Schumacher ve Kayıplardan Ders..

Daha geçenlerde çok sevdiğim iki arkadaşımla konuşuyorduk. Bazı kayıp ya da hastalıklarımızı. Ve bunların aslında bizim için ne büyük aydınlanma vesilesi olduğunu.

Kulağa hiç hoş gelmese de böyle. Ani ve büyük dertler bizi bir anda olgunlaştırıyor. Hayata hiç bakmadığımız pencerelerden bakmamızı sağlıyor. Etrafımızdaki herkesi daha iyi tartmamıza imkan sağlıyor. Ama en önemlisi.. Kendi gücümüzü, nelere göğüs gerip küllerimizden nasıl tekrar doğabildiğimizi bize gösteriyor.

 Yemekteki arkadaşlarımdan biri lösemiyi yendi. Işıl ışıl gözleri, yenilenmiş inancı ve kendine güveniyle bambaşka biri olduğunu, hayatını yeniden yaşasa bir çok kararını farklı vereceğini anlatıyordu neşeyle.

Allah kimseye çekemeyeceği yükü taşıtmasın. Ama hastalıklar, kayıplar, felaketler bizim başımıza gelmeyecek diye bir garanti yok. Gözyaşımızı döküp her tür duygumuzu ifade ettikten sonra yola devam gücü bulabilmek bile başlıbaşına alkışlanması gereken bir başarı. Hele bir de bu yolda öğrendiği dersi başkalarına aktarmak adına faaliyetlere yönelir, hem kendimizi hem de başkalarını aydınlatırsak şerden hayır da çıkmasına aracı olmuş oluruz.

Bakın Formula 1’in efsanevi pilotu Michael Schumacher’e. Kayak yaparken düş, kafanı çarp.  6 ay komada kal. Sonra mucizevi şekilde uyan. Ne var ki Alman pilot hayatı boyunca yatalak kalacak ve başkalarının yardımına muhtaç olacakmış. Şimdiye kadarkinden 180 derece farklı bir hayat yani. Tüm yaşamı bir başarı hikayesi olan Schumacher bu tecrübeyi dönüştürecek gücü kendisinde bulabilecek mi?

Bambaşka bir hayatta üretken olabilecek mi? Tüm kalbimle öyle olmasını, kaza, kayıp yaşamış ve hastalık geçirmiş tüm insanlara ilham vermesini diliyorum.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

Allah Herkese İyi Rakip Versin

Geçen gün F1 pilotu Schumacher’in komadan çıkışı ile ilgili yazdığım yazı vardı ya.. Hani bundan sonra hayatını nasıl sürdüreceği ile ilgili..

O akşam, ‘Rush’ı izledim. Türkiye’de geçen sene ‘Zafere Hücum’ adıyla gösterilmiş . Formula 1 yarışlarındaki en büyük iki rakibin gerçek hikayesini anlatıyor.

Ülkemizde Baltalı ilah Thor’la tanınan Chris Hemsworth, karizmatik İngiliz pilot James Hunt’ı canlandırıyor. Avusturyalı ezeli rakibi Niki Lauda’yı da Daniel Brühl.

Niki Lauda, ölümden döndüğü kazanın ardından, yanmış bedeni ve ciğerlerine rağmen tedavi olur ve pistlere geri döner. Bunun üzerine ezeli rakibi Hunt’la aralarında geçen konuşmada şunları der:

‘Tedavim acılıydı. Ciğerlerim pompalanırken bir yandan televizyonda seni seyrediyordum. Bana ait puanları nasıl aldığını.. Küfrediyordum. Nefret ediyorum şu Hunt’dan diyordum. Ve doktorum bir keresinde şunu dedi: ‘Hayatta bir düşmanınız olması bir lanet değildir, aksine bir nimettirAkıllı bir adam düşmanlarından, bir aptalın arkadaşlarından öğrendiğinin çok daha fazlasını öğrenir’. Biliyor musun? Haklıydı! Bize bak. Tanıştığımızda ne yapacağını bilmeyen salak iki çocuktuk. Ya şimdi? İkimiz de dünya şampiyonuyuz. Fena değil, ha?  Şimdi beni hayal kırıklığına uğratma. Çalışmaya başla ki, beni zorla.”

Rakip her zaman düşman değil ki.

Hatta iyi rakip, bizim de çıtamızın yüksekliğini belirliyor. Yeri geliyor, insanı dünya şampiyonu yapıyor işte.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

‘Vermedikleri’ İçin de Şükrediyor muyuz?

En ufak sıkıntıda canımız ne sıkılıyor değil mi? Bir soğuk algınlığı burnumuzu tıkıyor, yediğimiz yemeğin tadını alamıyoruz. Ya daha büyük acılar, dertler? İşte o zaman halimiz kalmıyor. Acıyı, derdi çekebilme kapasitemiz ve ‘tarzımıza’ göre ya feryat ve isyan ediyor, ya da göz yaşlarımızı içimize akıtarak kadere boyun eğiyoruz.

Ocağımıza bir ateş düştüğünde ilk refleks, ‘Neden ben?’ oluyor. Hele büyük acı olduğu zamanlar insanoğlu daha büyük bir kudrete sığınmaya daha meyilli olur ya, o nedenle  ‘neden ben’ sorusunun muhatabı da genelde Yaradan’dır. Dualarımız ve yakarışlarımızda, acının büyüklüğüne göre bazen isyan da ederiz.

Yıllar önceydi.  Bir yoga dersinin sonunda, eğitmenimiz katılımcılardan birinden dua etmesini rica etmişti. Çok sevdiğimiz, çiftliğinde kendi elleriyle yetiştirdiği domates ve mısırlardan sık sık bize de getiren güleryüzlü yaşlıca bu adam ellerini açıp bir dua etti.. Çok güzeldi. Özellikle bir cümle beynime kazındı: “Allah’ım verdiklerin için şükürler olsun. Vermediklerin için de şükürler olsun”…

Sonra ben de her verdiğinin yanında vermedikleri için Yaradan’a şükretmeye başladım. Sıradan geçen bir günü düşünün. Her şey ‘şöyle böyle’. Kısaca ‘yuvarlanıp gidiyoruz’ kıvamında. Bizi heyecanlandıracak hiç bir şeyin olmadığı günler, aylar. Hani, nasıl olduğumuz sorulduğunda otomatik pilotta ‘Allah’a şükür’ dediğimiz zamanlar…

İşte öyle zamanlarda unutmamak lazım ki, hesabımıza düşmemiş, bize verilmeyen, oysa pekala da başımıza gelebilecek nice felaket var. O sıradan günler ben bana kaza, felaket, kötü haber, susuzluk, açlık, doğal afet vermediği için de şükrediyorum.

Saf sevgi ve şefkat dolu bir gücün bizi aslında nelerden koruduğunu düşündüğümüzde sıradan bir gün bile ne büyük nimet, öyle değil mi?

Ramazan ayı tüm İslam ailemi için hayırlı uğurlu olsun. Bu ay inananlar belki de her zamankinden fazla dua edecek, kendilerini Allah’a yakın hissedecekler. Bizim, ülkemizin içinde bulunduğu durum hayalimizdeki en ideali olmayabilir.

Gelin her şeye rağmen barış içinde yaşadığımız, yerkürenin en özel coğrafyalarından birinde beraber olabildiğimiz için şükredelim.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

Gerçek Dost Kimdir?

Kaç dostunuz var hayatta?

Aklınıza gelen isimlerin bir listesini yapın. Sonra da aşağıdakilere bir göz atın..

  • Dostu ihtiyacınız olduğunda gecenin hangi vakti olursa olsun arayabilir, evine gidebilirsiniz. Telefonda ya da yüz yüze saatlerce ağlayabilir, dert anlatabilirsiniz.
  • Evinde buzdolabını açıp kendi evinizdeymiş gibi çekinmeden yiyebilirsiniz. Malını sizden sakınmaz.
  • Ona bütün sırlarınızı, acılarınızı, mutluluklarınızı anlatabilirsiniz. Ona güvenirsiniz. Sizi yargılasa, size kızsa da bunu yüzünüze yapacağını, bunları kimseyle paylaşmayacağını
  • Onun da sırlarını, acısını, sevincini bilirsiniz. Dost, sizi sadece dert anlatacağı zaman değil, en mutlu gününde de yanında görmek isteyen insandır. Derdini üstünüze döküp, hayatı neşe içindeyken sizi unutanlardan farkı budur.
  • Dost sizi asla satmaz. Kusurlarınızı, kabahatlerinizi ortaya dökmez, hatta varsa kusurunuz onu da saklar. Arkanızdan konuşturmaz.
  • Size fenalık etmiş olanlarla hadlerini bildirmek dışında konuşmaz. Kimsenin tehdidine pabuç bırakmaz.
  • Dost, yeri geldiğinde sizin için kendi hakkından, vaktinden vazgeçer.

Listenizdeki kaç isim için “Hah, valla hepsine uyuyor!” diyorsunuz? Haydi hepsini bırakalım, yüzde 75’ine?

Böyle tanıdığınız üç dostunuz varsa, çok ama çok şanslısınız. Benim daha fazladır. Hayatta yaşadığım her iniş, çıkış, zafer, yenilgi, varlık, yokluk için şükretme nedenlerimden biridir bu. Bunların hepsi bana daima yanımda ve kalbimde taşıyacağım dostlar armağan etti. Öyle sularda sınandık, öyle yollar kat ettik ki birlikte.

 Geçenlerde canım gibi sevdiğim bir dostum bana “Seni öyle çok seviyorum ki sana böbreğimi şurada çıkartıp veririm” dediğinde kahkahalarla birbirimize sarıldık. Gözüm doldu, çünkü söylediğinin gerçek olduğunu biliyordum. Bu yazıyı yazmaya o gün karar verdim. Bugünü tetikleyense hayatıma tesadüfen giren tanıdıkça çok sevdiğim bir kız arkadaşımın benimle paylaştığı  hikayesi oldu. Ona dayanma gücü veren dostlarına, benim kendi can dostlarıma, dostu için omuz, kalp, sığınak olan herkese ithaf ediyorum yazımı. Bilin ki ömür boyu sevileceksiniz.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

Aslan mı, Koyun mu…

Olur ya hani.

Bir söz duyarsınız, kazınıp kalır beyninize. Russell Crowe’un Robin Hood’unu izlemiştim geçenlerde. Bir taşın üzerinde yazılı o söz, beni derinden etkilemişti:

 ‘’Rise and rise again, until lambs become lions.’’ (Tekrar tekrar ayağa kalk, koyunlar aslan olana dek).

 Araştırdım, kim demiş diye. Üzerine çok konuşulmuş- filmde masonik referans var, kimi İncil’le de bağlantılı diyor. Budizm’in mesihi Maitreya’nın Kaderin kutsal kitabı’nda daha geniş versiyonu var.

Nereden geldiği önemli değil, sadece mesajı sevdiğim için paylaşmak istedim. Merak eden olursa diye de orijinini araştırdım. Geniş versiyonu şu: ‘’Seni bastırmak, seni yok etmek istediklerinde, tekrar tekrar ayağa kalk, küllerinden doğan Anka kuşu gibi.. Kuzular aslan olana, karanlığın egemenliği kaybolana dek..’’

Pilimiz bitmiyor mu zaman zaman? Umudunuz tükenmiyor mu? Küsmüyor musunuz? Bazen hevesle adım atıyorum. Ama defalarca ayağım ezildiğinde ‘Hayatın kuralı bu, demek’ deyip omuz silkiyorum. Küsüyorum. Bugün bir sevdiğimin yaptığı konuşma bana ilham verdi ve filmin ilgili sahnesini yeniden izletti. Ben de size yazayım istedim, belki bu sözleri duymaya ihtıyacı olan birileri okuyordur şimdi..

Hiç vazgeçme. Düştükçe tekrar kalk. Aslan ol. Aslanlar, hayvanlar aleminin kraliyet ailesi. Lider onlar. Koyunlarsa güdülmeye mahkum. Koyunun aslan olması imkansız değil mi?

Tekrar tekrar ayağa kalktıkça ‘imkansız’ sandığımız her şeyi dönüştürebilir, her karanlığın egemenliğini yıkabilir, her yeri aydınlatabiliriz.

Yeter ki koyunun aslana dönüşebileceğine inanalım.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

Kendinizi Güçsüz Hissediyorsanız…

Okurlarımdan gelen emaillerin ciddi bir bölümü aynı dertten yakınıyor. Kendini güçsüz hissetmekten..

Hepimizin öyle zamanları olmuyor mu? Hayat mücadelesi içinde hayalkırıklıkları, alınan yaralar, bir türlü gerçekleşmeyen dilekler gücümüzü kesmiyor mu? Üstüne bir de bize ait olmayan dertler, sevdiklerimizin sıkıntıları. İçinde yaşadığımız ülkenin bitmek bilmeyen, bizi öfkelendiren, elimizi kolumuzu bağlayan sorunları…

Hani koşarsınız, koşarsınız, koşarsınız… Ve kaslarınız yanar, kemikleriniz ağrır. Bir oturmak bir oh demek istersiniz. Hayat yine de o oh deme hakkını vermezmiş gibi görünür. Ve tükenir, en ufak tersliğe bile tahammül gösteremez hale gelirsiniz.  Hayat size değer vermez.

Peki siz kendinize ne kadar değer veriyorsunuz?

Örneklerini çok görüyorum, bu kişilerden biri de sizsiniz belki. Sevdiklerini, hatta kendini sorumlu hissettiği herkesi memnun etmek için çırpınan, çabalayan, istediği sonuçları ve takdiri bir türlü bulamayan,mecburiyetler’ ve ‘gerekler’ için bir ömür tüketen. Aman ne iyi etmişim diyeniniz var mı? Gerçekten? Sanmam. Çünkü, bu ömrü aileniz, dostlar, patronlar, tanıdıklar tanımadıklar için tüketirken en önemli kişiyi ihmal ediyorsunuz.  Kendinizi.

Bilin ki, mutlu, dengeli, ‘tükenmemiş’, yorgun düşmemiş bir siz, sevdikleriniz için çok ama çok daha faydalı olur. Uçaklardaki güvenlik anonsunu düşünün. “Kabin basıncı düştüğünde açılan oksijen maskesini önce KENDİNİZE sonra çocuğunuza takın”. Bencillikten değil elbet. Çocuk-ebeveyn ikilisinden daha akıllı, becerikli olan sizsiniz; siz bir an önce kendinizi sağlama alın ki çocuğa faydanız olsun. Oksijensizlikten bayıldıktan sonra kime ne faydanız var?

Bugün bir test edin bakalım, ‘SİZ’e ne kadar iyi davranıyorsunuz? Kendi bedeninizin, isteklerinizin önceliği ne? Kendinize ne kadar özen gösteriyorsunuz? Küçük de olsa bir adım atın bugün. Bir ‘ben’ zamanı yaratın mesela. Öyle kolay ki. Üç gereksiz telefon konuşmasından vazgeçseniz tamamdır. Sonra da gerçekten sizi mutlu eden şeylerin –zorunda olduklarınızın değil- bir listesini yapın.

Bakalım siz, sizin için ne kadar değerliymişsiniz?

Benzer Yazılar

“Yiyin Kocanızın Parasını, Öbürüne Kalmasın!”

/
Fotoğraf internette dolaşıyor. Bir pazarda çekilmiş sanki. Yazıyı…

İş Ciddiyete Binince..

/
Aşık bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden…

Kocanın Hiç mi Günahı Yok?

/
İyi giyimli dört kadın. Genç bir kadını alışveriş merkezinde…

“Gönlüm Isındığında Terkediliyorum”

/
“Ne zaman benim de gönlüm ısınmaya başlasa beni terkediyorlar.…

Sevgi Vermenin 'Tarz'ı

/
Sevgi vermeyi de öğrenmek lazımmış. Yazar Amanda Gore böyle…

Temkin.. Ve de Amaç, Lütfen..

/
 Erkeklerin pek bir değere bindiği’ şeklindeki yaygın…

Kadınlar ‘Kötü Çocuk’ mu Sever

/
Geçen günkü ‘Yakışıklı suçlu’ yazım üzerine erkek…

İdeal İlişki

/
Hazır doğa ve nimetlerinden söz açılmışken… Şu baykuşlara…

Haydi Biraz sihir Yapalım..

Madem itidal, sabır, umut diye girdim ilk yazıya..

Haydi size Magic’ten bahsedeyim.

İlk çıktığı zaman dünyayı kasıp kavuran Secret vardı ya, onun yazarı Rhonda Byrne yazmış. Magic, yani Sihir.

Kişisel gelişim kitabı. Hayatınızı değiştirmek, sizi hayallerinize kavuşturmak için yollar öneriyor. Hemen aldım; prensip olarak bu konularla ilgili mümkün olduğu kadar çok kitabı destekleme kararım var. Şu hayatın içinde oradan oraya koşturur, hatta savrulurken, öyle olumsuz konuşuyor, öyle olumsuz inançlar oluşturuyor, bunları etrafımıza öyle bir saçıyoruz ki..

İnsanoğlunu biraz olsun pozitif düşünmeye iten her satır, öfke, hırs, intikam, kavga dolu şu gündemimizde bize ilaç gibi gelecektir diye düşünüyorum.

Sizi neredeyse duyar gibi oluyorum.. ‘Secret’ı da aldım, ne değişti ki hayatımda? Bu kuantum olayına bir ısınamadım. Kardeşim bütün bunların hepsi palavra.’.

Bilimsel ayrıntıya giremeyeceğim, zira yerim yetmiyor, ama kişinin frekansının ne olduğu, gerçekten hayatına çektiği tecrübeleri birebir etkiliyor. İyi frekansta olduğumuzu nasıl bileceğiz? Duygularımızı dinleyerek.

Parasızlık endişesi yaşarken, kendinize 100 kere ‘Ben zenginim’ demek değil, olay. Kendinizi nasıl kandıracaksınız ki? O endişe hissini önce ‘dönüştürmek’, sonra o yükselmiş frekans noktasından, ilk olarak gerçekleşebileceğine inandığınız şeyi dilemek gerekiyor.

Olayın aslı o dönüştürme zaten! Magic, hayatımıza ‘sihir’ katmanın yollarını öğretiyor. Bunun için de kullandığı enstrüman, minnet duygusu. Minnet duymak, bizi güçsüz, umutsuzken, yani frekans anlamında yerlerde sürünüyorken, yerden toplamaya en çok yardımcı olan şey.

Kitap 28 günlük bir egzersiz programı vermiş. Ödev gibi, her gün yapmamız gereken şeyler var. Trafikte söylenmeye, defalarca kötü bir anıyı kafamızda canlandırmaya, telefonda saatlerce ondan bundan şikayet etmeye vakit bulabiliyorsak, bu egzersizlere de sabah akşam bir 10 dakika ayırabiliriz.

O egzersiz süresince minnet duyduğumuz şeyleri-laf olsun diye değil, cidden- sıralamak, içinizde beliren o sıcaklık duygusu yoğunlaşıncaya, yüzünüzde siz farketmeden bir gülümseme oluşuncaya kadar onlar için teşekkür etmek… Hah.! İşte yüksek frekans, bu. Gün içinde mümkün olduğu kadar yükseklerde kalırsanız, zaten sizi hep memnun edecek gelişmeler oluyor.

Önemli bir nokta..

Niye egzersiz kelimesini kullandım? Magic’in böyle bir kitap olmasını neden önemsiyorum? Bu işlerde okuyup, hoş bulup, hepsini bir kenara bırakmaya meylimiz var. Kas yapmaya çalışır gibi, pozitif düşünme çalışmasını ‘her gün’ yapmazsak işe yaramıyor. Alışkanlığa dönüşmüyor.

Benden söylemesi.

Sihir, mutluluk, olumlu gelişmelerle dolu günler diliyorum hepinize.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

‘Kötülük’ Yapma, İyiliğinden Mahrum Et…

Şakalaşma ve mizah deyince.. Erdoğan Hoca için bir parantez açmak lazım. Anma töreninde herkes, ama herkes Hocanın muzipliğinden dem vurdu. Biricik eşi Mohan’a yaptığı şakalardan tutun da, profesör arkadaşlarına tertiplediklerine kadar…

Bir de… Daimi iyimserliğinden bahsetti herkes. 2001 krizindeki devalüasyona bile ‘daha kötüsü olmadığı için’ iyi diyen bir Hocaymış Alkin.

Şu sözleri de belki güncel sorunlarımız için moral verici olur:

‘’Bak evladım… Memleketlerin tarihleri çok uzundur. Dolayısıyla toptam iyimserlik ve toptan kötümserlik teorik olmadığı gibi, pratik olarak da bir anlam taşımaz. Ama ille de birini seçmen gerekirse, iyimser olanı tercih etmelisin. Çünkü önünde sonunda işler iyiye gider.’’

Güncel deyince…

Anma akşamı fakültenin eski dekanı Esfender Korkmaz Hoca bir küçük anektod paylaştı; çok etkilendim. Onunla bitireyim..

Esfender Hoca, üniversitenin bir yöneticisine öfkelenmiş. ‘’Yaa Erdoğan Abii.. Çok öfkeliyim. Bu adama ben bir şey yapmalıyım, ama ne?’’ diye sormuş..

Erdoğan Hoca da: ‘’Sakın haa!! Sana hiç yakışmaz. Asla kötülük yapma. İlle de bir şey yapmak istiyorsan, onu iyiliğinden mahrum et’’ demiş.

Yoruma gerek bile yok herhalde, değil mi?

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

Kaderimin Efendisi, Ruhumun Kaptanı…

Eğer siz de benim gibi kaçırmışsanız fırsatını bulduğunuz anda izlemeniz gereken bir film: Invictus.. Clint Eastwood yönetmiş, başrollerinde Morgan Freeman ve Matt Damon var.  Bayıldım, çünkü gerçek, etkileyici ve birleştirici. Mandela 27 yıllık hapisten sonra devlet başkanı olur. Güney Afrika için zor yıllar. Siyahlar yıllarca beyazların zulmüne ve ayrımcılığına maruz kalmış. Artık ‘onlardan biri’ devleti yönettiğine göre, beyazlarla ödeşmek istiyorlar. Sene 1995 Güney Afrika, Dünya Rugby Şampiyonası’na ev sahipliği yapıyor. Gelin görün ki kendi halkı, bir oyuncu dışında tamamı beyaz olan milli takımı desteklemiyor! Film, Mandela’nın önce ‘beyaz’ takımı siyahi halka benimsetmesini, sonra da takımı kupa yolunda motive edişini anlatıyor. Herkesin en fazla çeyrek finale yükselmesini beklediği takım, Mandela’nın motivasyonuyla şampiyon oluyor!

 AYRIŞTIRICI DEĞİL, BİRLEŞTİRİCİ…

Spor, küfürle-kıyametle-üçkağıtla-holiganizmle ne kadar sevimsiz ve kötücülse..  Birleştirici olduğu zaman, birbirine uzak duran bir halkı gururda ve kardeşlikte buluşturabildiği zaman bir o kadar kutsal.

Aynı siyaset gibi. Mandela, eşine az rastlanır adalet ve olgunluktaki devlet adamlığıyla, ego savaşlarını, husumeti ve ötekileştirmeyi bir yana bırakıp kendi ulusunu birleştiren, dünyanın saygısını kazanan ‘kutsal’ bir lider. Nur içinde yatsın. Morgan Freeman olağanüstü canlandırmış.

Filme ismini veren William Ernest Henley’nin şiiri, Invictus (Fethedilemez).

Mandela hapis yattığı yıllar boyunca şiirde kuvvet ve dayanma gücü bulmuş.

“Kaderimin efendisi de, ruhumun kaptanı da benim” mısralarıyla biten şiir, zorluklar yaşayan ve gücü sınananlar için birebir.

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…

Bir Hayırlı Evlat Hikayesi

Voleybol Milli takımının 20 yaşındaki oyuncusu Metin Toy’unki, ruhlara iyi gelecek cinsten bir başarı öyküsü.

Annesi voleybol salonunda çaycıyken, Fenerbahçe Voleybol altyapı hocalarından biri 11 yaşındaki Metin’deki ışığı farkediyor. “Param yok” diyen anneye, “Bize emanet edin, gerisini düşünmeyin” diyorlar.

Bugünse.. Genç, yıldız ve A takımda toplam 33 kez mili formayı giyen 2 metre boyundaki bu genç adam gelecekte dünyanın en iyi pasör çaprazı olmaya aday gösteriliyor.

Annesi şimdi bir şirkette aşçı olarak çalışıyormuş. Metin “İşi bırak, artık sana ben bakacağım” demişse de annesi çalışmaya devam ediyor.

Metin Toy “Annem benim en büyük yaşama amacım. Onun sayesinde voleybolla tanıştım. Annem olmasaydı bu noktalara asla gelemezdim. Her zaman benim ellerimden tuttu, bana destek oldu. Ben de bir evlat olarak her zaman onun yanında olacağım” diyor.

Bir anne daha ne ister?

Benzer Yazılar

Nereye Yürüyorum?

/
Bayağı doğum sancısı yaşadım sayılır bu son haftalarda.…

Helal Olsun Mustafa Amca

/
İşte ömür boyu sevgi ve sadakatin örneği. Hatta, ömür…

‘Yol’, Stresi Kontrol Altına Almaktan Geçiyor

/
* Piyasaya çıkan kişisel gelişim kitaplarına hem mesafeliyim…. *…

Eskicilikten Kurtulmanın Hafifliği

/
Günün her saati hiç düşünmeden spora gidebilir, bir saat…

Fırsatlar ve Hayalkırıklıklarının Şehri

/
Film endüstrisinin global başkenti Los Angeles. Her cazibe…

Kanserleri Yere Seren Kadın…

/
Şahane tipli, incecik, kaslı bir kadın çimlerin üzerine…

Değişim Zamanı

/
İşinizden ayrıldınız. İsteğinizle değil. Atıldınız.…

Ayağa Kalkma Zamanı

/
İnişler çıkışlar demişken.. Madem bunlar kaçınılmaz,…