“Evliyim ama Ayrıyım Gibi” !!!

Özlem Yıldız’la ilgili bir haber dikkatimi çekti: Boşandı sandığı evli sevgilisi meğer boşanmamış, hatta dilekçesini geri çekmiş. Bunu öğrenen Yıldız da sinir krizi geçirmiş.

 Haber doğru mu değil mi bilmiyorum.

Söz açılmışken.. İlişki yazılarında hep ‘temkin’ demem boşuna değil. Benzer hikayeleri öyle çok görüyorum ki. Erkekler medeni durumları hakkında pek rahat yalan söyler hale gelmişler. “Karımla ayrı yaşıyoruz. Ayrılmak üzereyiz. Çok mutsuzum.”

Evdeki kadını bir kötüleme hali. Külliyen yalan. Karısının yanında kuzu gibi oluyor bu tipler çoğunlukla. Evde mutsuz falan da değil. Hem evdeki düzen dursun, hem dışarıda keyif ve heyecan olsun isteyen bu tip erkeklerin ağına düşmemek için tek yol var:

Temkin, tedbir, dikkat, zaman. Özellikle zaman, herkesin foyasını çıkarıyor. İlişkiye girmek için acele etmeye ne gerek var zaten?

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Eleştirmezsek Olmuyor.

Tarkan, Soma faciasından bir kaç saat sonra başlayan konserini iptal etmedi diye çok eleştirildi.

Bu gibi organizasyonlarda geriye sayılan son saatlerde dünyayla bağlantı kopabilir, basiret bağlanabilir diye düşünmüştüm ilk duyduğumda eleştiriyi. İTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Ali Evren Goksungur bana bir email atmış. Konsere az bir zaman kala ekibiyle Tarkan’ı kuliste ziyaret etmişer. “Yarım saat sohbet ettik ve hiç birimiz Tarkan’la birarada olmanın heyecanıyla internete bile girmedik. Biz olayı ertesi günü öğrendik. Zaten, konser çıkış trafik, yoğunluk, organizasyon yorgunluğu derken gece hemen yattık

 Yani bırakın Tarkan’ı, İTÜ’lülerin de haberi yokmuş. Bir çok gazeteci bile ertesi gün geç saatlerde öğrendiler. Hatta instagramda falan neşeli paylaşımları nedeniyle hedef oldular.

Haberleri olsa, konseri iptal etmezler miydi? Ülkenin bir yerinde can pazarı yaşanıyorken ne Tarkan şarkı söylemek ister, ne de insanlar eğlenmek.

Çok değerli bir sanatçı o. Zaten açıklamasını da yaptı. Tarkan’ı haksızca üzmenin ve kırmanın manası yok.

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Politikacıların Röportaj Halleri

Canlı yayında röportaj yapıyorsunuz. Sorduğunuz soruya cevap veren politikacı yok denecek kadar azdır. Yüzde 99’u, kafasında ne varsa onu söylemek için yayına gelmiştir. Politikacılar adeta kendilerine öğretilmiş gibi, soruyu sözel manevralarla büker ve esasen söylemek istediği yere bağlayıverirler. Siz de içinizden ‘La Havle’yle beraber, çok da antipatik olmamaya çalışarak- ki olursunuz- sorunuzun takibini yaparsınız. Bazen aynı soruyu üç kere sormak zorunda kaldığınız olur. Bu kez politikacı tarafından saldırganlıkla suçlanır, ‘Ne demeye çalışıyorsunuz’ gibi cümlelere  muhatap olursunuz. Haydi onu da geçtiniz diyelim. Süreyi nasıl ayarlayacaksınız? Aklın yolu bir. Sorulması gereken sorular belli. Limitli de bir süre var. Sihirbazlık gibi iştir. İncelikle söz kesebilmek çok önemlidir. İnceliğin yetmediği yerler, çoğunluktadır gerçi. O zaman da yine ya antipatik gözükmeyi göze alacak, ya da konuğun kontrolü ele geçirmesine izin verip yayını kurban edeceksiniz.

Antipatik gözükmeyi göze aldınız, gerekli yerlerde söz kestiniz, sorularınızın takibini de yaptınız…  Bir kaç yıl önce olsaydı ekip arkadaşlarınız ve müdürlerden aferin alır, takdir dolu sözler duyardınız. Son yıllarda bunların yerini şikayet telefonları, daha yayındayken kulaklıktan uyarılar, ekip arkadaşlarının endişeli espri/ yorumları ve tabii ki, programınızın yayından kaldırılması falan aldı.

****

İNGİLİZ BAŞBAKANA ‘KAPA ÇENENİ’

İngiltere Başbakanı David Cameron, sunucu Andrew Marr’dan resmen ‘ayar yedi’ geçen gün. Sunucu, başbakan sözünü bitiremeden ona ‘shut up’ deyiverdi! Resmen ‘kapa çeneni’ yani. “Üzgünüm ama zamanımızı aşıyoruz” derken de eliyle de ters bir jest yaptı. Başbakan Cameron’ın ağzından tek kelime çıktı: ‘Pardon’!

İngiliz basınında sunucunun tavrı eleştirilmedi. Sosyal medya ise kaynadı. İngilizler ‘kapa çeneni Cameron’ konulu bir çok eleştiri tweet’i attılar.

Sunucu kendini kötü falan hissetmedi.

Başbakan, özür beklemek yerine lafı bir de uzattığı için

özür diledi.

Twitter hashtag’lerinden biri ‘soverybritish’ ti. ‘Tam İngiliz’ yani. Politikacıların normal vatandaştan bir üstünlüğünün olmadığı ülkede, basın da attığı başlıklar ve eleştirileriyle çok acımasız ve zaman zaman bizim onur kırıcı bulabileceğimiz kadar alaycı olabiliyor.

****

KABA MABA, AMA..

Yabancı politikacılarla defalarca röportaj ve yabancı basına da iş yapmış biri olarak, sunucu Marr’ın tavrını yadırgadığımı söylemeliyim. Bırakın politikacıyı, stüdyonuzda konuk ettiğimiz sade vatandaşa da ‘Kapa çeneni’ deme hakkımız yok. Başlı başına kabalık. Söz kesersiniz, kesmelisiniz de. Ama doğru bir üslupla.

 Ne var ki, kafamızı kaldırıp da bir Batı televizyonunda televizyoncular ne kadar rahat çalışıyor gördükçe imrenmemek mümkün değil. Halkın politikacıyı sorgulama hakkını kendisinde fazlasıyla görmesinden, basının eleştirebilme sınırlarına kadar.

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Daha Faydalı Nasıl Oluruz

Teşvikiye camiine yolum düştükçe hep aklıma takılan bir husus var. Çoğunlukla Teşvikiye, ama nüfuzlu ailelerin cenazelerine evsahipliği yapan her cami için geçerli bu.

Bir düzen ve bunu koruyan kimselerin olması şart. Aslında olmamalı, ne var ki -kimse darılmasın ve gücenmesin- toplumca bir cenaze töreni adabı eksikliğimiz var. Hayatımda sadece bir törende kalabalığa rağmen sıraya girildiğini ve düzene uyulduğunu gördüm. Başka da yok. Alp’inkinde de kural değişmedi. Cami avlusu çok kalabalıktı. Saatler önce gelmiş olan bir çok ziyaretçi sırada bekleyip, aileyi ve cenazeyi göremeden oradan ayrılmak zorunda kaldı. Aralarında ailenin yakın dostları da vardı. Oysa sonradan gelen bazı kişiler-ki sayıları bayağı fazla- sıraya girmedikleri gibi, kimi adamları, kimi cüsseleri, kimi de cüretleri sayesinde hiç sıkılmadan ön sıralara geçtiler. Ailenin olduğu bölgeyi de ablukaya aldılar. Yaşı ilerlemiş ziyaretçileri ve ailenin en yakınlarını tenzih ediyorum. Onların hakkıdır.

Böyle zamanlarda amaç, sıraya girip aile ya da temsilcilerine ulaşıncaya kadar sabır ve saygıyla beklemek, taziyelerini bildirdikten sonra ilerlemek ve geriden gelenlerin geçişine imkan vermek olmalı. Eminim herkesin arzusu acıyı paylaşmak için acısı en fazla olanın yanında kalmak. Bu insancıl bir dürtü, saygı duyuyorum. Ama biraz çekilir ve başkalarının da paylaşmasına izin verirsek, sevdiklerimize daha çok yardımımız olmaz mı?

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Şarj Aleti Çeşitliliğine Son!

AB’den sonunda ülkemizde sorusuz sualsiz herkes tarafından benimsenecek bir karar çıktı! Cep telefonlarının şarj cihazları artık tek tip üretilecek. Yani akıllı telefon veya tabletlerin markaları farklı olsa bile şarj girişleri aynı olacak.

Benim gibi devamlı şarjı bittiği için yanında her cihaz için şarj aleti taşıyan, gittiği her yerde çoğunu kaybeden ve bunlara harcadığı paraya acıyanlar yaşadı!

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Dertleri Adalet, ya da Gerçek Değil ki..

Sevgililer gününü yazacaktım. Aşk konuşmak istiyordum.

Ne var ki, ülkemin şahane gündemi izin vermedi.

Çok garip, tuhaf ve tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Bir vatandaş ve gazeteci olarak kurumlara ve insanlara güvenimi yitirmeme ramak kaldı. Kafayı nereye çevirsek yalan dolan, ya da paranoya. Yakın, uzak tanıdıklar, tanımadıklar, çıkar odakları, çıkar odaklarının yalakaları, saflar, iyi niyetliler, herkes ama herkes konuşuyor; ortaya döküp saçılan bilgi içinden ‘kendi işine geleni’ işine geldiği gibi yorumluyor. Yoo, yorumlamakla da kalmıyor, can siperane savunuyor, kendi tuttuğu tarafı iyi gösterme, ona yaranma adına ne gerekiyorsa kanının son damlasına kadar yapıyor.

Televizyon programlarının hali içler acısı. Bazı sözde gazeteciler ‘kendi takımlarının’ faulleri ayan beyan ortadayken, öyle zavallı manevralarla, öyle zayıf argümanlarla ‘takım’ savunması yapıyor, öyle aciz duruma düşüyorlar ki, izleyici olarak ben utanıyorum. Hatta acıyorum.. Off diyorum.. Yapmasa ya.. Bakın, o takım bu takım için konuşmuyorum. Hiç birinin taraftarı olmadığım için beni de ilgilendirmiyor. Ama cemaatçi -Ak Parti’ci bazı gazeteciler artık bir kendine gelse. Şu televizyon performanslarını bir izleseler. Kendilerine bir baksalar.

Yani insan, bir düşüncenin, partinin taraftarı, destekleyicisi olur. Ama bu derece avukatlık? Sanki Amerikan dava dizilerinden sahne izliyor gibiyiz, hani Savcıyla avukatın karşılıklı beyan yarıştırdıkları. Müvekkil adamı gerçekten öldürmüş mü öldürmemiş mi önemli değil, savcı ceza verdirip puan toplama peşinde.. Avukat ta müvekkili cezadan yırtsın da, ne olursa olsun derdinde.

Maksat açık kapatmak.

Gerçeğe ulaşmak değil.

Adaletli olmak hiç değil.

İnanın, gerçek ille de ille ortaya çıkacaktır.

O zaman mahçup olmamak için bugün kendinize bir hakim olmakta fayda var..

Haa, toplum nasıl olsa unutuyor diyorsanız.

Haklısınız kardeşim.. Ama artık teknoloji var. Google var. Söylediğiniz her söz, attığınız her tweet gün geliyor burnunuza dayanıyor.

Hatırlatılıyor.

Benden hatırlatması.

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Gerçek mi, kulaktan Dolma mı?

Özellikle ilgimi çeken bir bölüm var, başlığı beni gülümsetse de paylaşmazsam olmaz: “Haber sunucularını ciddiye almayın”.

Kitaba göre iki tip bilgi var: Biri gerçek bilgi. Bir konuya özverili bir şekilde zaman ve enerji adamış insanlarda olan. Diğeriyse ‘şoför bilgisi’.. Yani kulak dolgunluğuyla, duya duya elde edilen, kişinin kendine ait olmayan bilgi..

Rolf Dobelli, haber sunucularını ikinci kategoriye sokuyor, “İyi görüntüleri, sesleri olabilir, ama bilgileri genelde hep kulaktan dolma” diyor. Konusu üzerine çok okumuş, araştırmış, üzerine düşünmüş, kendi fikrini, kendi bilgisi ve araştırması üzerine inşa etmiş olanlar dışında hiç bir gazeteci ona göre saygıyı hak etmiyor. Dobelli’nin 2010 yılında yayınladığı bir manifestosu da var zaten.. ‘Asla haber okumamalı ve izlememelisiniz’ diye. Haber yayıncılığının insanları adeta şekerin vücuda yaptığı gibi zehirleyip obez yaptığını, yaratıcılık ve gerçek bilgiden uzaklaştırdığını söylüyor.

Bir gazeteci olarak haber diyeti konusunda Dobelli’ye katılmasam bile, fikirlerini ilginç ve üzerinde düşünmeye değer buluyorum. Zira gerçek ve kulaktan dolma bilgi arasındaki farkı farketmek bile insanın ufkunu bir anda genişletebilir. Bilgilenmek istiyorsak, konunun gerçek uzmanlarını dinlemeliyiz.

Kişinin gerçek bilgiye sahip olduğu nasıl anlaşılır peki?

Dobelli’ye göre belirgin bir işaret var:

“Gerçek bilginin sahibi, bilgisinin sınırlarını bilir. Bilgi ve ehliyetinin sınırlarının dışında bir konu olduğunda “Bilmiyorum” der. Oysa ‘şoför bilgisi’ sahipleri her şeyi der de, bir tek ‘Bilmiyorum’ demezler. Onlar her şeyi bilir. İşte onlara kulaklarınızı tıkayın.”

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Gazetecilik Değil, Rüzgar Sörfü Mübarek…

  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Bugün gazetesi muhabiri hakkında soruşturma başlatmış.  CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısında yolsuzluk tapeleri üzerine söylediklerini haber yaptı diye… ‘Soruşturmanın gizliliğini ihlal’den.

Ne ilginç ülke bu Allahım. Rüzgar bir yönden esiyor, tayin mayin.. Hoop! Bugün bu muhabir arkadaş için soruşturma açılıyor. Yarın ters yönden eser, bu kez ‘paralelci’leri haber yapan hakkında soruşturma açılır. Bağımsız yargı diye başlayan cümlelere kargaların güleceği bir döneme girdik. Yahu, bir ülkede parlamentoda ana muhalefet partisi başkanının söyledikleri haber yapılamayacaksa, bu gazetecilik işini toptan bırakıp gidelim.

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Sinir Bozmadan Yapmak da Mümkün… Mü?

Sabahın 9’u. Cep telefonum çalıyor. Prensip olarak tanımadığım numarayı açmıyorum ama o sabah basiretim bağlandı, alo deyiverdim. Telefondaki ses, önce bir duruyor. Sonra ağır ağır “Ee, şey ben.. bilmemne pr şirketinden arıyorum” der demez bende bir Hay Allah durumu! “Bıdıbıdı hanımın ( adı anlaşılmıyor) …. açılışı var, size davetiye gönderdik aldınız mı?”

Uzuuun uzuun.. Ağııır ağııır.. Anlatıyor. Ama vermesi gereken bilgiler yerine fuzuli şeyler söylediği için anlamıyorum. Davet eden benim yakın bir tanıdığım mı? Gelmem onun için önemli mi? Bilemiyorum. Sonra açıyorum ağzımı yumuyorum gözümü ve aslında o şirkette çalışmaktan ve aldığı talimatı yerine getirmekten başka günahı olmayan bir kişinin büyük ihtimalle kalbini kırıyorum.

Şimdi, o telefona mahkum edilen kişilerin patronlarına sesleniyorum:

*İnsanlar cep telefonundan sabah saatlerinde aranmamalı. Hele tanıdığı, yakını değilseniz.

* Yine de arıyorsanız önce “Müsait misiniz?” diye sormalısınız.

* Zaten email yoluyla binlerce  davetiye yolluyorsunuz. Bütün PR şirekterinin elinde aynı liste var. Tamam, insanlar LCV yapmıyor, kaç kişinin geleceğini bilemiyorsunuz. Ama siz de o zaman dünyayı davet etmeyin de davetlerinizin önemi azalmasın. Kimse artık eşe dosta jest olmayacaksa herhangi bir davete gitmek istemiyor. İlle de gazetede resmi çıksın isteyenler hariç.

Halkla ilişkilerci arkadaşlar alınmasın ama…

PR’ın birinci şartı herhalde sinir bozucu olmamak olmalı.

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…

Çoban Salata Nasıl ‘Yapılmaz’sa…

Hizmet sektörünün olmazsa olmazı: Müşteri memnun olacak. Hatta kendini özel hissedecek.

Bu nedenle servis aldığımız bir çok banka, gsm kuruluşu ya da mağaza doğum günlerimizi ‘hatırlıyor’, bize özel olduğunu düşüneceğimiz jestler yapıyor. Müşterinin seçim şansı çok, zira. Hele yeme içme işi tam bir ‘alıcı piyasası’.

Mekan yazısı yazmıyorum; yazan var, bu köşede daha farklı konulara değinmeye çalışıyorum. Ama bunu yazmadan geçemem. Nişantaşı’nda yeni açılan bir restoran, favori yerim oldu. İlk gittiğimde yediğim yemeğe bayıldım. İkinci gidişimde hayalimde aynı yemek vardı. Ne var ki mönüden kaldırmışlar. Bariz hayal kırıklığımı görünce, ‘Sizin için deneriz’ dediler. Bu kadar… Aç, ve belli bir yemeğe aşermiş bir müşteri olarak anlık krizimi bir anda minnettarlığa çevirmeyi başardılar.

Son yıllarda bazı İstanbul restoranlarında bir ‘Mönüde yoksa yapamayız” hastalığı belirdi. Benzerini sadece Japonya’da gördüğüm. Şaka değil.. Diyelim Tokyo’da bir restorandasınız, yemek listesinde bir tatlı var. Üzerinde bir top dondurma. “Dondurmasız alabilir miyim tatlıyı” diyorsunuz. Olmaz diyorlar. Niye? Mönüde öyle yazıyor da ondan. Tövbe tövbe..

Kanyon’da herkesin uğrak yeri olan restoran. Etimin yanında çoban salata istiyorum. Yapamayız diyorlar. Yahu burası Türkiye. İstediğim de çoban salata. Beklentimi aşağı düşürüyor, domates salatalık söğüş istiyorum. Yine ‘yapamıyorlar’. Mönüde yazılı değil ya, nasıl fiyatlandıracakmış. Atla deve değil istediğim, ama karşımdakinin esas niyeti müşteriyi memnun etmek değil, yasak savmak.

‘Yapamam’, en kolay söylenen söz. Hizmet sektörünün aktörleri ‘nasıl yapabilirim acaba’ya kafa yormadıkça, müşteriyi içtenlikle memnun etmeye çalıştığını hissettirmedikçe, müşteri kaybına uğramaları kaçınılmaz.

 

Benzer Yazılar

Vizyondaki ‘Herkül’den…

/
Kötü adam olduğu sonradan anlaşılan kişi Herkül’e diyor…

“Oturmak Öldürüyor”

/
Depresyon demişken hemen ekleyeyim.. Uzun süreli oturmak insanı…

Müdürünüz ‘Kötü’yse…

/
Stres günümüzün en önemli sorunu. American Stress Enstitüsü’nün…

Anlayanlar Anlamayanlara Anlatsın...

/
Ayakkabı üreticileri “Çin’den gelen kalitesiz ve ucuz…

Özge’yi Sevmek Böyle Olmaz

/
Engin Altan Düzyatan’ın düğünü dolayısıyla sosyal medyada…

Zannedersiniz Obama..

/
Bir AVM’den çıkıyorum. Kapıda takım elbise giymiş üç…

Her Eleştirene ‘Sen Kimsin ki?’

/
Seda Sayan olayına girmeyecektim. Ne var ki kendini savunmak…

Bu Kadar Dert Varken

/
Pazartesi stres ve beyin dalgaları hakkındaki yazım üzerine…