgili duygumuz neyse onu kendimize itiraf edip, korkularımızı, öfkemizi dışarı çıkartmak çok önemli. Mümkünse her gün. Günümüzde sosyal bireyler olma adına o kadar çok şeyi insan içine atıyor, söylemek istediklerini ‘yutuyor’ ki, milyonlarca kişinin çareyi antidepresan, ya da diğer bağımlılıklarda bulmasına şaşmamalı.

Önce hisleri bir serbest bırakalım, ifade edelim.. Olumlamaya sonra geçeriz. O zaman gerçekten işe yarıyor. Stres azaltıcı birçok teknik çalıştım. Artık bunları buradan paylaşacağım teker teker. Ama sizleri de merak ediyorum arkadaşlar. Kırgınlıklarınızı, hüznünüzü, öfkenizi, kıskançlığınızı kendinize, ya da sevdiklerinize ifade edebiliyor musunuz? Ağlayabiliyor musunuz? Bağırabiliyor musunuz? Yoksa siz de ‘yutanlardan’ mısınız? Hüznü dağıtmak, stresi azaltmak için bir şeyler yapıyor musunuz? Açık açık paylaşmakta sakınca görmeyenler bu yazının altına yorum yazsın. Birbirimizden öğrenelim.

Not: Gizli kalsın diyenler email atabilir, ama onları cevaplama sözü veremiyorum her zaman olduğu gibi. Ancak birden çok kişiye fayda sağlayacak düşüncesiyle vakit ayırıp herkesin görebileceği şekilde ‘yorumlar’ın altına cevap yazabiliyorum. Benden hatırlatması. Görüşmek üzere…