Hayranlık… Ve Gıpta..

Oscar ödül törenini resmen ekrana yapışarak izledim. Bu ‘tanıdıklık’ hissi çok normal. Çünkü bir anlamda o koltuklara oturanlar, o sahneye çıkanlarla büyüdük sayılır. Shirley Temple anılırken, Sidney Poitier nemli gözleriyle anonsunu yaparken benim de gözlerim doldu.

Sinema, büyülü dünyasının içine bizleri daha çocukken çekiveriyor, yönetmenin yarattığı bir dünyada, oynattığı karakterlerle bambaşka hayatların içine yolculuk ediyoruz.

Bu yüzden, törende genci yaşlısı bu büyük isimleri görmek hem nostaljik hem çok hoştu.

Hayranlık ve gıpta hissiyle doldum:

  • Bir televizyon şovu olarak, bütün yayıncılara parmak ısırtacak nitelikte başarılı bir yayındı. Her temaya uygun değişen sahne dekorlarından tutun da, kamera hareketlerinin profesyonelliğine kadar. Her şey aylarca, defalarca prova edilmişti. Gıpta ettim. Biraz da içim burkuldu. Özel televizyonculuğun ilk yıllarında, televizyonlarda bu gibi geceler düzenlemek, onları mümkün olduğunca ABD televizyonları standardına getirmek için hevesli bir çaba vardı. Kostümünden, içeriğine, öyle özenilirdi ki. Artık daha maliyetsiz ve risksiz ve tabii sıradan işler çıkıyor bizde. Bunun tek nedeni reklam pasta paylarının, yani paranın azalması da değil. İşin ‘ruhu’, iddiası kaybolalı çok uzun zaman oldu. Umarım geri gelir..
  • Katılanlar, en nefes kesici Bazı yıldızların Oscar öncesi rejim ve bakıma girdikleri sır değil. O geceye saygı duyuyorlar da ondan. Ben de bu özene çok saygı duyuyorum.
  • Bir sinemasever olarak gıpta ettiklerimin başında, Hollywood starlarının egosal sorunlarından büyük ölçüde sıyrılmış olmaları Sadece Oscar törenindeki tavırlardan bahsetmiyorum. İnsan içine çıkmaktan korkmuyorlar. Çocuğunu parka götürürken  davete gidiyor gibi giyinmiyorlar. Oscar ödüllü dünya güzeli kadın, sevgilisi ve oğluyla marketten sütünü kendi alıyor, mesela. Sevgili derken, o da Oscar’lı mesela. (Charlize Theron-Sean Penn). ‘Ne oldum’ demiyorlar yani.  Oscar’da da bunu gözledim.. Rezil olur muyum korkusu olmadan, aman elalem ne der demeden komiklikler yaptılar; kendilerini ti’ye aldılar, en önemlisi rakiplerine içten övgüler yağdırdılar. Ne güzel!
  • Bu özel geceyi Moviemax Oscars kanalında canlı yayınlayan Digiturk’e teşekkürler. Hem defalarca Oscar hem de seçim gecesi yayını yapmış bir televizyoncu olarak şunu söylemeliyim, ama: Bu tip yayınları bol konukla bölmek, yanlış. Elbette iyi seçilmiş ve söyleyecek sözü olanlar var stüdyoda. Ama nasıl seçim programlarında seçim sonuçları öncelikliyse ve uzun uzun analizler insana baygınlık veriyorsa, Oscar’ın izleyicisi de daha çok ‘orada ne oluyor’u merak ediyor. Uzun sohbetleri sonra, mesela sonuçların değerlendirildiği ertesi gece bir özel yayında yapsak da olur..

 

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Gittikten Sonra Böyle Anılmalı

Parayla alınamaz..                                                                 

Herkesin olamaz..

Servetin en büyüğü..

Uğruna bazen servetlerden vazgeçebilmeyi talep eder.

Ona bir ömür dikkat ve özen adamak gerekir.

‘İtibar’dan bahsediyorum.

Para kazanabilir, inanılmaz güç sahibi olabilirsiniz. Ama hak etmeden kolay kolay itibar sahibi olamazsınız. O nedenle itibar sahibi, haklı ün sahibi, varlığıyla bu dünyaya ciddi anlamda değer katmış insanlara çok saygı duyarım.

Geçtiğimiz haftasonu ‘Hocaların Hocası’ diye adlandırılan Prof. Dr. Erdoğan Alkin’i anma törenindeydim. Geçen yıl  ani bir şekilde kaybetmiştik. Oğullarından Prof. Emre Alkin’la yeni arkadaş olmuştuk, daha Erdoğan Bey’le tanışmaya fırsatım olmadan bir akşam hastaneye kaldırıldı.. Ve oradan çıkamadı…

Erdoğan Alkin, en az beş nesile ekonomi öğretmiş bir Hoca. Sadece Hoca değil, onlarca enstrüman çalabilen bir müzisyen, şair. Öğrencileri, Cumhurbaşkanlığından milletvekilliğine bu devletin her kademesinde görev yapmış isimler. Yıllarca gazete köşelerinden de ekonomi yorumlarını takip ettiğimiz Erdoğan Hoca’yı bir yıl boyunca ailesi ve arkadaşlarından o kadar çok dinledim ki. İnternet ve bilgisayarların olmadığı, araştırmaların yıllar sürdüğü, doktora tezlerinin daktilolarda binlerce zorlukla yazıldığı o yıllarda özverinin, tevazunun, azla yetinmenin ve düşünceye saygının ön planda olduğu bir yaşam iklimi varmış İstanbul Üniversitesi’nde. 1936’da Hitler’den kaçan Alman Hocaların kurduğu İktisat Fakültesi’nin efsane hocalarından biri Alkin. Ne tesadüf ki doğum yılı da 1936.

Anma töreninde düşündüm, izlediği yerde ne mutludur diye. Zira bu kadar dostun bu kadar sitayişle sizi anmasından, böyle itibardan değerli ne olabilir? Ben de bu dünyaya veda ettiğim zaman geride çok değer ve iz bırakabilmiş olmayı diledim içimden.

***

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Ya Çocukların Sorumlulukları?

Geçenlerde bir anne olarak hem gurur duydum, hem duygulandım. Büyük kızım Deren liseden mezun oldu. Başları kepli koca koca genç kızlara, genç adamlara baktıkça hep aynı soruyu sordum kendime. Ne çabuk geçti onca yıl?

Diploma töreninde okulun Yeni Zelandalı müdürü ABD eski başkanlarından John F. Kennedy’nin bir sözüne atıfta bulundu: “Çok şey verilenden çok şey beklenir”.

 Bütün çabalar çocuklarımıza daha çok imkan ve daha konforlu bir gelecek için. Onlar bizlerden daha şanslı, daha rahat olsunlar, hayallerinin peşinde koşabilsinler diye. O nedenle verdikçe veriyoruz.

Peki ya sorumluluk duygusu? Onu verebiliyor muyuz?

Her çocuğa  doğduğu andan itibaren nasıl büyük bir yatırım yapılıyor.  Bize de yapıldığı gibi. Sevgi, ilgi, şefkat.. Öte yandan ciddi anlamda maddi yatırım.. Bunu derken, üstümüze başımıza pahalı giysiler alınması gerekmiyor. Sokakta çalışmak zorunda bırakılan çocukların olduğu bir ülkede, çocukken başımızın üzerinde bir çatı, üzerimize giyecek kazağımız ve bize güzel yemekler pişiren  bir annemiz varsa, bu da bir ayrıcalık. Çocuklarımıza bu ayrıcalıkları onlara sunabilmenin bizim için en önemli şey olduğunu hissettirmek, tamam.  Ama onların da sorumluluklarını bilerek, karşılığında kendilerinden ne beklendiğinin farkında olmaları gerekiyor.

Zira günümüz çocuklarında- hele bizim ülkemizde- sanki anne baba, onların her istediğini sağlamaya ‘mecburmuş’ gibi bir inanç var.

 (Kendi çocuklarımı tenzih ederek söylüyorum bunu, çünkü sorumluluk bilincini onlara küçük yaşlardan itibaren aşılamayı görev bildim.)

Oysa çocuklardan genel olarak beklentimiz de atla deve değil.  Önce onlara bu imkanları sağlayan aileye teşekkür, sonra o imkanlarla elinden geleni yapmak, kendi ayaklarının üzerinde durabilecek bir birey olma yolunda çalışmak.

Bu kadar..

Yine onların mutluluğu için.

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Kadın Kadının Kurdu Olmayı Bıraksa..

Kadınların birbirine destek yerine çoğunlukla köstek olmayı seçmelerini oldum olası yadırgarım.

İş ve sosyal yaşamda karşılaştıkları sorun ve engeller bu denli ortadayken üstelik.  Orta alt sınıf kadınları, sadece hemcinsiyle daha rahat ettiği için kadın kadına birarada bulunmayı seçiyor. Çoğunlukla çalışmıyor.  Bizzat kadının standardının yükselmesini hedefleyen  gruplar dışında- ki buna birazdan sağlam bir örnek vereceğim-orta üst sınıf kadınlarsa, iş dünyası içinde maşallah erkekten daha erkek olmuş durumda. Kadın patron ya da yönetici, erkekleri daha ‘sorunsuz’ ve verimli bulduğu için çalışanlarını seçerken karşı cinse yöneliyor. Tabii, işin doğası da bunda etken, ama kadına yönelik pozitif ayrımcılık yapan, bilerek isteyerek daha çok kadın çalıştıran kadın patron çok az.

*****

İstisnalar kaideyi bozmaz.

Bırakın, kadının kadına destek için pozitif ayrımcılık yapmasını…

Ülkemizde ne yazık ki çoğu zaman ‘kadın kadının kurdu’.

İşyerinde, sosyal çevresinde, hemcinsine karşı korumacı değil, o, bu, şu nedenden dışlayıcı tavır takınıyor pek çok kadın. İş arkadaşı hemcinsini kıskanıyor, o başarılı olacağına bilmemkim bey terfi etsin, tercih ediyor.

Oysa bilmiyor ki, kadının her alanda güçlenmesi ve büyümesi, haklarının çiğnenmemesi sonuç olarak kendisinin, annesinin, kızının, ilerde torununun faydasına olacak.

İstisnai kadınlar elbette var. Çağdaş ve Bağımsız Yardımlaşma (Çaba) Derneği üyeleri, örneğin. Eşbaşkanlarından Özlem Cankurtaran çok yakın dostumdur; bu nedenle ben bir Çaba dostuyum. Kendini ihtiyaç sahibi çocukların hayatlarını güzelleştirmeye adamış bu kadınların her projesine elimden geldiği kadar destek vermeye çalışırım.

Bu yazıyı Bursa’da gece sabahın 3’ünde yazarken öyle enerji doluyum ki, yazıma ilham kaynağı olan kadın dayanışmasından söz etmeden geçemedim. Acıbadem Sağlık Grubu ve Çaba Derneği işbirliği ile gerçekleştirilen “Yuvamız Çiçek Açsın” adlı proje ve benim kitap imza günüm için bir otobüse doluştuk ve Bursa’ya geldik. İstanbul grubu olarak ilk gün, Bursa’nın iş kadınlarıyla buluşacaktık. Pelin Haşhaş’ın davetinde yaklaşık 70 kişi olmuştuk. Bursa’nın kadınları ne kadar güzel, zarif ve becerikli..

Çok azımız birbirini tanıyordu. Özlem Cankurtaran konuşmasında, ‘Tanışmak, fikir alışverişi yapmak ve desteğinizi istemek için geldik’ dedi ve.. Sonuç: Çok hızlı ve verimli şekilde kontaklar kuruldu, işbirliği olasılıklarının adı konuldu.

****

Kadının eğlencesi de bir başka

Akşamsa bir restoranın biz kadınlara ayrılmış üst katında fasıllı danslı yemekte kahkahalar ortalığı çınlatıyordu!

O az tanışan grup, bir kaç saat içinde birbirinin en özel hikayelerine vakıf oldu. Karşılıklı danslar ve şarkılarla harika bir geceyle ilk günü taçlandırdık.

Kadın olmanın bayıldığım kendine has bir sıcaklığı, iletişim biçimi var; hemcinsine kalkanını kuşanmamış kadınlarda bu hemen nasıl da kendini ortaya koyuyor. Ve sonrasında, harika güç birlikleri, muhteşem sonuçlar filiz veriyor.

Kadınlar… Birbirimize karşı kuşandığımız şu kalkanları bıraksak.

Aradığımız koalisyon ‘biz’iz.

Bir anlasak.

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Tencere Patlamak Üzere…

Sanki bir el kalbimi sıkıyor. Saatlerdir doğru düzgün nefes alamıyorum. Bu yazıyı yazdığımda Berkin’i kaybettiğimiz haberi yeni gelmişti.

Yazdığım yazıyı attım.

Yeni yazıyı bir kaç saat erteledim.

Nafile.

Bugün nereye gitsem herkeste derin bir üzüntü ve öfke vardı. En beklemeyeceğiniz insanlarda bile ortak duygu aynıydı.. Tepki verme isteği.. Sesini duyurmak.. İyi ama nasıl?

Sokakta, ofiste, sosyal medyada milyonlarca kişi ‘çocukluğundan vurulan’ Berkin’in erken vedasına ağlarken..

Sahneler, gösteriler birbiri ardına ertelenir, müzikler susarken.. Ünlüler, ünsüzler birbiri ardına başsağlığı mesajı yollar, dualar ederken…

Gezi olaylarında polisin destan yazdığını söyleyerek övünen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzından hala bir başsağlığı mesajı çıkmamıştı. Biraz empati, biraz şefkat, bu kadar mı zor geliyor?

Üstelik …Berkin’in ölümünü protesto için sokağa inen ODTÜ’lülerden, Taksim’de eylem yapanlara kadar herkes polisin ilaçlı suyu ve gazından fazlasıyla nasibini almaya devam ediyordu.

Ekmek almaya giderken polisin attığı biber gazı fişeğiyle vurulan kara gözlü oğlanın ölümü, vicdanı olan, kalbi olan herkesi üzer. Üzmeli. İnsanların, ülkenin içinde bulunduğu halin de verdiği psikolojiyle sokağa inmek, tepkilerini haykırmak istemeleri çok normal. Bunu görmek için sosyoloji bilmeye gerek yok; duyan kulak, gören göz, en önemlisi de hisseden bir kalp yeter.

Düdüklü tencerede basınç artıyor. Basıncı boşaltacak düdükse çalışmıyor.

Toplum, muhalif sesler ve tepkiler bastırıldığı için ciddi şekilde kaynama noktasına gidiyor ama düdüklü tencereye mukayyet olması gerekenler, aksine ateşi daha da yükseltiyor.

Ne zaman anlayacaklar merak ediyorum.. Tencere patladıktan sonra ortalığı toparlamak, yaraları sarmak çok daha zor olacak.

Şu ateşin altını bir kıssanız. Biraz empati. Biraz şefkat..

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Ben Bir Gün Kadınken

‘’Sen ne diyorsun hocam.. Biz iş dünyası içinde yükselebilmeyi başarmış kadınlarız.. Bizim başarısız olacağımız bir iş yok!’’

 Böyle emindik KAGİDER’liler olarak tiyatroya heves ettiğimiz gün. BKM Genel Koordinatörü Celal Tak  iddialı grubumuza önce şöyle bir bakmış, sonra sahnede oyunculuğun başka hiç bir işe benzemediğini, orada iki laf bile etmenin ne zor olduğunu bizzat üzerimizde örnekler vererek göstermişti.. Ne günlerdi! Kimler yoktu ki aramızda.. Hayatında bir topluluk karşısında kısa konuşma bile yapmamış olanlarımız . Doğası gereği çekingen olanlarımız. Yönetmene işini öğretmeye kalkanlarımızJ.. Zor kadınlardık vesselam. Ama Celal Hoca bizi bir kaç haftada muma çevirdi. Hocamızı can kulağıyla dinleyip, bizden her beklediği performansı göstermek için çabaladığımız 6 ayın sonunda iki gece üstüste, Cumartesi-Pazar sahnedeydik.

* ‘Ben Bir Gün Kadınken’i sahnelemeden önce kulisteki halimiz görülmeye değerdi. Koca koca

insanlar, bir yandan heyecandan ölüyoruz. Bir yandan da yuvadaki çocuklar gibi durmadan ve aynı anda konuşuyoruz. Konuşma demişken, adına büyük risk alıyoruz, zira ekibin yüzde 90’ı hastalıktan kırılıyor. Serumla, maskeyle bile gelenimiz vardı, düşünün.

* Seyircimiz muhteşemdi, öyle çok güldüler ki biz de çok motive olduk sahne üzerinde. İki gecelik bilet/davetiye satışından ve sponsorlardan elde edilen gelirle hayırlı bir iş yapacağız. Online eğitim amacıyla kuracağımız Kagider Akademi, girişimci ruhu olan kadın erkek herkesi iş hayatına hazırlayacak.

* Destekçilerimiz olmadan olmazdı. BKM’nin emeği büyük. Bir de sahnemizi gönüllü olarak bizlerle paylaşan profesyonel sanatçı arkadaşlarımız-ki erkek rollerini onlar oynadı. Hakan Bilgin, Yavuz Pekman ve Caner Alkaya’nın katkısı bizim oyunumuzu da yukarı taşıdı. Sağolsunlar varolsunlar…

* Oyun bitip de alkışların keyfini çıkardıktan sonra gece geç saatlere kadar konuşma trafiğimiz devam etti. Gripten sonra esas çok daha kalıcı olan sahne virüsü bulaşmıştı bir kere… Herkes ‘Bir şekilde sanat hayatımızı devam ettirmeliyiz!’ duygusundaydı.

* Çok başarılı bir iş kadını olan Sanem Oktar’ın yirmi yıl sonra sahneye dönüşü muhteşem oldu. Sanem, Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular’ından. Sahnede o kadar iyiydi, performans sonrası öyle müthiş bir elektrik yayıyordu ki, bence bu hikaye böyle bitmez. İçindeki sanatçı bir daha hapsolur mu, bilmem.

* Uzun lafın kısası.. Çok emek verdik, harika bir ekiple çalıştık ve iyi bir iş yaptık. Umarım Kagider Akademi’yle de binlerce insanın hayatının değişmesine, yeni yönler kazanmasına katkımız olur.

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

İyi ki Böyle Bir ‘Çaba’ Var..

Cumartesi gecesi ünlü babalar, kollarında kızlarıyla podyuma çıktı. Çaba Derneği’nin kurucu üyelerinden modacı Sıla Öztürk’ün kıyafetleriyle. Her babanın yüzünde bir gurur ki, sormayın gitsin. E haklılardı tabii, kızların hepsi kuğu gibiydi. En ön sıralar da izlemeleri için annelere ayrılmıştı. Bu yıl kermes, defile ve önümüzdeki ay yapılacak Sezen Aksu konseri sayesinde elde edilecek parayla Florya’daki Çocuk ve Gençlik Merkez Binası’nı baştan aşağı yapmak. Sokakta yaşayan, ailesi olmayan çocuklar hayata tutunsun diye.

Sıla Öztürk, alkışlar arasında “Özlem’le (Kardeşi, Derneğin başkanı Özlem Cankurtaran) babamızı gökyüzüne uğurlayalı 8 yıl oldu, onun için bu gecenin bizim için anlamı tahmin dahi edemezsiniz” dedi… Ben tahmin edebiliyordum. Sıla da, Özlem de can dostlarım çünkü. Sevgili babalarına bağlılıklarına, ona duydukları aşka öyle çok şahit oldum ki..

Benden de bu yılki gösteri için bir ricada bulunmuşlar, defilenin açılışında Yeni Türkü’nün ‘Bana bir Masal Anlat Baba’ şarkısını seslendirmemi istemişlerdi. Ben de çıkıp söyledim… Göklerdeki babam için. Özlem’le Sıla’nın babası için. Hayat arkadaşımın babası için.. Çocuklarına erken veda etmiş tüm babalar için. Üzerine genç yaşta sevgili anne babasından ayrılan Murat Güloğlu’nun şiiri de gelince gözlerimizin nemlenmesi kaçınılmaz oldu.

Hayatımızın bu dönemecinde, biraraya gelip de ailesiz, evsiz çocuklara kendilerini ait hissedebilecekleri bir kampus verebilmek ne şahane bir duygu. Geçen yıl Ayvansaray’daki bina bitip de oradaki çocukları ziyarete gittiğimizde ne mutlu olmuştuk.. Darısı Florya’nın başına…

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Kendi Çalıp Kendi Söyleyenler…

Önce uzun giriş cümleleri.. Sonra da ‘Halkla yaptığımız bu görüşmelerden yola çıkarak edindiğimiz izlenim’ tadında bir şeyler. Halk merak ediyormuş. Ekmeleddin İhsanoğlu, ekmek fiyatını kesin bilmiyordur, diyormuş halk.

Amacı gazetecilikten ziyade ‘tutması gereken tarafın rakibini karalamak’ olan arkadaşlar… Artık şu  ‘Halk diyor ki’ uyanıklığı olmuyor. Kimse yemiyor. Soruna güven, açık açık kendi sorunmuş- ya da yazıişleri senden istemiş- gibi sor.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun basın toplantısına, Yeni Akit gazetesi muhabirinin alınması da, soru sorabilmesi de Türkiye’deki yeni konjonktürde alışıldık bir şey değil. Kamplara alıştık, zira muhalif gazetelerin temsilcileri de Başbakan’a soru soramıyor.

İhsanoğlu, her şeye rağmen ekmeğin fiyatını ders verir gibi söyledi. “Cevabım yeterli değilse sizin benim ağzımdan istediğinizi yazabilirsiniz” dedi.  Yazabilirlerdi de. Yalan mı? Günümüz Türkiyesi’nde  herkes her haberden, her demeçten, her vahşetten, her başarı öyküsünden kendi görmek ve duymak istediği kadarını alıp yaymıyor mu? 

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

Şampiyon Hocanın Düşündürdükleri

Akdeniz’in incilerinden Sardinya’daydık. Yan masamızda bir de kimi görelim? Alman Milli Takımının teknik direktörü Joachim Löw. Dünya Şampiyonu bir takımın hocası olarak pek mütevazıydı– hal ve tavırları başarıyı hazmetmiş bir spor adamına yakışır nitelikteydi. Tebriklerimizi ilettik, resim de çektirdik.

Ertesi gün gittiğimiz spor salonunda da karşılaşınca

Löw, tatil muhabbetimizin konusu oldu. Malum, daha önce Fenerbahçe ve Adanaspor’u çalıştırmış. Pavarotti gibi yolu Türkiye’den geçip, buralarda beğenilmeyip  sonra dünya çapında başarılı olanlardan.

Daha geçenlerde -Dünya Kupası’nı Almanlar kazandıktan hemen sonra yani- Alman hocayı Adanaspor’dan kovan eski başkan Çağdaş Ergin açıklama yapmıştı. Adeta övünerek “Onu buradan ben gönderdim” demişti! Hatta bununla da kalmamış, “Almanya’yı bugün her hoca şampiyon yapar. Kolaysa gelsin Adanaspor’u şampiyon yapsın!” demişti.

İşte bu zihniyet, neden tam olarak hiç bir sektörde dünya çapında isim çıkaramadığımızın ispatı. ‘Öyle isimlerimiz var’ diyenlere hatırlatırım: Ulusal gurur kaynağı olabilmiş Türklerin neredeyse hepsi ömürlerinin uzun bir bölümünü yurtdışında geçirmiş oluyorlar. Yani onlara destek ve şans verenler de biz değiliz. Batıda insana yatırım esas. Bizde başarının bir takım işi olduğu, insana zaman tanınması gerektiği hep es geçiliyor. Tahammülsüz ve de sabırsızız üstelik.  Bugünden yarına başarı bekliyor, hemen olmayınca da insanları harcayıveriyoruz.

Joachim Löw ve benzerlerinin hikayesi bize ders olmalı.

Haa, istenilmeyen, harcanmış olan bizsek de öyle. Her şartta insan yoluna devam etmeli.

Başarı kendine inanan ve pes etmeyenlerin dostudur.

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…

‘Son Umut’ Ve Russell Crowe

Geçen gece Russell Crowe’un filmi ‘Son Umut’un galasındaydık.

Bizim yıldızlarımızı, bizim toprağımızı, bize dair kültürel izleri Hollywood isimleriyle  yanyana beyazperdede izlemek pek hoş bir his. Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz, filmin ilk dakikalarından sonuna kadar hikayenin ana eksenindeydiler. Çanakkale Savaşları’na bizim açımızdan da bakan bir yabancı filmde bizim starlarımızı alkışlamak çok gurur vericiydi.

  • Sevgili Yılmaz Erdoğan’dan dinlediğim kadarıyla Russell Crowe bu roller için bazı yerli filmlerimizi izlemiş, aktörlerin performanslarını incelemiş. Ve Yılmaz’la Cem’de karar kılmış. Yılmaz Erdoğan’a eski bir öğrencisi aracılığıyla telefonla ulaşıldığında ‘Russell Crowe görüşmek istiyor’ teklifini ünlü oyuncu önce espri sanmış.
  • Filmde Türkler iyi, gözüpek. Askerimiz adil, mert.. Bizim açımızdan olumlu propaganda olduğu söylenebilir. Çanakkale Savaşlarında kaybettiği üç oğlunu bulmak için Gelibolu’ya gelen Avustralyalı baba Joshua Connor, bir ara bizimkilerle omuz omuza Yunanlılara karşı savaşıyor bile..
  • Russell Crowe, rahmetli amcam Bülent’e benzettiğim için hangi karakteri canladırırsa canlandırsın sempati duyduğum bir aktör. Filmde samimi ve inandırıcıydı. Gerçek hayatta da mutevazı görüntülü, sakin sessiz bir adam izlenimi veriyor. Filmden sonraki ‘after-party’de bütün gece bir köşede prodüksiyon ekibinden yabancı arkadaşlarıyla konuştu Crowe.
  • Türklerin ağırlıkta olduğu partide Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz ilgi odağıydılar. Etrafları her daim çevrili ve neşeleri yerindeydi
  • Filmin başrol kadın oyuncusu Olga Kurylenko hem beyazperdede hem de gala gecesinde kuğu gibiydi. Ruslara nimet ince uzun fiziği, sempatikliği, sade ama iddialı beyaz elbisesiyle gecenin güzeliydi. Beni filmle ilgili bir tek Kurylenko’ya yapılan Türkçe dublaj rahatsız etti. Daha iyi Türkçe konuşması sağlansaymış ve hiç dublaj yapılmasaymış daha iyi olurmuş sanki.
  • Gala, Elle Style Awards’la aynı geceye denk geldi. Ödül törenini tercih edip de filmi izlemeyenler, after-party’yi kaçırmak istememişlerdi anlaşılan. Bebeköy Mac’teki en fazla elli kişinin davetli olduğu alan yüzlerce kişinin hücumuna uğradı.

Benzer Yazılar

“Bana Bir Daha Barış Demeyin…”

/
Onun adı Esma Al Gul.  Filistinli bir gazeteci. Esma, günlük…

Evlenmeniz Gereken Gerçek Kişi..

/
Tracy McMillan, yazar, televizyon yapımcısı ve ilişkiler…

“Kredimi Bir Ödesen N’olur Be Abla..”

/
Bir mesaj ki.. Okurken yüreğin sıkıntıya girmemesi mümkün…

Dert Dinler misiniz?

/
Paylaşmak, insanlığın gereklerindendir. Dertler paylaştıkça…

Monaco’nun Grace’i…

/
Seyirciyle buluşma tarihi ertelendikçe ertelendi. Yönetmeni…

Hizaya Gelmeyenin Poposunu Dürten Koltuk

/
Kültürel bir şey bu. Batı ülkelerine seyahat edenler ne…

Kumaş Bezin Dönüşü..

/
Çevre bilinci arttıkça kumaş bezleri savunan kampanyalar…

“Beni Dövdü, Bana Tükürdü” Derse..

/
Gözümün önünde bacağını uzatarak havada uçtu. Ve bir…